Etiketler

,

Akşam yatağına yatıyorsun, sabah gözlerini açtığında en fazla 3 metre karelik tank benzeri bir küp oda içerisinde yerde uyanıyorsun. Eni, boyu, yüksekliği 3 metre. İçeride senden başka hiç bir şey yok. Ne canlı ne de cansız. Hatta sen kendin bile varlığından emin olamıyorsun. Rüya mı gerçek mi ayırt edemiyorsun.

Ya da en son buzdolabını açıp kendine yemek çıkarttığını hatırlıyorsun, gerisi tamamıyla simsiyah. Kendine geldiğinde sen de bir evvelkinin benzeri başka bir küp tank içerisindesin. Ve sen de tek başınasın. Küplerin 6 yüzeyinin tam ortasında kasa gibi çevrilerek açılan yine küp biçiminde birer kapı var. Açıyorsun olduğun küpün benzeri başka bir küp. Bazen değişik renklerde bazen de bubi tuzaklarıyla dolu. Hangi kapıyı çevirip açsan hep aynı manzara. Bir müddet sonra dev boyutlardaki bir küpün içindeki bu üçer metrelik küçük küplere sıkışıp kalmış 7 kişi olduğunuzu anlıyorsun. Her biriniz farklı etnik köken ve mesleklerden seçilmişsiniz. Farklı yaşlardasınız. Farklı  özellikler desiniz. Daha önce hiç tanışmamışsınız. İki kadın ve gerisi erkek. Tek ortak özelliğiniz hiç birinizin küpün içine nasıl girdiğini hatırlamaması ve dışarıya çıkamaması. Ayrıca içeride ne yemek var ne de su.

Vincenzo Natali’nin yönetmiş olduğu film 1977 Kanada yapımı. Yönetmeni tanımıyorum. Baktığım bilgilere göre Paris Je t’aime filminde “Quartier de la Madeleine” başlığını çekmiş. Gecenin geç saatlerinde karanlıkta yürüyen bir genç aniden bir ses duyar, sonra parlak kırmızı bir kan gölüne basar. Kanı takip ettiğinde bir vampirin yaşlı bir adamı yere yatırmış ısırdığını görür. Vampir de bunu görür, yakalar ve tam ısıracakken vaz geçerek çeker gider. Çünkü vampir kadındır ve buna aşık olmuştur. Aslında genç adam da vampire aşık olmuştur. Güzel vampirin kendisini ısırmasını umutsuzca arzu etmektedir. Sokakta bir şişe bulur, kırar ve bileklerini keser. Kanını vampire sunar. Vampir kadın reddeder fakat genç adam kan kaybından ölmek üzeredir, vs… hatırladınız mı? Öylesine garip bir öykü işte. Sonunda vampir kadın kendi kanını vererek genç adamı kurtarır. Genç adam da bundan böyle vampir olmuştur. Dişleri uzar ve ilk iş vampir kadını ısırır. Öykü, bu güzel çifti bir kalp içine sıkıştırarak biter.  Bu filmdeki en iyi öykü değil belki ama yönetmenin Cube filmi bir harika. Oyuncular muhteşem. Seyretmeye değer. DVD’si D&R’da  9,5 lira. 21 liralık değme filmlere taş çıkartır.

Daha sonra 2002 yılında Andrzej Sekula’nın yönetmenliğinde amerikan remake’i yapılmış. Cube2: Hypercube. Farklı bir senaryo ancak temel kurgu aynı. Bu sefer sekiz kişiler. Yalnız eleştirmenlerden ilki kadar iyi not alamamış. Bu yönetmeni de tanımıyorum malesef. Fakat filmi buldum. İlk fırsatta onu da seyredeceğim.

Bu arada ilk filmden aklımda kalan ve çok güldüğüm bir konuşmayı aktarayım.

Quentin: Tanrı aşkına Worth, ne için yaşıyorsun?Eşin, kız arkadaşın ya da bir şeyin var mı?

Worth: Yok. Oldukça iyi bir porno koleksiyonum var.

Worth filmde en cool karakter olarak adamım oldu. Her birinin birer sırrı olduğu gibi Worth’ün de bir sırrı var. Küpün içinde çıkışı umutsuzca ararlarken her birininki ortaya çıkacak. Yavaş yavaş.

Kader Ajanları ile birlikte hafta sonunda 2 tane kafkavari film seyretmek büyük bir keyif oldu. Neredeyse iyi ki hava kötü oldu da adaya gidemedik diyeceğim. Labirentleri, gizemli olayları sevenler için kaçırılmayacak bir film. Ayrıca pek bir anlamı da  yok diyebilirim. Hatta filmin anlamı anlamsızlığı… Duyduğuma göre en düşük bütçeyle gerçekleştirilen filmlerden.

Trailer seyretmek isteyenler için işte bağlantı:

Reklamlar