Etiketler

, , , ,

Sabahtan bu yana internet bağlantım yoktu. Dün akşam aniden gidiverdiydi. Öyle miydi böyle miydi derken sonunda kablolarda kopukluk olduğu anlaşıldı. Akşam üstüne doğru ancak hazır oldu. Arada söylemeden edemeyeceğim bizim apartman şöyle 25-30 senelik yarı antika tabir edilen orta çağdan kalma bir şey. Hani planlarını, inşaatını vs arsa sahibinin üstlenerek yaptığı sonra da etrafta erine gerine öyle sağlamdır ki kendi ellerimle dizdim tuğlalarını diye anlattığı cinsten. Bu tür inşaatlardan ne kadar kaldı ki… Sağlam olmasına belki sağlamlar ama gelin görünkü iç mekanların tasarımı yerleşimi biraz fantastik film mekanları gibi. Bir kere pek düz duvar yoktur. Haddinden fazla sayıdaki destek kolonları bir türlü bir kalıbına uydurulamamış öyle ortalarda kalmıştır. Yekpare duvar olmadığından çeşitli boydaki nişlere özel dolaplar, büfeler, kütüphaneler yaptırmak gerekir. Yok siz elinizdeki eşyalarla idare etmek zorundaysanız. Duvara dayanan eşyaların arkasında yine çeşitli hacimlerde boşluklar kalır.

Sonra prizler, radyatörler, telefon giriş hatları akla hayale gelmeyecek yerlere yerleştirilmiştir ya da bizimkinde olduğu gibi tamamıyla unutulup sonradan eklenmiştir. Mesela evdeki tek telefon prizi mutfaktadır. Dolayısıyla telefon çalınca biz de kalkıp mutfağa gitmek durumundayız. Elektrik ve antenler binanın dışından delinerek girmek suretiyle içeri alınmıştır vs… Tabii bu durumda uzatma kabloları en can dostumuz oldu. Uzatma kablolarının dıştan görünmemesinin tek yöntemi onları kapı pencere pervazlarının, süpürgeliklerin içine saklayarak dolanmaktır. Kablo yerden gider sonra bir çıkar kapıyı dolanır sonra yine yere iner. Ve bunu tüm odalar için yapar. Yani altı üstü düzden gidildiğinde 1 metre bile tutmayacak yere 7 metre kablo döşenir. Sonra kablolardan birinde bir arıza çıktığında neredeyse tüm ev sökülür ve o kablo değiştirilir. Anlaşılacağı büyük iştir.

Biz de o arada film seyrettik.  Ton balıklı Basri sandviçleri ve portakallı cevizli kek ile idare ettik. Ardı ardına seyredilen filmler bana çocukluğumun pazar günlerini hatırlattı.

İlki Mme de Beaumont’un yazdığı Güzel ve Çirkin masalından 1991 yılındaki Disney uyarlaması. Şarkılarıyla, çizgileriyle bir harika. Zaten müzik kategorisinde 2 oscar almış.  Masalın aslını Gabrielle Suzanne Barbot de Villeneuve yazmış. Fakat çok uzunmuş. Beaumont öyle güzel kısaltmış ki ünü tüm dünyaya yayılmış ve öykünün yazarı olarak kalmış.

Filmdeki konuşan eşyalara çok bittim. Mum, çaydanlık ve fincan ve saat…  Bu arada Belle ile evlenmek isteyen  Gaston ile Lefou arasındaki şu konuşmaya bakın:

Gaston: Lefou, korkarım demin düşünüyordum.
Lefou: Çok tehlikeli bir hobi değil mi?
Gaston: Biliyorum.

Filmin yapımında görev alan kişilerin listesini görünce (www.imdb.com) inanamadım. Saymaya kalkmadım ama 100’ün üstünde… Sadece senaryo ekibi 12 kişi.  Üstelik hali hazırda öyküsü belli bir masal bu.

İkinci film Pan’ın Labirenti. O da bir masal. Fantastik ve harika. 3 oscarlı. En iyi görüntü, en iyi sanat yönetmeni ve en iyi makyaj. Filmi seyretmemiş olanlar için şimdiden söyleyeyim öyküsünü anlatacak değilim ama yine bir replik ilgimi çekti: İspanya’da Franco zamanı geçen bir hikaye. Zorba bir yüzbaşı var. Bir de doktor. Doktor cumhuriyetçilere yardım ediyor. Bu direnişçi cumhuriyetçilerden birini yakalayıp işkence ediyorlar yine de çok konuşmuyor, zaten kekeme ağzından cımbızla laf almak lazım ama adam per perişan. Yüzbaşı doktoru çağırıyor biraz ilgilen diye. İşkence gören zavallı doktora rica ediyor ne olur  öldür beni. Doktor da iğne yaparak işi hallediyor. Yüzbaşı geliyor. Sinirden köpürmüş.

Emirlerime uymalıydın diye bağırıyor. Doktorsun cevabıysa şöyle:

Fakat yüzbaşım, emirlere öylesine sorgu sual etmeden sadece uymak için uymak… bu ancak sizin gibi insanların yapabileceği bir şey.

Sonra da yüzbaşının şaşkınlığından yararlanarak çantasını topluyor ve bulundukları ahırdan dışarıya çıkıyor. Kendine gelen yüzbaşı da arkasından tabii. Sonrasını söylemem. Zaten filmin asıl konusu başka. Hem heyecanlı hem de rüya gibi. İyi bir pazardı.

Reklamlar