Etiketler

,

Cumartesi sabahı erkenden kalktım.  İşler Cuma’dan öylesine sarkmış ki bir günde toparlamanın imkanı yok. Yine de acayip bir motivasyonla tam formundayım. Göreceli uzun çalıştığım şirketlerden birinde çok çalışkan bir kız tanıdım bir zamanlar. Öylesine şeker, bıcır bıcır. Hala da öyle ya artık pek görüşmüyoruz. Hem o da büyüdü, çoluğa çocuğa karıştı. Haberlerini almaya devam ediyorum. Hep hayret eder dururdum, bu kız bunca işi nasıl yapar? Hayır bir de yapmaktan yapmaya fark var arada. Elinden düzgün iş çıkar. Sonra bir gün masasının üzerinde şuna benzer bir yazı gördüm:

Sızlanmayı bırak biran evvel başla ki bitiresin.

İşte işin sırrı. Anlaşılacağı Cumartesi günü kalktığımda rüyamda o kızı ya da bu yazıyı görmüş olmalıyım ki öyle hiç alışkın olmadığım bir tutum içerisindeyim.

Saat 11’e kadar her şey tıkırında gitti. Öğleden sonranın planlarını yapmaya başladım. Uzun zamandır Carpe Diem modundayım ya günü üçe böldüm. Her bir kısmın planlamasını bir evvelki bölümün son dakikalarında yapıyorum. Belirli bir zamanda evden çıkmam lazım. Çekirdek geliyor, hava alanına gidip onu alacağım. Hem de Yeşilköy’dekine. Külfet değil bir zevk. Neden derseniz, bizim ev Kadiköy yakasının ta neresinde, vakitlice çıkmak ve vakitlice varmak gerekli. Eh, bu da bana gelen yolcu salonundaki Gloria Jeans’in o rahat koltuklarına gömülüp keyifle kitap okumak üzere en az 1 ila 1,5 saatlik vakit bırakır.

Parantez içi: evde ayaklarımı uzatıp rahat rahat kitap okurken kendimi suçlu hissetme triplerinden hala daha kurtulamadım. Çok üzülüyorum. Çocukluk yıllarını işte bu yüzden seviyordum. Suçluluk duygusu hiç olmuyor.

Yeşilköy’e yollanmama 3 saat var. O arada duş almalıyım derken saç kurutma makinesinin ortadan yok olduğunu fark ettim. İnanılacak gibi değil, nereye gider bu şey? Ay başından beri kolyemi arıyor ve bulamıyorum ancak kolye ile saç kurutma makinesi arasında dağlar kadar fark var. Eve girip çıkan kimse yok. Yanlışlıkla çöpe atılması gibi bir durum söz konusu olamaz.

Aniden aklıma geldi olsa olsa bunu Kiki almış olabilir ki nitekim öyleymiş. Sorun şu akşam bir arkadaşında kalacaktı. Ama okuldan çıkınca öncelikle başka bir yere gideceklerdi. İki arada bir derede saçlarını yeniden şekillendirebilmek için almış. İçimi fenalık bastı. İşte işlerin sarkmasına sebebiyet veren anın başlangıcı. Elim ayağım her şeyim kitlendi. Saçlarımı kurutamazsam eğer her ne kadar yaz olsun, ekvator olsun, bir de üstüne üstlük dışarıda arabanın açık camından rüzgar yersem baş ağrısından üç gün yatarım. Eskiden tek günle idare ederdim ama şimdi daha beter oldum.

Bu durum civardaki kuaförlerin bir sayımını yapmama yol açtı. Köşede iki dakikalık mesafede bir tane var, hiç iç açıcı değil. Gerçi her seferinde önünden geçerken içeridekilerde bir muhabbet bir samimiyet, ortamın sıcaklığı dışarı fışkırıyor ama sırf kapağına bakıp kitap alabilen biriyim, ne yapayım elimde değil, o dükkan gözüme hiç hitap etmiyor. Gözüme hitap edenler biraz daha ana caddede, onların da içinden soğukluk yayılıyor etrafa ama yine de denemeye karar verdim. Bana en yakın olanına girdim oturdum.

Hemen geldiler, yıkama fön dedim.

Sonra başka biri geldi; ne içersiniz?

Bir bardak su lütfen.

Ev yakın ama o acele ve panikle su bile içmeden kendimi sokağa fırlatmışım, içim yanıyor.

Sonra kuaför geldi. Yüzünde bir garip ifade, doğrudan tepeme baktı. Adamın gözlerini bile göremedim o denli. Anında ellerini saçlarıma daldırdı. Çarpık bir gülüşle,

Saçlarınızı kendiniz mi boyuyorsunuz?

Hayır, hem de en iyisine gidiyorum. EK.

Son seferinde öyle yaptım. Göğsümü gere gere söylüyorum. Fakat neden benim boyadığımı sandığını biliyorum tabii ben. Fekat hiç sesimi çıkarmadım.

