>

Cafe Nero’da oturuyorduk bir arkadaşım şu an hatırlayamadığım bir ressamın, yoksa yazar mıydı her neyse, şu sözünü söyledi:

“Umarım ilham beni çalışırken yakalar.”

Şu an şunu söyleyebilirim:

İlham KESİNLİKLE Çalışırken Yakalar.

Dün ofiste geç saatlere kadar oturdum araştırma yaptım. Hafta başından beri ofise düzenli gidiyor ve projem üzerinde çalışıyorum. Esas kızın işi, yaşı, esas kızın arkadaşları konusunda hep çekincelerim vardı. İsimlerini oluşturalı çok olduydu ama simaları ve kişilikleri bir türlü hayalimde canlanmıyordu. Dün ofiste aralarında geçen bir konuşma sahnesini yazarken yine aydınlanıverdim. Esas kızın karakteri henüz oynak, kaypak ama yan karakterler çok net olarak kafamda belirdi. Ayrıca dün sabah evde C.İ (hatırlamayanlar için canımın içi anlamına gelir) ile konuşurken esas çocuğun hayali canlanıverdi. Hem de çok meşhur birisi. Söylesem aaa o mu denecek türden. Bugün artık aramızda değil ama daha önceleri tüm dünyanın kalbine taht kurmuşlardan. Bu kadar ipucu yeter.

Bu sabah da bu aydınlanmalarımı ilk yazdığım öykülerin yazma sürecini düşünerek yöntemleştirmeye çalıştım. Öncelikle yazdıklarım iki türden: (bugün de hep iki nokta üst üste günümdeyim galiba, her cümlenin sonuna koymamak için kendimi zor tutuyorum)

1- Yazarken çok eğlendiklerim, aklımdaki bitene kadar yerimden kıpırdamadıklarım. Ki bunlar daha sonradan okuyucular tarafından da (epi topu bir kaç kişi) beğenilen  iyi yorum alan öyküler.

2- Yazarken acayip bunalıp sıkıldıklarım, içimi daranlar, oturup kalkıp bir türlü ilerlemiyor dediklerim. Bunlar nispeten az. Okuyanların beni kırmamak için bu biraz değişik olmuş, yine de güzel vs şeklinde yorumladıkları.

Aralarındaki farkı daha net düşündüm. İkincisini boş veriyorum. Birinci kategoriden olanları yazarken ki sürecimi hatırlamaya çalıştım. Her birinde öykünün mekanını, kişilerini oldukta net bir şekilde kafamda canlandırdığımı anladım. Kadın taksiye biniyorsa eğer, taksiyi çağırmak için kolunu kaldırdığını bile görebiliyorum. Üzerindeki giysiyi, saçlarının dalgalanmasını, ayağının burkulmasını, sokağın parke taşlarını, taksinin sarı siyah damalarını, vs… Tabii bunların hepsini yazdıklarıma yansıtamamış olabilirim, çünkü şöyle de pis bir huyum var; mekanları ve detayları unutup ana hareketlere ve kurguya odaklanıyorum. Bu da şunu kanıtlıyor, tüm yazdıklarım en az ikinci bir defa, dekora ilişkin süslemeler, zenginleştirmeler için elden geçmeli…

Yine ilk öykümden örnek verirsem; bu bir ev içinde bir yemek ortamı. Yemek öncesi aperitif alınıyor. Esas kızla birlikte toplam beş kişiler. Daha sonra iki kişi daha girip çıkıyor. Onlar da kafamda mevcut. Hatta bir tanesi Cengiz diye bir arkadaşım var. Fotografçı. Ta kendisi. Hani benim öyküde de fotografçı olarak önemli eleman. Karakter rolünde… Yardımcı oyuncu. Diğer beş kişi de etiyle kanıyla canıyla hayalimde. Şimdi onların hepsini açıklayamayacağım tanınmış kişiler.

Yalnız iki tanesini belirtmekte bir sakınca yok: (yine iki nokta üst üste) Jean Jacques Rousseau ve Özdemir Asaf.

JJR’yu pek severim. Öyküyü yazdığım sıralarda özel hayatının bir bölümüne ilişkin büyük bir roman okumuştum. Böylelikle yazdıkları ve özel hayatındaki çelişkiler kafamda çok canlıydı.

Asaf babamın arkadaşıydı. Kaç senesiydi bilmiyorum bir akşam Bebek’te bir barda kendisine rastladık. Masasına davet etti.  Bir kaç saat boyunca hoş sohbet bir ortam oldu. Daha doğrusu o konuştu biz dinledik. Sonra bana yeni çıkan şiir kitabını imzaladı verdi. Gecenin geç saatlerinde dağıldık. Büyük ihtimalle annem de bizimleydi. Bense orta okul ya da lise yıllarında olmalıyım. İşte o sahne beni çok etkiledi. Hala tüm canlılığıyla (bu da benim hüsnü kuruntum tabii) zihnimdedir.

Yazdıklarımı okudum da beni tanımayan beynimde bir dolu film gösteri salonu var zanneder. Bir anlamda öyle, bu salonlarda gece gündüz hiç durmaksızın (devamlı, arada parçalar olan, bu tabiri yaşı biraz büyük olanlar bilir) vizyonda bir şeyler olur.  Ve bu kendimi bildim bileli böyledir. Bir müddet çok kişilikli olduğuma, içimde bir sürü başka karakterlerin var olduğuna ve hep birlikte bir kargaşa halinde yaşadığımıza inanmış olsam da bugün bu ayrımı net olarak anlayabiliyorum.

Şimdi yapmaya çalıştığıma gelince film gösteri salonlarını film yapım stüdyolarına dönüştürme işlemi. Becerebildiğim gün ilk romanımda bitmiş olacak.

Not: Yazıyla ilgisiz fotoğraflar koymaya devam ediyorum.

Reklamlar