Etiketler

, ,

Gece mışıl mışıl uyuyordum. Geriden doğru adımın seslenildiğini duydum. Önce gözlerimi açtım. Bir müddet bekledim. Aynı ses adımı tekrarladı. Yatakta dikilerek oturdum ve temkinli bir şekilde arkama döndüm. Bir yandan sesin sahibini görmek istiyordum, bir yandansa içimi garip bir tedirginlik kaplamıştı. Tam o arada tekrar adımı işittim. Sesi bir yerlerden çıkaracaktım ama bir türlü hatırlayamadım. Ne olsa uyku sersemliği. Gecenin karanlığında pek bir şey seçilmiyordu. Gözlerimi iyice büyüterek olabildiğince açmaya çalıştım. Göremediğimde bunu hep yaparım. Önlerindeki karanlık perdesini bu hareketle kaldırabilirim hissi işte. Bir müddet sonra gözlerim iyice karanlığa alıştı sanırım ki arkamda sadece duvar olduğunu gördüm. Bunu neden daha önce düşünemediğimi hiç bilmiyorum. Yatağımın başucu duvara dayalı olduğundan sesin geriden gelmediği kulaklarımın yine bana her zamanki gibi oyun oynadığını bilmeliydim.

Ancak bu gözlemi yapmak içimi rahatlatmaktansa beni daha da tedirgin etti. Hızla fırlayarak yatağın ayak ucuna doğru döndüm ve arkamdaki duvara yaslanarak dizlerimin üstüne oturdum. Odanın içerisinde bir öne bir sağa bir sola bakınıp durdum. Gözlerim karanlığa iyice alışmıştı. Sesin sahibini bulmak istiyordum. O arada tekrar omuz başımda ismimi yinelediğini duydum.

Boşuna aranma beni göremezsin. Görebileceğin tek şey odanın duvarları.

Evet hayali sesler duymuyordum. Ve haklıydım. Arkamdaki duvarın içinde bir vardı. Ya da tamamıyla kafamdan uyduruyordum ve farkında bile değildim.

Bir şey söylemeyecek misin?

Ağzımı açmam çok zordu. Kafayı yemediysem ve bu ses gerçekse, duvarın içinde biri vardı. Fakat bugüne kadar neden daha önce kendini göstermemişti? Sonuçta çok eski bir ev sayılmazdı ama yine de nereden baksan bir kaç senesi vardı. İnşaat sırasında içeride sıkıştı kaldı diyelim, bu zamana kadar nasıl yaşamıştı? Hadi bir şekilde yaşadı, daha önce duvar yiyenleri duymuştum, neden şimdi bana sesleniyordu? Yok bütün bu sesler zihnimin bir oyunuysa eğer, cevap vermekle bu oyuna katılmış olup durumu daha da çıkmaza sürüklemek işten bile değildi.

Bir şeyler söyleyip söylememek arasında gidip gelirken suratıma bir tokat yemiş gibi yana doğru savruldum. Yanağım resmen acımış ve alev alev yanıyordu. Bu kadarı da fazlaydı. Hemen gardımı aldım. Yumruk atmaya hazırlandım. Etrafımda kimseler yoktu. Havaya mı yumruk atacaktım? Yatağın üzerinde boşlukta sağa sola el kol sallayan, tekme savuran imajım geldi gözümün önüne. Giderek komikleşiyordum. Fakat yanağımdaki yanma gerçekti. Aynaya baksam beş parmağın o kıpkırmızı izini görürdüm. Eminim. Akıl sır erdiremediğim bir maceraya atılmış korku filmi kahramanı gibiydim.

Not: Evden çıkma zamanım geldi. Devamı yarın sabah.

Reklamlar