Etiketler

Baksana bir şu cümlelere… Nasıl çevrilir ki bunlar?

Kızdan hiç cevap yok.

Hadi söyle bakalım… Dellenme’nin ingilizcesi nedir?

Adamın elinde renkli resimli, çizgi roman tipinde, tam da değil, üç beş sayfalık, bilemedin en fazla on, broşüre benzer bir şey var. Hani şu ülke tanıtımına yarayan, yerel kahramanların maceralarını anlatan kısa bir öykü fasikülü. Sayfanın bütününe öykünün en can alıcı sahnesini tasvir eden bir resim çizilmiş. Alt kısmında iki paragrafcık yazı var. Keloğlan, Nasrettin Hoca ya da Karagöz Hacivat olabilir.

İşte Adamın tüm dikkati, iki kişilik yuvarlak masanın üzerine açarak yaydığı bu küçük kitapçıkta. Masa da küçük, kitapçık da…

Adam biraz sıkıntılı. Gözlerini bir sağ sayfada bir sol sayfada gezdirdi. O da olmadı sayfayı çevirdi, bir öne bir arkaya. Kafasını kaldırdı bir sağa bir sola baktı. Tedirgin.

Yanında oturan kızdan pek ses yok. Hoparlörden yavaş bir yabancı pop şarkısının notaları yayıldı. Kadife sesli erkek şarkıcı İngilizce söylüyor. Adam oturduğu yerde iyice kıvranmaya başladı. Derken sitemini yineledi:

Dellenme… gel de çık işin içinden. Dellenme… İngilizce nasıl söylenir?

Kızın suratına baktı. Kız pek oralı olmadı. Dirseğiyle şöyle bir dürtekledi.

Oyumu Akp’ye vereceğim.

Nasıl yani dedi kız gözlerinin içine doğru bakarak, manyak mısın?

Chp ne yaptı ki? Dün Baykam’ı bıçakladılar. Adamı sokak ortasında imdat, hastane diye bas bas bağırken bıraktılar. Al işte senin Chp’li dediğin, arabasının kapısını kilitleyerek bastı gitti.

O başka şey, dedi kız; insanları korkak yaptılar da ondan. Kimse kimseye güvenmiyor artık. Yaralı numarasıyla arabaya binip sürücüyü soyup soğana çeviren az mı oldu? Parmak, kol bile kestiler. Hiç acımadan. Bugünlere zembille gelmedik.

Onu bunu bilmem ben oyumu Akp’ye vereceğim. Chp’nin entel takılan uyuz  ayrımcılarından bıktım.

Bakışlarını tekrar önünde duran fasiküle çevirdi, Adam.

Bir şey söyle bari. Nasıl çevireceğim ben bunu?

Kız, broşüre bile bakmadan “Don’t go nuts” diyeceksin dedi.

Orası besbelli zaten. Ne kadar da yanlış çevirmişler görüyor musun bak? Bir de şunu dinle, ne yazmış Allahsızlar…

Ne diye oradakileri okuyup kafanı karıştırıyorsun. Sen orjinaline bakacaksın.

Baktı Adam. Pek bir değişiklik olmadı. Bu sefer de başka bir kelimeye taktı.

İki gözüm!

Hoparlörden yayılan yavaş müziğin sesi arttı sanki bir an.

Nasıl denir ki bu? İki gözüm!

Söylesene nasıl bitecek bu iş?

Bu soru üzerine Kız masaya eğildi. Kafa kafaya verdiler. Kız anlattı. Adam dinledi. Adam bir iki soru daha sordu. Kız sabırla açıkladı.

İşte böyle, dedi Kız.

Bir müddet konuşmadılar. Hoparlörden başka bir şarkı duyulmaya başladı. Bu seferki şarkıcı bir kadın. Onun sesi de kadife gibi. Kız başını sağa çevirdi, duvarda asılı minik tabloları seyretmeye başladı.

İstanbul’a gelince davranışlarını değiştiriyorsun, dedi Adam. Bir garip haller geliyor üstüne.

Kız şaşkın, adama baktı.

Tabii, bak bana… Hep aynıyım. Sen burada farklı davranıyorsun. Etrafındakileri örnek alıyorsun. Kişiliğini koruyamıyorsun.

Kızın gözlerinde hüzün vardı. Yine de sesini çıkarmadı. Tabloları seyretmeye daldı gitti.

Böyle yapmaya devam edersen beni tutabileceğini mi zannediyorsun?

Kız yutkundu. Gözlerini kırptı.

Değişik yaptığım hiç bir şey yok.

Adam önüne baktı.

Kitap okuyacaktım gelmeseydin.

Oku o zaman, ben zaten yan masadayım. Seni rahatsız etmem.

Adam önünde duran kağıt kahve bardağından bir yudum aldı.

Tam sevdiğim gibi sütü bol. Kahvesi damla kadar.

Kız kafasını çevirmiş adamı seyretmekteydi. Adam bardağı yeniden masaya koydu. Kıza baktı tekrar.

Dikkatimi dağıtıyorsun.

Sana oku diyorum kitabını.

Olmaz artık. Kalkmaya yeltendi, Adam

Ben gidiyorum.

Dur biraz, dedi Kız. Cebinden telefonunu çıkardı. Bir iki mesaj yollamam lazım. Beraber kalkarız.

Öf, dedi Adam. Önündeki broşüre yoğunlaştı. Kendi kendine mırıldandı. Kolay iş. Broşürü masadan aldı. Uzunlamasına ikiye katladı. Parkasının cebine soktu.

Kız işini bitirdi. Ayaklandılar. Birlikte cafeden dışarı çıktılar. Yan yana.

Reklamlar