Etiketler

,

Yirmi dakikada bir şeyler yazmanın en kolay yolu bildiğin bir şeyi anlatmaktır. Yoksa yazılan metin sarkar da sarkar. Halbuki benim tam tamına yirmi dakikam var. Yoksa her güne bir gönderi anlaşmamı yerine getiremeyeceğim.

Bu perşembe aynı atölyenin yeni dönem başlangıcıydı. Uzun zamandır metrobüsle geçmemiştim karşıya. Söğütlü çeşmede otobüsü yakalamaya çabalarken gözüme iki kız bir erkekten oluşan bir grup ilişti. Dahası kızlardan bir tanesi dikkatimi çekti. Çirkin olmasına oldukça çirkin. Gözlüklü. Burnu karga. Balık etli. Ve üçü de öylesine  gençler ki, 20 yaşlarında olsalar ancak. Belli ki bizim bu taraflarda bir üniversitede okuyorlar. Okul çıkışı herkes evine köylü köyüne. Gençlikleri anlaşılmayacak gibi değil. Ciltleri öylesine gergin… Bu kadar genç olunca çirkin de olsan başka bir güzelliğin olur. Bahsetmek istediğim o da değil. Bu kızdan değişik bir atmosfer yayılıyordu etrafa. Sanki geçtiği yerleri bir garip ışığa boğuyor gibiydi.

İki kız yan yana geriden giderlerken erkek olan onlardan bir adım önde yürüyor, iki sıkının biri geriye dönüp bu bizim çirkin mi çirkin kıza espri mahiyetinde elindekini uzatıp yedirmeye çalışıyor. Erkeğin gözlerinden anladım ki buna yazıyor. Uzun boylu, uzun dalgalı saçlı, uzun derken Cem Karaca ya da Barış Manço tipinde değil. Erkekte uzun saç hiç sevmem ama bu seferki farklı. Saçlarının uzunluğu omuzlara kadar. Rengi kumral. Dalgaları doğal su dalgası. Arkadan bir lastik tokayla bağlayıp kuyruk yapmış. Önden bir iki dağınık tutam yüzünün kenarlarından aşağıya doğru sarkmış. Hızla metrobüse doğru yetişmenin telaşı içinde sağa sola salınıyorlar.

Bu gözlemi yaptıktan sonra kendi işime dalarak onları unuttum. Turnikelerden geçtim. Metrobüse oturdum. Şans bu ya, onlar da gelip koridorun öteki tarafına aynı hizaya oturdular. Erkek iki kişilik yere yayıldı. Ayaklarını ileri doğru uzattı. Gerçi ne yapsın, demin belirtmeyi unuttum. Oldukça ince ve uzun boylu. Karşısına da kızlar yan yana geçtiler. Dikkatimi çeken, çirkin ama yine de etrafına ışıltılar saçan kızın arkadaşını daha yakından görme fırsatım oldu. İnceledikçe bu kızın, ki üzerinde kırmızı ceket vardı,  aslında diğerinden çok daha güzel olduğunu gördüm. Bir kere daha ince ve uzundu, sonra yüz hatları daha narin ve orantılıydı. Burnu daha düzgündü ve gözleriyse renkliydi. Dudakları dolgun. Daha ne olsun ki… Bir de oğlana yazıyordu. Ancak oldukça mesafeli biçimde… Belli ki içi gidiyor ama belli etmemek için iyice kasmış.

Buna karşın oğlanın yazdığı bizim değişik çirkin  güzel arkadaşının aksine çok rahat. Espriler patlatıyor. Neredeyse uzanıp yatar vaziyette oturuyor. Kasan arkadaşı ara sıra bunu düzeltiyor, hah şimdi bozum olacak diyorum, hiç umuru değil. Espri patlatmaya devam ediyor. Diğeri oğlana göz süzecek, bakışlarıyla bir şeyler anlatmaya uğraşacak ama oğlanın gözü bizim şaklabanda. Kız espri patlattıkça bacaklarını iyice uzatıp kızınkilere hafifçe dokunduruyor.  Onay verircesine.

Yol boyunca inceledim durdum. Son durakta hep birlikte indik. Son kez daha arkalarından baktım. Yanlış anlamış olabilirim endişesiyle biraz durdum bekledim. Ama yok… Yanlışlık yoktu. Oğlan, çirkin kıza yazıyordu. Çirkin kızın umurunda değildi. Güzel kız oğlana yazıyordu. Ancak oğlanın gözü çirkinden ötesini görmüyordu. Bunu farkeden güzelse intikam alırcasına bizim çirkinin neredeyse her hareketini düzeltiyordu. Düzelttikçe oğlan daha çok ilgileniyordu çirkinle. Birlikte gülüyorlardı sonra. Güzel olan hırçınlaşıp daha da bir güzel oluyordu ama nafile…

Reklamlar