Etiketler

, , , , ,

Kitabı çok önce okuyup bitirmeme rağmen bir türlü elim varıp yazamadım. Başlıca sebebi şu: Çok beğendiğim için aceleyle bir şeyler karalamaktansa kapsamlı güzel bir metin yazmak istedim, ki bunu yapamayacağımı anlamış bulunuyorum. Öyleyse biran evvel içimdekileri dökerek kurtulmak ve unutkanlığın dişlileri arasına daha fazla sıkışmalarını önleyerek izlenimlerimi bir yerlere kaydetmek telaşıyla aşağıdaki kısa notları yazdım.

Yasak olana, garip olana karşı insanoğlundaki o dayanılmaz çekim gücünü Fowles’un kendine özgü anlatımı ve sürükleyici kurgusuyla gözler önüne seren bir roman bu Fransız Teğmenin Kadını ya da tabiri caizse Orospusu. Bunu sergilemek içinse seçtiği dönem Victoria devri. Gerçi kitabın başından beri öyküye müdahale eden günümüz yazarı Fowles, ki başta Fowles ile öykü arasında hayali bir yazar dolayısıyla ek bir katman daha var hissine kapıldım,  adı geçen dönemi bugün ile ironik bir şekilde karşılaştırdığı için hem tarihi hem çağdaş bir roman. Öykünün anlatılmasında yapmacıklığın, kuralların, yasakların, toplum baskısının bu denli abartılı ve dominant olduğu Victoria döneminin seçimi hiç de tesadüfî değil. Yazar olaya müdahale edip görüş bildirdiği zamanlarda her ne kadar tabii günümüzde olsalardı bu böyle olmazdı demesine rağmen kendi de biz okurlar da gayet iyi biliyoruz ki evet hala bu böyle, hiç değişmedi ve değişmeyecek.

Başta da söylediğim gibi kitap hakkında bir şeyler yazmak oldukça zor oldu. Alıntı yapmak da keza. Bazı bölümler var ki, 19.cu bölüm gibi, bütünüyle paylaşmak isterim. En iyisi benim gibi hala okumayan kalmışsa eğer, bir an evvel bu eksikliği tamamlasın diyorum.

Neleri en çok beğendim?

1)      Kitabın anlatımının ve anlamının çok katmanlı olmasını.

2)      Karşılaştırmalı ifadelerini.

3)      Tüm karakterlerin çok net ve canlı çizilmesini.

4)      Merak unsurunun baştan sonra çok canlı tutulmasını.

5)      Fowles’un verdiği uygarlık, tarih ve toplum bilgisini.

6)      Kurgunun güzelliğini.

7)      Görünürde alternatif sonların olmasını. Gizli ve enigmatik son 1 tane.

8)      Her bölüm başındaki çeşitli alıntıların bölümler ile mükemmel uyumunu.

9)      Fransız Teğmen’in görünmez olmasını

10)  Gizemli bir aşk hikayesi anlatmasını

Sınıf ayrılıklarına dair kitapta dikkatimi çeken ve içimi acıtan çok şey var ama bunlardan bir tanesi Sarah’nın, Fransız Teğmenin Kadını, düşmüş kadın, Charles’a verdiği açıklamada gizli. Başına gelen talihsiz olaylardan sonra kasabada herkesin dışladığı bir karakter Sarah, yalnız, içine kapanık, gizemli. Kimse başına gelenlerin ne olduğunu bilmiyor ancak tahmin yürütebiliyor. Bildikleri tek şey, Sarah’nın gemisi batan ve yaralı olarak kasabanın kıyısına çıkan bir Fransız Teğmen ile Fransızca bilgisinden dolayı yakınlaştığı ve akabinde ona âşık olarak Teğmen ülkesine dönerken peşinden gittiği ve kısa bir süre sonra kasabaya tek başına geri döndüğü… Charles ise nişanlısı Ernestina için kasabaya gelmiş, bir şekilde Sarah ile iletişim kurabilmiş ender kişi, ki neden ve nasılını anlatmayacağım, ve Sarah’yı kendisini tanımadıkları başka bir yere giderek orada yeni bir hayata başlaması için ikna etmeye çalışıyor.

Fakat Sarah Charles’ın bu önerisini kabul etmek istemiyor:

Ama toplum beni bir başka yalnızlığa atmak niyetinde değil mi zaten?

Çünkü hayatını kazanmak için başkalarının yanında yaşamak ve ONLARIN çocuklarına bakmak zorunda.

Kitabın ikinci bölümünün başında yer alan başka bir alıntı bu durumu rakamlarla göz önüne sermiş:

O sene (1851) İngiltere’de yapılan nüfus sayımına göre, on yaşını aşmış 8.155.000 kadın, buna karşılık 7.600.000 erkek vardı. Bu da açıkça göstermektedir ki, Viktorya çağında yaşayan bir kızın kaçınılmaz yazgısı bir eş ve anne olmaksa da erkeklerin sayısı buna elvermiyordu. E.ROYSTON PIKE – Viktorya Altın Çağından İnsan Belgeleri

O halde bu kaçınılmaz yazgının dışında kalacaklar kimler olacak?

Aslında kasabada, görünüşte Sarah’ya üzülen ve yardım etmek isteyen bir rahip, bir doktor ve Ernestina’nın teyzesi var. Görünüşte diyorum çünkü onların çözüm önerilerinin altında çok sıradan ve kızın damgasını silme çabasından çok buna rağmen ona toplumda yer vermiş olmanın getirdiği büyük ve yüce bir gururdan yararlanabilmek yatıyor. Kimisi bilinçli, kimisi safça… mı acaba?

Tam anlamıyla tarihi bir roman değil bu, ancak tamamıyla alaycı bir eser de değil. Her ikisinden de oldukça yeterli dozlarda var. Kitabın ana konusuna gelince yaşam ve düşünceleri ifade etme tarzı arasındaki ilişkiler ve ayrıca kişiye özel bir kimlik edinme çabası sonucu ortaya çıkan bireysel yalnızlıklar. Hani ne derler iki ucu ballı değnek…

Bu arada dikkatimi çeken alt temalar:

Masumiyet

Cinsellik

Güven

Darwin ve Yaradılışçılar çatışması

Sınıf Ayrımcılığı

Kadın Erkek Ayrımcılığı

Yeni zenginler

Burjuvazinin doğuşu

Toplumların ahlak kuralları

Hayat bir oyun mu? Bu oyunu kurallarına göre oynamazsan ne olur? İçine dâhil olabileceğin başka bir yerde başka bir oyun var mı?

Kazanan kim? Kaybeden kim?

Gerçek nedir? Nerededir? Kaç tanedir? Kimler bilir?

Reklamlar