Etiketler

, ,

Tarihe geçecek günlerden biri. Sabah kalktığımda gördüğüm rüyayı hatırlayamadım. Saatin çaldığı anda rüyanın tam ortasında olduğumu çok iyi biliyorum. Çünkü gözlerimi yarım açtım, alarmı susturdum ve kaldığım yerden devam etmek üzere yeniden kapadım. Yarım saat sonra panik içerisinde uyandım. Kiki hazırlanmış, bari kahvaltı yapsın diyerekten fırladım. Dün sabah servisi kıl payı kaçırdı. Gerisin geri yattı. Bu sabah da aynı şey olmasın korkusundan, evde yalnız kalma işine bayılıyorum özellikle de işim çoksa, hem tost yapıyorum hem de mutfak penceresinin camına yapışmış servisin sokak başına gelişini gözlüyorum. Bir yandan da beynimin içinde Bob Marley’in “I shot the Sheriff” şarkısı çalıyor.

Servis gelip Kiki okula yollanıp ben de  kahvemi alıp bilgisayarımın başına otururken kulaklarımda hala Marley’in nameleri çınlıyordu. İçimde bastırılamaz bir yazma isteği.

Bazen teknolojiden mi artık yoksa kendimden mi ama kesin bir şeylerden nefret ediyorum. Lap topu önüme çekip oturduğumda posta kutuma ne gelmiş, bloglarda neler yayınlanmış vs, okumaya dalmadan yazmaya başlasaydım belki de rüyamı sıcağı sıcağına hatırlama imkanım olurdu. Bir yazı diğerine sürükledi derken bir baktım saat neredeyse sekize geliyor.

Elimdeki ip uçlarından yola çıkarsak dün gece nerede ne yapmış olabilirim?

I shot the Sheriff’den başka elimde ne var? Bir düşüneyim bakayım. Başımı koltuğun arkalığına yasladım. Gözlerimi kapattım. İçimden şarkıyı mırıldandım. Kafamın içi beyaz. Bembeyaz. Biraz bekledim. Düşüncelerim sıyrılıp uzaklaşmaya başladı. Baktım rüyayı hatırlamak adına iyice kendimden geçeceğim, yenilgiyi kabul edip yeniden gözlerimi açtım. Zira bugüne yapılacak çok işim var. Ayrıca Beyoğlu’na gidip geleceğim.

Dün akşam dayanamadık hafta sonunda göremediğimiz Adam Sandler ile Jennifer Aniston’ın Just Go With It – Hayatım Yalan filmine gittik.

Sandler’ın çok fazla fanı değilim ama Aniston’a Friends dizisinden bir hayranlığım var. Phoebe’den sonra en fazla güldüğüm karakter. Bu film de oldukça komik. Eğlenceli 2 saat geçirmek isteyenler için ideal. Biz de çok güldük. Annem bir ara krize girdi. Sonra dördümüz birden krize girdik. Ben arada kendimi tuttum. Yine salonda en fazla gürültü çıkaranlar bizdik. Artık korkuyorum CKM’nin kapısına her an Kunegond ve aile eşrafı giremez levhası asılabilir.

Filmin iki tane de çok hoş sürprizi var. Bir tanesi Aniston’ın nefret ettiği arkadaşı Devlin Adams karakterini canlandıran Nicole Kidman. Çok başarılı bir tipleme yapmış. Ve genelde canlandırdığı karakterlerden oldukça farklıydı. Kidman’ı zaten severim ama iyi oyuncu olduğundan bir kere daha emin oldum.

Diğer sürpriz, Aniston’ın çocuklarından birini oynayan Maggie rolündeki Bailee Madison. Harika bir ufaklık. 10 yaşında falan. Film icabı oyuncu olmak istiyor. Dolayısıyla sürekli aksan çalışıyor. Bir ingiliz aksanı taklidi var, sırf bu yüzden filmi gidip görmeye değer. Hepimiz bayıldık. Henüz küçük olmasına rağmen oldukça film ve televizyon dizilerinde kısa da olsa rol almış.

Böyle küçücükkenden takip etmeye başladığım ve kariyerlerini başarıyla sürdürerek yükseldiklerinde anlaşılmaz zevk aldığım oyuncular var. Garip bir duygu bu. Bunlardan bir tanesi La Boum filmiyle keşfettiğim Sophie Marceau, diğeri de Charlotte Gainsburg. Vekaleten yaşamak bu olsa gerek. Yine de zevkli. Her şeyi de insan kendisi yapamaz ki canım.

Kıssadan hisse rüyamı hala hatırlayamadım. Şarkıya bakılırsa yine Amerika’ya gitmiş olabilirim. Bir de gerçek hayatta gitsem. Aslında her gün kenara 1 lira koysam. Uçak bileti ne kadar? 900 dolar desek. 1350 günde bir uçak bileti parası biriktiririm. Bu da bana 45 ay yapar. 12’ye bölersek 3,75 sene. Kimse gülmesin. Bu işe 4 sene önce başlamış olsaydım bugün New York’a uçuyor olabilirdim. Wow.

Bugünden tezi yok bu işi deniyorum. Günde 1 lira nedir ki? Düşürmüş gibi yapsam bile olur. Kendime bir kutu bulayım yalnız. Bakalım damlaya damlaya göl olacak mı? Her halükarda kaybedecek bir şey yok. NY hesabı şu anda çöl zaten.

NB. Filmlerle ilgili görseller http://www.imdb.com’dan alınmıştır.

Reklamlar