Etiketler

,

Gözlerimden uyku akıyor ve  buna rağmen sene sonuna kadar her güne bir gönderi sözü verdiğim için göz kapaklarımın arasına açık durmaları için kibrit çöpü sıkıştırmış biçimde yazmaya çabalıyorum. Baktım olmayacak mutfağa gidip üç beş adet kakaolu petit beurre bisküvi aldım geldim. Kafamın düşmesini, gözlerimin kapanmasını engellemek için en emin yol ağzımın çalışması.

Arap işi deyince aklıma şıkır şıkır, pırıl pırıl, rengarenk, kat kat, üst üste, anlaşılacağı sadenin zıt anlamlısı, her yönden zengin işi, pahada maneviyatta yüklü şeyler gelir. Romanda olursa nasıl olur? Çok etkili olur.

Çok etkiliden kasıt mülti milyonerdeki mülti ön ekine eş değer olması. Öyküdeki tek etki kuralının aksine mülti etki. Tamam roman zaten her iki anlamda da çok etkili bir şey. Ve öyle olması bekleniyor. Ancak bu mültiliğin sınırı nedir? Açık konuşmak gerekirse bu iş kaça patlar? 3-5-7 rayici neyse söyleyin beyler, ben de yazarken ona göre yazayım.

Yazıda horozdan bahsederken aniden eşeğe atlamayı çok sık yaparım. Öyle olunca öykü yazmakta haliyle zorlandım. Bu işi hakkaniyetiyle yapabilmek için az ve öz konuşmak lazım ki o da benim harcım değil. Bilindiği gibi eylülden bu yana kararım şu: madem tek etkide kendimi sınırlanmış ve özgürlüğümü kısıtlanmış hissediyorum, o zaman roman yazarım. Daha geniş bir alan mülti-etki. O-oh, gel keyfim gel. Başladım çala kaşık döktürmeye. Bir tarafından tuttum, başladım tıkır tıkır harflere basmaya, olay detaylandıkça detaylandı. Dallandı budaklandı. Donmakta olan su damlası gibi iyice yayıldı.

Geçen hafta geriye dönüp bir de baktım ki bu roman aynen arap işine dönmüş. Daha bir olay çözümlenmeden diğeri başlamış, içinde başka bir kaç olay daha gelişmiş, derken habire iç içe açılan parantezler misali açıldıkça açılmış. Hadi koskoca bir A3 kağıt aldım ve tuttum olaylarla kişilerin bir şemasını çizdim diyelim, ki takibi kolay olsun açılan parantezler kapansın. Peki sonra ne olacak?

Benim roman değme dizilere taş çıkartacak derecede hareketli ve olaylı. Aynı eski Türk filmleri gibi.

Alkolik babanın kızı genç yaşta çalışmak zorunda kalır. Zengin delikanlıya aşık olur. Ancak mahalledeki kız arkadaşının abisi tarafından tecavüze uğrar babası onunla evlendirir. Bu arada zengin delikanlıyla gezip tozarlar, hamile kalır. Kayın peder çocuğun babasının zengin delikanlı olduğunu öğrenir, kızı bıçaklar. Kız kardeş zengin delikanlının anne ve babasına şantaj yapar. Koca, karısının bıçaklandığını öğrenince hastaneye koşarken trafik kazası geçirir. Abisinin kazasına çok üzülen kız kardeş zengin delikanlının yüzüne kezzap atar. Esas kız iyileşip hastaneden çıkınca kocasının komada olduğunu, zengin sevgilinin ise bir gözünün kör olarak içine kapandığını öğrenir. O artık şarkı sözü yazmaktadır. Esas kız üzüntüden gazinolara düşer. Şarkıcı olur. Gazino patronu esas kızı himayesine alır. Hatta çocuğu doğurunca  nüfusuna geçirir, vs… İşte böyle bir şey. Türk işi, Arap işi bunu yapan valla bir tek ben kişi.

Bu işe bir dur demenin sırası. Fakat az olayla çok sayfa roman nasıl yazılır? Bu konuda bildiğiniz bir kitap var mı? Şimdi ben ne yapayım, belgesel kanalı açıp romanın aralarını kuşların böceklerin tarifini yaparak mı doldurayım? Karagöz’üm bana bir çare…

Reklamlar