Etiketler

, , ,

Geçen Cumartesi Beşiktaş vapuruna binecek oldum. İskeleye gelirken sağ taraftaki meydana inşaat vardır anlamında oluklu demir levhalardan perde çekmişler. Üzerinde de bu afiş. Bir yandan turnikelerden zamanında geçme telaşı, bir yandan gözüme takılan bu cevher-i bilginin unutulmaması için makineyi çıkarma stresi derken aklıma elimdeki cep telefonunun fotoğraf çekebildiği geldi. Her şeylerin koşturmaca içinde yaşandığı bu yüzyılda elimdekinin gerçekten faydalı bir buluş olduğuna kanaat getirerek kaşiflerini (Apple) takdir ettim. Bir zamanlar aman ne olacak canım, alt tarafı cep telefonu, sadece numaralara basacağım diye ne gerek var full donanımlı edinmeye modundaydım da…

Gelelim levhanın güzelliğine. Gördüğüm anda, suç üstü yakalanmış hafiften de sıyırmış birinin büyük saflıkla şu yukarıdaki nedenleri ardı ardına sıraladığı zihnimde tüm açıklığıyla canlandı. Sokak ortasında yarıldım. Bir zamanlar bir yazarın ya da sanatçının nelerden ve ne zaman ilham alacağı, bu ilhamı ne şekilde yoğuracağı hiç belli olmaz dolayısıyla her türlü yaşanmışlık bir tür deneyimdir lafını duymuştum. İşte bu olsa gerek diyorum. Eminim bu levhada yazanları bir gün bir yerden bir şekilde yumurtlayacağım.

Önümüzdeki 2 hafta zor günler bekliyor. Yani yazı açısından. Part time bir iş aldım. Dışarıda çalışıyor olacağım. Evden erken çıkıp geç dönüyor, 9-18 çalışan kesimin her iş günü yaptığı kadar, olacağım. Günlük blog yazılarını sektirmeyi düşünmüyorum. Bir takım hilelere başvurabilirim, şimdiden buraya yazıyorum günlük. Aslında böyle part-time işlere bayılıyorum. Her türlü teklife de açığım. Data girişi bile yapabilirim. Aslında “bile” sözcüğünü kaldırmam lazım. Çünkü en sevdiğim ve oldukça doğru yaptığım işlerden biridir data girişi. Bunu hakkımda kısmına yazmalıyım.

İtinayla data girişi yapılır.

Baktım telefonum gayet güzel görüntüler elde ediyor. O gün bol bol fotograf çektim. Galata Kulesi by Night karesi de onlardan biri. Bu arada uzun zamandır Topkapı Sarayı, Aya Sofya, Galata Kulesi, Dolmabahçe Sarayı gibi tarihi-turistik mekanları gezmemiş olanlar varsa şimdiden bilsinler kapılarda izdiham yaşanıyor. Kulenin tepesine çıktığımızda o minicik balkonun üzerinde neredeyse 100’e yakın kişi vardı. Çift sıra halince çember olup ilerledik. Bir müddet sonra ben dayanamadım aşağı indim. Merdivenlerde oturarak kitap okudum. Kız kardeş ve Viking arkadaşım Kule tepesinde güneşi batırıp öyle indiler. Tabii onların fotoğrafları daha güzel oldu. Meraklısı varsa tavsiyem 19:30’a yakın bir zamanda çıkın ve güneş batana kadar inmeyin. Tabii bunu hemen bu mevsimde yapmakta fayda var yoksa güneşin saat 21:00’de battığı zamanlarda görevliler o kadar uzun zaman sizi terasta alı koymazlar.

Topkapı Sarayındaki Pavyonlardan bir tanesinin tavanı. Bağdat olabilir. Gerçekten hatırlamıyorum. Eskiden ücretsiz harita verirlerdi. Şimdi sadece audio-guide alanlara veriliyor. Harem girişinde Müze Kartı geçmiyor. Bu arada Müze Kartı çok harika bir şey. 20 TL ve 1 sene boyunca malesef sadece Kültür Bakanlığına bağlı mekanlarda geçiyor. Yalnız Harem acaba nereye bağlı merak ettim şimdi. Kadını ve Aileyi geliştirme Bakanlığı olabilir mi? Dolmabahçe Sarayı meclise bağlı olduğu için ve Yerebatan ile Galata Kulesi belediyelerin olduğu için oralarda da geçerli değil. Peki nerede geçerli bu meret diyebilirsiniz? Ama Arkeoloji Müzelerinde geçerli. Bir de Anadolu’da. Didim ziyaretinde bir çok yerde kullandım. Almak için belirli yerlere müracaat edilmesi gerekiyor. Şimdilik her yerde gerekli teçhizat yok. Bir fotoğraf ve kimlik yeterli. Gerçi kimliğiniz fotoğraflıysa o da olur. Üzerinden fotokopi çekip karta aktarıveriyorlar. Müze girişlerinde kuyruk beklemiyor ve doğrudan turnikeden geçiyorsunuz. Bu işte muhteşem bir şey.

