Etiketler

, , ,

Geçen sene ekim ayında Virginia Woolf üzerine internette araştırma yaparken bu başlığa rastladım. Tabii ilgimi çekti. Bir de baktım ki Elisabeth Taylor ile Richard Burton’un oynadıkları 1966 yapımı siyah beyaz bir film. Of, dedim siyah beyazmış şimdi hiç çekilmez. Remake vs var mı diye baktım. Yok. Bir yandan da nasıl merak ediyorum. Sonuçta ön yargılı olmayı bırakarak şansımı denemeye karar verdim, en nihayetinde çok sıkılırsam yarıda bırakırdım.

Hatırlıyorum, bunu düşündüğümde benim diz üstüyle birlikte mutfaktaydım. Filme başladım ve bir türlü mutfaktan  çıkamadım, müthiş sardı. Ayrıca filmin siyah beyaz olması nasıl desem kesin avantaj olmuş. Yerimden kıpırdamadan, heyecan ve merak içerisinde bir solukta seyrettim. Öylesine güzel bir film. Oyuncuların mükemmel olması dışında kurgu da mükemmel. Öylesine ki, bu kurguyu yazanın kim olduğunu merak edip araştırınca filmin aslında Edward Albee’nin kapalı gişe oynayan çok başarılı bir tiyatro oyunundan uyarlama olduğunu öğrendim. Sonra oyunu da buldum ve onu da okudum. Özellikle absurd tiyatro akımını sevenler için birebir. Albee, Beckett, Ionescou ve hatta Genet ile çapraz okumalara konu olan bir yazar.

Oyun, biri yaşlı (Taylor-Burton) diğeri genç (George Segal-Sandy Dennis) iki çiftin, Taylor’ın üniversitede dekan olan babasının zorlamasıyla, birlikte geçirdikleri bir gece boyunca geçiyor. Bir üniversite şehri. Burton o üniversitede tarih profesörü ancak bir türlü kürsü başkanı olamamış. Segal ise biyoloji kürsüsünde. Gelecek vaadediyor. Yeni evli ve eşiyle birlikte başka bir şehirden gelip yerleşmişler. Taylor’ın babası bir tanışma daveti veriyor. Davetin bitiminde kızından yeni gelenlere ilgilenmesini istiyor. Taylor’da sarhoş kafayla onları eve davet ediyor. Ancak saat hali hazırda çok geç. Burton yatıp uyumak istiyor ama yine de kabul ediyor. Zaten Taylor ona itiraz etme şansı bırakmıyor. İşte bu 4 kişi arasında sabahın ilk saatlerine kadar geçen zaman sürecinde, içtikleri alkolün de etkisiyle ortaya ne sırlar çıkmıyor ki…

Taylor’ın ve Dennis’in sarhoş oyunları bir harika. Her ikisine de 1967 yılında oscar getirmiş. Taylor; en iyi kadın oyuncu, Dennis ise; en iyi yardımcı kadın oyuncu. Sarhoş kahkahaları mükemmel. Filmin aşağıdaki tanıtım görüntülerinde bu kahkahayı duymak mümkün. Filmin en başından yaşlı çiftin aralarında bir çok sorun olduğu ortada. Bir de bir oğul var ki anne ve baba aralarında bir türlü anlaşamıyorlar. Genç çiftse görünürde mutlu.

Filmdeki çiftlerden  Honey ve Nick, Martha ve George’un daha genç görüntüleri olarak kendi yalanlarını, fantezilerini geliştirmeye daha yeni başlamışlar, halbuki diğerleri oldukça kaşarlanmış. Bir birlerinin ruhunu biliyorlar. Tüm çiftler, ne kadar ideal gözükürlerse gözüksünler, hepsinin sorunları ve iletişim eksiklikleri mevcuttur dedirten bir kurgu. Fazla detaya girmeyeyim tadı kaçmasın diyorum. Gerçek bir sürpriz. Ayrıca filmin bir sürü pik noktası var. Çiftler arasında bir çok güç çatışması var. Martha gücünü babasının konumundan ve ayrıca kendi güzelliği ve seksapelinden alıyor. George’un canını yakmak için ikisini de kullanmaktan hiç kaçınmıyor. George’un ise Martha’ya acı çektirme yöntemleri çok daha ilginç. Honey’nin çığlığı mükemmel. Aşağıdaki kısa tanıtım filminde mevcut.

Kim Korkar Virginia Woolf’tan ismine gelince, bu sarhoş akademisyenlerin çok eğlendikleri bir şarkıdan başka bir şey değil. Filmde bahsi bile geçmiyor. Kim Korkar Hain Kurt’tan isimli bir çocuk tekerlemesinin nameleriyle söylenen ve sarhoş sarhoş bu eğitim yuvasının değerli üyelerini güldüren bir espri mahiyetinde. Ortam gerildikçe denize düşen yılana sarılır misali çiftler de bu şarkıya baş vuruyorlar. Öyle ki, filmin akışı içerisinde bir leitmotiv gibi sürekli geliyor . Trailer’da bu şarkı da var.

Aslında Kim Korkar Virginia Woolf’tan tekerlemesinde şöyle de bir ironi var. Herkesçe bilindiği gibi Woolf’u okumak hiç kolay değil. Akademisyenler çevresindeyse bu konu neredeyse bir tabu. Woolf’u çözümleyip anlayamamak kimsenin kendine yediremediği dolayısıyla da konuya girmekten kaçındığı utanç teşkil eden bir olgu. Filmin akışı ve teması açısından önemli. Bana sorarsanız ölmeden önce seyredilecekler listesinde bir film. Özellikle de metinde sırların adım adım çözülmesi açısından harika bir kurgu.

 

Reklamlar