Etiketler

, , ,

Cumartesileri film günü olmaya devam ediyor. İki gündür dışarı çıkmadan yatıp uyuma triplerini dün öğleden sonra bitirdim. Yine de çok fazla uzağa gittim sayılmaz. On dakika mesafedeki CKM’deydim.

Parantez içinde Leylak Dalı‘nın rüyalarını yaz ve kitaplaştır önerisi kafamı kurcaladı. Her sabah film gibi rüyalarla uyanıyorum. Yazmadığım sabah rüya görmedim anlamında değil yani. Rüyalar Blogu açsam olur, her güne bir rüya yazabilirim. Bazı öğleden sonralarının siestasını da sayarsak  günde iki gönderi bile olur. Merak ettiğim şey acaba ben bunları yazsam, her biri birbirinden ayrı görünmekle birlikte ardı ardına sıralandıklarında içlerinden ortak bir payda çıkar mı? Belki de kendi kimliğimi bulur, hayatın benim için anlamını çözerim. Bu konu üzerinde biraz daha düşünmeliyim. Ancak bu kadar yazı beni kasabilir. Üşengeçliğim ve tembelliğimi de göz önüne almalıyım. Daha 101 kitap ve daha nicelerini okuyacağım. Ayrıca, unuttum sanılmasın bekleyen bir röportajlar projesi var.

Filmlerden ilki Nicolas Cage’in baş rolünde oynadığı Drive Angry 3D. O saatte görmediğimiz başka film olmadığından diğer seçenek, ki o da Jennifer Aniston ile Adam Sandler’ın Hayatım Yalan-Just Go With İt filmi, için 40 dakika beklemek istemediğimizden ve ayrıca kız kardeş Nicolas Cage tutkunu olduğundan ve ayrıca 3D film seyretmeye bayıldığından seçimde pek zorluk yaşamadık. Filme bilet almadan önce kız kardeş binlerce kere 3D şeklinde konuştu. Buna rağmen salona girip da gözlükler elimize gelince acayip şaşırdım. Gözlüklü film seyretmeyi hiç sevmem. Neyse konuyu uzatmadan film hepimize acayip uzun ve sıkıcı geldi. Sonlarına doğru biraz hareketlenir gibi olduysa da karanlıkta saate bakar durumda filmi bitirdik.

Cage’ı yakından tanıyan kız kardeş bu filmi kesin araba kullanmak için kabul etmiştir dedi. Ben Cage’i daha çok National Treasure ve Adaptation filmlerinde sevmiştim. Bu arada Cage’in Francis Ford Coppola’nın erkek kardeşi karşılaştırmalı edebiyat profesörü August Coppola ile meşhur dansçı koreograf Joy Vogelsang’ın oğlu olduğunu biliyor muydunuz? Kariyerinin çok erken dönemlerinde tamamıyla kendine ait bir ün yapabilmek amacıyla ismini değiştirmiş. Bilmiyordum. Başarılı da olmuş. Takdir ettim.

Film aslında bir parça Kader Ajanlarını ve daha nice benzerlerini çağrıştırmıyor değil. Chairman benzeri Accountant – Muhasebeci rolü William Fichtner tarafından çok başarılı çizilmiş. Fichtner aynı zamanda Prison Break dizisinde de benzer bir rolü üstlenmiş. Hapishaneden kaçanları yakalayıp buluyor. Bence filmin tek başarılı oyuncusu. O kadar beğendim ki Prison Break’leri seyretmeye karar verdim. Bu filmdeki Muhasebecinin görevi Chairman’in aksine cehennemden kaçanları yakalayıp geri götürmek.

Oyundaki soğukluğu, tepkisizliği, mizah duygusu, ifadesiz yüzündeki değişiklikler, kokularla olan ilişkisi, belli belirsiz mimikleri… bana kalırsa underestimated-underrated (değerinden aşağıda görülen, önemsenmeyen) aktörlerden bir tanesi.

Kafamı kurcalayan başka bir sorun da gerek filmlerde gerekse romanlarda son yüzyılda ortaya çıkmış olan biz insanların birilerinin elindeki oyuncaklar olduğumuz fikri. Çok tanrılı dinlere karşı bir özlem mi var nedir? O dönemdeki beni en çok şaşırtan şey ne yaparsan yap daima bir tanrının elinde oyuncak olmuşsundur ve senin bir kabahatin yoktur. Aşık mı oldun Eros’un işi. Başka bir ülkeye mi saldırdın Mars emretti. Birinin ırzına mı geçtin Zeus bu. Suç ve ceza toplumuna karşı bir başkaldırı mı bu…

Günün ikinci filmi uzun zamandır evdeki medyatekte duran başrollerini Meryl Streep ve Alec Baldwin’in paylaştıkları İt’s Complicated filmi. Konu oldukça sıradan: birbirini severek evlenmiş çift üç çocuktan sonra boşanıyor. Aradan 10 sene geçmiş. Adam başka bir kızla evlenmiş. Çocuklardan birinin mezuniyeti vesilesiyle yeniden bir araya gelen bir aile. Acaba barışacaklar mı barışmayacaklar mı?

Oyuncuların her ikisi de harika. Oyunlarını izlemek keyifli. Steve Martin de fena değil. Hakkını yemeyeyim. Little  Ceasers’tan söylenen bir büyük pizzanın yanında iyi gitti. Filmin alt yazılarını çeviren arada zor gelen konuşmaları orjinal dilinde bırakmış. Bu da bir fikir tabii… Belki de uydurup kaydırıp anlamını değiştirmektense… mesela filmin bir yerinde Streep telefonda konuşurken Baldwin’e “look, now I’m lying” diyor. Bak işte senin yüzünden yalan söylemeye de başladım anlamında. Alt yazı ise şöyle “bak, şimdi uzanıyorum” bu konuşmayı da orjinal haliyle bıraksa çevirmen olurmuş. Gülüp geçtik o kadar.  Film çevirilerine verilen ücret oldukça düşük. Öyle olunca akıldan şu bile geçiyor. Bir tomar kart alsam ve mesela sokak çocukları yararına gelen geçene satsam ya da tükenmez kalem, selpak neyin satsam günlük harçlığımı çok daha fazla çıkarmaz mıyım?

Her şeye rağmen, özellikle de geçen haftanın süper filmlerinden sonra bu iki film kesmeyince daha iyi bir şeylerle geceyi kapatmak adına Almodovar’ın Broken Embraces’ına başladık. Sonunu getirebilen oldu mu bilmiyorum. Ben rüyalar alemindeydim. Bu sefer Altunizade taraflarında dolaştım. Oralarda bir cafeler sokağı vardır, yeşillikler içerisinde ve tahta iskemleleriyle meşhur… bilmem hiç bahsetmiş miydim? Sık sık giderim. Geceleri tabii… Tavsiye ederim.

Reklamlar