Topkapı Sarayının taş döşemeleri. Güzel değiller mi? Daha çok var aslında ama onlar makinede kaldı. Bunlar hala telefondan aktardıklarım. Yüksek Kaldırım’ın taş döşemelerini söktüklerini fark ettim. Umarım yerine yine taş döşerler. Asfalttan nefret ediyorum desem hiç de abartılı kaçmaz. Yazın sıcaklığından kışın soğukluğundan. Yani asfaltın, anlaşıldı değil mi? Dolayısıyla kendisi kadar şahsiyetsiz başka bir şehir malzemesi daha tanımıyorum.

Lale mevsimi olur da Topkapı Sarayı’nda lale olmaz mı? Bu arada benim sabahtan biraz işim vardı. Viking’e dedim ki sen beni bekleme önden git bir kaç saat sonra sana yetişirim. Nasıl olsa biliyorum girdiği bir yerden kolay kolay  çıkamaz. Aynen ben. Sabancı Müzesinde’ki Dali sergisinden çıkmam için yalvardılardı neredeyse… Biliyorum bekleyen için çok acı. Ben de tattım bu durumu. Viking kendi kendine gezmeye alışıkmış, çok kolay bulurum olmazsa vapurdan inince sorarım dedi. Aslında bir gün evvel de yine aynı yöredeydik eminim bulur. Ama aklıma geldi işte nasıl sorarsın dedim.

Topkapı’ya nasıl gidilir, dedi.

Eyvah, şimdi bunu Otogar’a yönlendirmesinler.

Bak Topkapı Sarayı, nedendir bilmiyorum ama Topkapı’da değil Sultanahmet’te.

Nasıl yani?

Türk’lere hiç bir şeyin sebebini sormayacaksın. Bir nedeni yok. Öyle işte. Fransızca dil bilgisi öğreniyorum say. Başka çare yok. Topkapı diye sorarsan kendini Otobüs terminalinde bulursun. Ben bile gelip seni oralardan kurtaramam çünkü bilmiyorum.

Bunlar da değişik Lale. Hem bu esnada cep telefonunun yakından çekme kalitesini denemiş oldum. Oldukça iyi değil mi? Çok sevinçliyim.

Sirkeci Garı büyük bekleme salonu kapısının içten görünüşü. Biz girdiğimizde içerideki sağlı sollu yerleştirilmiş kaloriferlerin önünde ısınmaya çalışan evsizler vardı. Bu salonda her cumartesi akşamı Semazen gösterisi varmış. Bilgi almak için yandaki Orient Express Restoranına bırakılan broşürleri alabilirsiniz. Bizim zamanımız ve halimiz olamadı katılmak için. Ayrıca Cumartesi akşamı Çiçek Pasajındaki Ceneviz Meyhanesi’ndeydik. İkinci kat bir harikaymış. Bizim rezervasyonumuz yoktu, hem de ayak üstü bir kaç meze atıştırıp kaçacaktık, dolayısıyla alt kattaydık. Ama ikinci kat canlı müzik ve harika. Çok coşturuyorlar haberiniz olsun. Unutulmayanlar, eski aranjman türü şarkılar. Sevenler için ideal.

Bu kare Topkapı Sarayı ziyaretinden. Harem olabilir. En son orayı gezdik çünkü. Neden bilmiyorum ama o sarayın en sevdiğim köşesi. Keşke her bir tarafına girme müsadesi olsa. Odalıkların odalarını çok merak ediyorum. Sultan’ın yemek odası restorasyondaydı, göremedik.

Topkapı Sarayının kenarından Gülhane Parkı’nın girişine doğru inerken en altta sol kösedeki evin üst katında hoş bir sanat atölyesi olduğunu biliyor muydunuz?

Baba, anne ve çocuklar hep birlikte sanat üretiyorlar. Masanın üzerindeki papirüs üzerine yapılmış mevlana çizimlerine bayıldım. Ayrıca tablolar da güzel. Rengarenk. İç açıcı.

Şu gevrek İstanbul simidi yemek odasının baş köşesinde mükemmel olmaz mı?

Bu sabah Fransız Teğmenin Kadını’ndan uyarlanan sinema filmini seyrettim. Harika. Tiplemeler çok uyumlu. Fowles’un alternatif sonları ve günümüzle karşılaştırma yapan kendi sesi için senaryo yazarları güzel bir çözüm bulmuşlar. Meryl Streep ve Jeremy Irons’ın oyunları muhteşem. Ancak çok güzel bir aşk öyküsü. Film başka bir eser olmuş. Kitap tamamıyla başka bir şey. Hem okunmalı, hem seyredilmeli derim.

Elimde şu an okuduğum 101 Kitap projesinden başka Virginia Woolf’un biyografisi var. Ablası Vanessa’nın oğlu Quentin Bell tarafından toplanmış ve yazılmış. Çok ilginç geldi. Woolf hakkında daha fazla bilgi edinmeye karar verdim. Yaşamını bilerek eserlerine yaklaşmak çok daha açıklayıcı oldu. Şu an biliyorum ki müthiş bir hayal gücü varmış. Ve ayrıca oldukça muzır bir kadınmış. Cambridge’den arkadaşlarıyla neler yaptığını anlatamam. Yok yok yine de gazetelere bile geçen bir tanesini anlatacağım yakında.

Reklamlar