Etiketler

, , , ,

İş biriktirmekte üstüme yok.

Göreceli olarak uzun çalıştığım iş yerlerinden birinde H. isimli bir arkadaşım vardı. Hala da haberleşiyoruz. Bana biliyor musun demişti bir gün işim çok olmazsa eğer, hızlı ve iyi çalışamıyorum. Hayatımda bir miktar stres olmalı ki ben de en etkili performansımı ortaya çıkarabileyim. Dolayısıyla işler az olduğunda zamanında yapmıyor, biriktiriyorum.

Arkadaşımın bu sözü uzun zaman aklıma takıldı durdu. Benim için de geçerli olabilir miydi? Şimdi artık kesinlikle şu cevabı verebilirim. Hayır.

İşleri biriktirmesine biriktiriyorum. Evet. Bunu yapıyorum. Ancak temizleyip sıfırlamaya gelince bu sıkışıklık ve stres bana motivasyon olmaktan ve performansımı en iyi biçimde ortaya dökebilmemden çok, daha beter ağlaya zırlaya ve bir yandan yiyip içerek yapmama sebep oluyor. Peki o zaman neden erteliyorum?

Va savoir… (Bu da öylesine bir nida, kim bilir gibi bir şey)

İlk neden olarak aklıma şu geliyor:

İş yapmayı sevmiyorsun, Qune.

Evet. Doğru.

Ancak işler birikti diyelim.

Neler var yapılacak?

Bulaşıkları yerleştirme, çamaşır yıkama, yemek yapma, kitap okuma, romanda devam etme, öykü yazma, film seyretme,  alışverişe çıkma, bloga yazı yazma, araştırma yapma, çevirme vs…

Şimdi bu işler içerisinde kitaptı, yazıydı, filmdi gibi severek yaptıklarım var ya hani belki birileri bari onları yapayım diye bekleyebilir. Yok, olmaz. Qune hiç birine başlamaz, stres halinde duvara bakmaya devam eder.

Dün başladığım yazıyı bugün devam ettiriyorum. Yukarıda yer alanlar şimdiki ruh halime tekabül etmediğinden sadece biçimsel bir devam. Yine de çok işim olduğunu belirteyim.

Çekirdek’in doğum günümde vermiş olduğu gümüş kolyeyi, ucundaki madalyonda Klimt’in Öpücük isimli tablosundan o meşhur öpücüğün yer aldığı karenin zoom’lu hali vardı, KAYBETTİM. Ara ara… deliye döndüm. Fotograflara baktım en son Muğla’da takınmışım. Sonrası uçsuz bucaksız bir boşluk. Kayıp eşyaları bulmak için kime gidiliyordu falcı mı, hoca mı, medyum mu?

Akşama Ubor-Metenga oturumlarının son buluşması var. IKSV’nin Şişhane salonunda. Yorumu yapılacak öykü Yusuf Atılgan’ın Çıkılmayan öyküsü. YKY Yayınları’ndan Bütün Öyküleri adlı kitap içerisinde var. Davetiyesi aşağıda. İşiniz gücünüz yoksa gelin. Varsa da benim gibi iptal edin yine gelin.

Ubor-Metenga buluşmalarını bilmeyenler için söylüyorum, bu üçlü kaçmaz. Şimdi akşam akşam edebiyat felsefe tartışması mı dinleyeceğiz gibi bir his doğmasın sakın. Oturumlar çok eğlenceli. Geçen sene öykülere ayrılan o 1 saat yetmediği, gerek ve özellikle biz dinleyicilerin gerekse Kopan, Gülsoy ve Tunç üçlüsünün hevesleri kursağında kaldığı için, bu sene 2 saat ayrılmış. Yay!

İki gündür yürüyüşe çıkıyorum. Ayaklarımın altı su topladı. Dün topallıyordum. Eczaneden ayak altı için silikon yastık aldım. Umarım işe yarar. Toplamış suları patlatlamalı mıyız yoksa patlatmamalı mıyız hatırlayamadım. Ayaklarıma rağmen yürüyüş çok güzel. Havaların gri olması da çiçek kokularının yayılmasını iyice abartmış sanki. Bütün sokaklara en nadide parfümler sıkılmış. Olfaktiflere bayram. İki adım başı ağaçlara çiçeklere burnunu sokmuş yaşlısı genci bir çok kişiye rastlıyorum.

Göztepe Parkı’nın en beğendiğim lambaları: reverberler

Bu arada Virgini Woolf’a takmış durumdayım. Hayatını okudum bitirdim. Şimdi yazılma sırasıyla eserlerine geçtim. Arada Mina Urgan’ın Virginia Woolf hakkındaki İnceleme kitabını da okuyorum. Böylesine tek bir yazarı alıp incelemek çok hoşuma gitti. Bebek sahibi olup büyümesini serpilmesini görmek gibi bir şey. VW öyküsünün sonu kötü bitiyor biliyorum. Onun hayat hikayesi içinde kendimi buldukça daha çok üzülüyorum.

Ne diyeyim ilkbaharı seviyorum. Şu renklerin güzelliğine bitiyorum.

Okuyup paylaşmadığım kitaplar biriktikçe birikti. Yalnız bir Avcıdır Yürek bitmek üzere. Öylesine hızlı gidiyor ki anlatamam. McCullers’ın dilinin sadeliği çok hoş.

Hayat her şeye rağmen güzel. Bir de bıraksalar da keyfimizce yaşasak, tadını çıkarsak.

Reklamlar