>

Ev değiştirmeyi ne derece sevmesem, ofis değişikliğini o derece tutuyorum. Bu seferki değişiklik biraz da koşulları iyileştirme kaygısından. İlk ofisin yeri çok güzeldi, eve on dakika, ama kışın ısınma problemi vardı. Masa başında otururken el ayak donması gibi…

Sonra nasıl söylesem mekanda bir garip şahsiyetsizlik rüzgarı esiyordu ki kitapların olduğu bir yerde bu duyguyu yaratabilmek oldukça güç.

Bir üçüncü sorun, internet bağlantısındaki güçlüklerdi. Bir kere belediye kitaplığı olduğu için öyle her siteye vs girmek yasak. Kitaplıkta çalışılır kardeşim hesabı, bilumum facebook, twitter yasak. Bazı bloglar yasak. Dolayısıyla kendi ttnet bağlantımdan faydalanıp ek ücret ödüyordum. Her seferinde bağlantı değiştir zor iş.

Bir de eski ofisin bağlantısından girdiğim kaynak sitelerindeki reklamlar bir garip kayıyorlardı. Örneğin, her zaman girdiğim sözlük sitelerini açtığımda…. tureng, wordreference, onelook gibi.. sayfanın üst kısmında ya da yan taraflarda açılan reklam mahiyetindeki pencereler aşağıya doğru akıyordu. Bu da daha önce hiç başıma gelmemiş bir şeydi. Ne zararı var diyeceksiniz? Tıklamak istediğim hedefi bir türlü tutturamaz olmuştum.  Uzun zaman görevlilerle cebelleştik durduk onlar da bir anlam veremediler. Ama bilmem hiç dikkat ettiniz mi bazı mekanlardaki bazı görevlilerde bir kaderi kabul etme havası vardır işte bir müddet sonra bu ofiste de biraz öyle oldu.

Az kaldı unutuyordum tüm bunlardan başka tuvalet problemi de oldukça önemli. Zaten el ve ayakların soğuk olması durumunda tuvalet trafiğinde biraz yoğunluk yaşanmaya başlamıştı. Çalıştığım salon üst kat. Tuvaletse buz gibi, hiç bir ısıtması olmayan, hani antik zamanlarda bahçedeki kömürlük misali, o kadar olmasa bile nedense beyaz laboratuar karolarıyla karakol tuvaletlerini andıran bodrum katında sararmış yağlıboya kapı pervazları olan sevimli bir mekandı. Tuvalete gitmek işkence seanslarını andırır duruma gelmeye ramak kala ofis değişikliği fikri durumu kurtardı.

Velhasıl Caddebostan Nero’nun üst katına taşınmış durumdayım. Manzara mükemmel. Fonda hafif bir klasik müzik, bazen jazz… Sıcacık mis kokulu kahveler. Internet ücretsiz. Gerçi fiyatlara oldukça yansıtılmış. Yine de iki iyileştirme noktası daha olabilir. Bir tanesi ofislerin olduğu üst katta bayanlar tuvaletinin bulunmaması. Hani bu ülkede sadece erkekler çalışırmış hesabı, ikincisi aşağı katla iletişimi sağlamaya yarayacak telefon, telsiz, walkie talkie cinsinden ne olursa artık hiçbir aletin bulunmaması. Bu da en ufak bir ihtiyaçta aşağıya intikal etmemizi gerektiriyor. Halbuki açsan telefonu oda siparişi verir gibi istediklerini söylesen onlar da yukarı getirseler…

Neyse aslında buna da razıyım. Ama hani olur da bu blogu bir okuyan olursa öneriler bunlar.

Hafta sonu Inception dışında Javier Bardem’in Biutiful filmini seyrettim. Adamın oyununa bayıldım. Hem yakışıklı hem de pek bir oyuncu. Maramba rolündeki Maricel Alvarez’e bittim. Tipleme süper. Müthiş eğlenceli bir manik depresifi canlandırmış. O kadar doğal ki, Maricel’in gerçek hayattaki kişiliğini merak ettim desem… Ne yalan söyleyeyim biraz da imrenmedim değil. Öylesine dolu dolu ve enerjik bir yaşam. Tabii genelde filmde manik tarafların altı çizilmiş. Bu arada filmdeki kaçak işçilerin dramı, yaşam koşulları falan öylesine tanıdık geldi ki… neden acaba diye düşünmekten kendimi alamadım. Halbuki biz artık çok gelişmiş bir Avrupa ülkesi olduk ama…
Inception filmini ise düşünmeden edemiyorum. Rüya içinde rüya, içinde rüya, içinde yine rüya. Bir aralar peki filmin sonunda ne oldu ya… cinsinden dedikoduların döndüğünü hatırladım. 602.Gece‘nin yazdığı gibi aslında sonunda ne olup bittiğinin bir önemi yok. Gene de kendi fikrimi belirtmeden edemeyeceğim. Bana kalırsa esas çocuk rüya ortamında sıkışıp kaldı. Rüyası gerçekliği oldu ve mutlu mesut yoluna devam ediyor. Yani zihinsel olarak Amerika’ya evine ve çocuklarına döndü ama kendisi fiziksel olarak nerede? Sanırım akıl hastanelerinden birinin odasında tecrit vaziyetlerinde harcanıp gidiyor. Her neyse bol rüya gören ve rüyalarını hatırlayan benim gibi biri için ulaşılamaz ülke gibi bir şey oldu bu film.
Takipteki bloglara bir eklenti daha: çılgın ve samimi
Tıklayın ve Görün.
Reklamlar