Etiketler

,

Bu bizim evden bir kare. Menekşe seneler önce hediye geldiğinde minicik bir şeydi. Kiki’ye dans okuluna başladığı ilk sene yılbaşı öncesi verdiler. Öylesine koyduk bir yere. Diğer çiçeklere yapmadığımız ihtimamı buna da yapmadık. Günlerce susuz kaldı sonra bir anda sellere boğuldu… Şimdi düşünüyorum da belki de bilmeden tam Afrika iklimine maruz ettik zavallıyı. Ölecek diye beklerken günden güne, yıldan yıla büyüdü, serpildi, güzelleşti. O sene Afrika menekşesi alan çocuklar arasında sadece bizimkisi hayatta kaldı.

Kıssadan hisse: Bazen çok ilgi ve alaka fazla gelir, öldürür.

Neysem şimdi geliyorum neden kızdım?

101 kitap projesini duymayan kaldı mı bilmiyorum. Ömrüm yettiği kadar okuyup bitireceğim. Bu aralar her konuda projeci oldum. Küçüklüğümde proje çocuk yetiştirme kavramları yoktu. Bırakıyordun çayıra mevlam kayıra anlayışı vardı… Bu eksikliği bu yaşta böööle kendi kendime projeler üreterek gidermeye çalışıyorum. İlk kitap Çavdar Tarlasında yavrum gelin de olmaz mı bitti. Dün akşam ikinci kitap olarak seçtiğim Fransız Teğmeninkine başladım. İlk bir kaç bölümden sonra uyuyup kalmışım. Bu arada bölümlerin çok kısacık olduğunu itiraf edeyim. Fowles az ve öz gitmiş. Dolayısıyla oldukça pedagojik bir yaklaşımı var.

Sabah büyük bir keyifle kahvemi aldım ve klasik koltuğuma çaprazlama yerleştim. Neyseki koltuk büyük. Neden derseniz: evde 3 adet kedi var. Üçüncüsü biraz uzun süreli misafir. Annem Muğla’dan dönene kadar. Zaten bu kedi bizden gitmeydi. Minu’nun yavrularından. Ana evine geri döner böyle zaman zaman. İsmi Bıcırık. Adıyla çağırınca bakıyor. Ama ben kendisine Annemin Kedisi hitap ettiğimden pek anlaşamıyoruz.

Yine aralara çok şey doldurdum. Bari yeni paragrafa başlayayım da monoton olmasın. Ne zaman kitabımı kahvemi alıp koltuğa çaprazlama otursam bu üç kedi de gelir üstüme yatar. Gece gündüz sarmaş dolaş bir beraberlik söz konusu yani… Her biri, bir buçuk iki kilo arasında bir şey olsa, bir anda en az 4,5 kiloluk bir ağırlık üstüme çöküverir. Neyse böyle topluca memnun mesut okumaya devam ederken, bu sabah kalktığımda dayanamadım kahvaltıdan önce buzdolabından bir muz alıp yediydim, hiç adetim değildir, bir şeylerin garip gideceğini hissetmiş olmalıyım, satırları okudukça asıl garipliğin elimdeki kitapta olabileceği aklıma geldi. Adı lazım değile malum olur hesabı. Bilgisayarı açtım ve şu kitabın orijinalini buldum.

İnat ya satır satır kontrol ediyorum. Ve ne görüyorum arada bazı cümleler atlanmış. Belirli bir yerden sonra bölüm başlarındaki alıntılar, ki her seferinde iki alıntı var orjinalinde, teke inmiş, sayfalar biraz daha ilerledikçe hiç alıntı vs kalmamış, yani çevirmen ve editör kafalarına göre takılmışlar.

Dolayısıyla birazdan Ayrıntı Yayınlarından çıkan yeni baskıyı aramaya sokaklara döküleceğim. Ama kızgınım velhasıl. Yeni çeviri yapılmasının bir nedeni varmış demek ki. Bu da bana kapak olsun.

Reklamlar