Öyleyse bu sefer pek iyi olmamış.

Öyle değil dedim, özellikle yapıldı.

Dipler açık.

Açık değil rölyefli.

Tutmamış.

Tutmuş. Beyazlar için tam kapama istemedim, yarı saydam görünsün ve ışıltı versin istedim. Ancak boylar badana usulü tam kapama olduğundan ve onları da sildirmek istemediğimden bir müddet böyle hafif renk farkı olacak.

Biz size onları sileriz.

EK’da siler, hatta aralara röfle bile atar fark belli olmasın diye, ama sildirmek istemiyorum, röfle de istemiyorum. Yıpranıyorlar.

Önceki deneyimlerimi hatırlayanlar o silme işleminin samanlaştırdığı saçlardan hala daha kurtulmaya çalıştığımı bilirler. Saça ticari gözlüklerini çıkarıp iyice baksa önce silinmiş sonra defalarca boyanmış saça ne yeniden silmenin ne de röfle yapmanın iyi bir çözüm olmayacağını anlayacak işte ama sistemin özü kurusun.

Ben öyle çok koyu hazırlamam ürünü yıpranmaz.

Suyla bile hazırlasanız istemiyorum, daha önce denedim  saçlarım ince, yine de yıpranıyor.

Yok ben yıpratmam.

Bay içimi adam. İstemiyorum işte. Ayrıca vaktim sınırlı seninle burada tartışmak da istemiyorum.

Saçlarım yıkansın ve fön istiyorum başka bir şey değil.

Hiç bir şey söylemeden çekip gitti. Bekledim. Bekledim. Ne su geliyor, ne de başka biri. Dergi vs getiren de yok. Gerçi içerisi oldukça kalabalık. İlk girdiğimde biraz bekleyeceğimi söylemişlerdi. Sesimi çıkarmamaya çalışıyorum.

3 dakika sonra aniden kafama dank etti.

Qune dedim kendi kendime ilk lafına hakaretle başlayan bir adama neden saçını teslim edeceksin ki… kalk git başka yere.

Bu fikirle aydınlanır aydınlanmaz çantamı aldım ve dışarı çıktım. Arkamdan garip garip baktılar. Baksınlar. Her gün bin defa önlerinden geçiyorum. Biraz daha aşağıda başka bir tanesine girdim. O daha temiz bembeyaz gözüküyor. Üstelik ürünlerini takdir ettiğim firmayla çalışıyor. Görselleri vitrinin ve duvarların dört bir yanından gülümsemiş.

Benzer bir karşılama. Hoş geldiniz.

Yıkama ve fön rica edeceğim.

Tabii hemen.

Burası da kalabalık ama yeterince eleman var gibi. En azından çıkıp gitme şansımı saçlarımı anında ıslatarak elimden aldılar. Zaten artık başka yer aramaya niyetim yok, bir evvelki için kendimi sorguluyorum acaba çok mu aksiyim diye ama daha merhaba demeden saçlarınızı kendiniz mi boyuyorsunuz lafı cinlerimi tepeme çıkardı. Doğru payı yok değil tabii. Evet evde kendim boyadığım da oluyor, ama bu seferki değildi işte.

Saçlarım ıslak tarama tezgahına oturdum. Hemen biri geldi yanıma

Ne içersiniz?

Aklıma içemediğim bir bardak suyum geldi.

Ne olursunuz bir bardak soğuk su istiyorum teşekkür ederim.

Derken içeri girince derdimi anlattığım kuaför, diğer müşterisinin boyasını beklerken yanıma geldi ve fönümü çekti.

Hiç konuşmadık desek yeridir. Ben kitabımı okudum o işini yaptı. Biteceği sırada baktım eli wax ve spreye gidiyor. Birincisine ok ikincisini istemem dedim. Hiç ikiletmedi, ikna falan etmeye çalışmadı. Genelde şunu söylerler:

Saçlarınız ince tutmaz sonra düşer.

Ah, öyle mi hiç farkında değildim.

Bu sefer örnekteki gereksiz konuşmalar olmadan tutulan aynadan saçlarımın arkasına baktım. Bombeli olmuş, nasıl da severim. Ellerimi saçlarımın içine geçirerek son bir şekillendirmeyi de kendime göre yaparak, ki buna da çok kızar meslektekiler, ayağa kalktım. Karşılıklı gülümsedik. En azından bir sonraki acil ihtiyaç anında gelinecek adresi buldum.

Kasada baktım uzun zamandır aradığım Serie Expert’in açık mavi şampuanlarından var. Onu da aldıktan sonra eve doğru yollandım. Ve her iki kuaförde de içemediğim bir bardak soğuk suyumu almak üzere buzdolabına koştum.

Ah sevgili kuaförler, sizle de olmuyor sizsiz de…

Reklamlar