>

Bazı kitapları okurken öyle heyecanlanıyorum ki, daha kitabı bitirmeden hakkında yazmak, konuşmak, içimi dökmek geliyor. Murakami’nin Sahilde Kafka’sı da bunlardan bir tanesi.

Murakami hakkında bir çok tavsiye duymuş olsam da altzine’de Aylin Sökmen’in çevirisiyle yayınlanan küçücük bir öyküsünden başka bir şey okumadım: Güzel Bir Nisan Sabahı %100 Mükemmel Kızı Görmek Üzerine.

Yaz sonunda tam satın alacaktım ki… bu seneki kitap değişim programındaki arkadaşlardan birinin adı geçen eseri eylül ayı itibariyle çembere koyacağını öğrendim. Hadi dedim bekleyeyim, zaten elimde okunacak bir sürü şey var. Kısmet bu aya düştü. Gerçi şimdiden söyleyeyim mutlaka elimde bulunması açısından, çünkü zaman zaman açar bakarım, referans kitabı gibi bir şey olacak eminim, ilk fırsatta Türkçe çevirisini de alacağım.

Parantez içinde çeviriler konusunda söylemek istediğim şeyler var. Nasıl olur bilmem ama Fransızca çeviri okuduğum kitaplardan hiç biri Türkçe’lerin aksine çeviri kokmaz. Belki de ben anlamıyorumdur, kim bilir… Fransızca dublaj yapılmış Yabancı filmlerin çoğunu da Türkçe dublajlıların aksine de ayıla bayıla seyrederim.

Sevdiğim yazarlar vardır, bu blogda da ara sıra paylaşıyorum. Ancak şimdiye kadar kıskandığım hiç bir yazar olmamıştı. Bırakın yazarı bugüne gerçekten kıskandığım, imrendiğim pek bir insan, hayvanları ayrı tutuyorum, zaman zaman ne düşündüğüm belli olmaz,  olmamıştı. Fakat bu Murakami’yi gerçekten kıskandım. Yaşadığı hayatı değil tabii ki, yazılarını, yazma biçimini, anlatım tarzını… Onun gibi yazabilmeyi isterdim.

Kitabın henüz 80. sayfasındayım. O kadar başı ki, ancak birinci sayfadan itibaren bir şekilde beni içine aldı. Şu ana kadar, Kafka adında 15 yaşında evinden kaçıp bir sahil kasabasına gelmiş bir karakter var. İstanbul’dan Antalya gibi bir mesafe. Bu 80 sayfa içerisinde öylesine merak ettim sorular var ki, kitabı elimden bırakamıyorum.

Kim bu Kafka? Gerçek mi hayal mi?
Adı gerçek mi yoksa büyük ihtimalle kendisi mi edinmiş?
Babası Kafka’yı bulabilecek mi? Dahası arayacak mı evden kaçan oğlunu?
Babasının kehaneti nedir?
Kafka annesi ve kız kardeşini bulabilecek mi?
Kafka’nın aile öyküsü nedir?
Annesi ve kız kardeşine neler olmuş?
Karga adındaki oğlan çocuğu kim? Gerçi ufak tefek ipuçları çıktı ortaya.
Kafka neyin peşinde? Aradığını bulabilecek mi?

Kafka’nın öyküsüyle eş güdümlü giden ikinci dünya savaşı sırasında bir çocuk olan ve bir sınıf gezisi sırasında aniden bayılan ve 2 saat baygın kalan 16 çocuktan ayılmayan, iki hafta sonra ayıldığındaysa o güne kadarki tüm hatıraları silinen Nakata’ya gerçekte ne olmuş?
Nakata kedilerle konuşabildiğini nasıl ve ne zaman anlamış?
Nakata gerçekte olanları hatırlıyor mu yoksa devletin bağladığı aylıktan mahrum kalmamak için hatırlamıyor numarası mı yapıyor?

Kitapta ilerledikçe belki de bu soruların cevapları önemini yitirecek ya da çok daha büyük sorulara kapı açacak. Yalnız bildiğim bir şey var ki, Da Vinci’nin Şifresini okurken ne kadar sıkıldıysam ve hiç merak etmediysem bu kitabı da o derecede heyecanla okuyor ve merak ediyorum.

Kitabın 52. sayfasında Kafka ile gittiği o sahil kasabasındaki özel kitaplıktan bir kişi arasında şu konuşma geçer. Sanırım kitabın özü de işte bu konuşmaya dayalı.

– Platon’un Ziyafet/Şölen’inde Aristofan geçmişin mitoloji dünyasında üç cins insanoğlunun olduğunu söyler. Bu hikayeyi biliyor musun?

– Hayır.

– Bir zamanlar insanlar kadın ya da erkek olarak değil, erkek/erkek, erkek/kadın ya da kadın/kadın olarak doğarlarmış. Diğer bir deyişle tek bir insan yapabilmek için bugünün iki kişisini bir araya getirmek gerekir. Bu şekilde herkes hayatından memnunmuş ve günler barış içinde akıp gidiyormuş. Ancak Tanrı eline bir kılıç almış ve tüm insanları tam ortadan ve gayet net bir şekilde ikiye kesmiş. Sonuç: kadınlar ve erkekler ortaya çıkmış, ve insanlar tüm hayatları boyunca kaybolan yarılarını aramak için bir oraya bir buraya koşuşturur olmuşlar.

– Peki Tanrı bunu neden yapmış?

– İnsanları ikiye bölmeyi mi? Ne bileyim ben. Genelde Tanrının ne yaptığı pek anlaşılmaz. Çok kolay öfkelenir ve bir de, nasıl desem, idealizme karşı bir eğilimi vardır. Sanırım bu bir cezalandırmaydı. Kutsal Kitap’ta Adem ile Havva’yı cennetten kovaladığı zamanki gibi.

Platon’un Ziyafet/Şölen’ini Irene Papas’dan seyretmek isteyenler için işte bağlantı:
(Sekiz ayrı klip halinde ve Fransızca. Daha iyisini bulamadım)

Platon’un Ziyafet/Şölen’i 

Murakami’yi ve bu kitabı

KISKANDIM. KISKANDIM. KISKANDIM.

Reklamlar