Etiketler

, , ,

İki gün üst üste kitap üzerine yazmak biraz sıkıcı olmasına rağmen ne düşündüğümü unutmadan kaydetmek istedim. Öylesine çala kaşık yazmayı özlediğimden önümüzdeki haftayı umarım bu türden yazılarla geçireceğim.

Yann Martel’in Beatrice ve Virgil’ini blog arkadaşım Vladimir tavsiye etti. Zamanım olduğunda yazılarını severek okuduğum, beğenilerini paylaştığım bir arkadaş.

Martel’i ilk defa okudum. Kitabın kapağında Pi’nin Yaşamı adlı ilk kitabıyla Man Booker ödülüne layık görüldüğü belirtilmiş. Kapak deyince, bu kitapla birlikte İnkilap Kitabevi Yayınları’nın bir alt markası olan Sayfa6’yı da keşfetmiş oldum. Kapak tasarımındaki eşek ve maymun gölgesinin, yani bir kenarda asılları olup da gölgelerin izdüşümüne nüans farklarıyla odaklanan bir tasarım olsaydı daha hoşuma giderdi, anlamını sayfa 96’da bulunca sevindirik oldum.

Virgil: Kaderi düşünüyordum.

Beatrice: Ya?

Virgil: Bana göre kader güneş gibidir. Güneşte durduğunda gölgenin oluşmasını engelleyebilir misin? Sana yapışmış, sürekli senin şekline bürünmüş, durmadan sana seni hatırlatan o karanlık bölgeyi üzerinden atabilir misin? Atamazsın. Bu gölge, şüphedir. Güneşte kaldığın sürece seni adım adım takip eder. Kim güneşte kalmak istemez ki?

Çerçeve hikayedeki Yazar Henry’nin de 96. cı sayfada belirttiği gibi Güneş ile Kader arasındaki benzetmeyi çok beğendim. Bu kitaptaki beni sıkan sorun da tam anlamıyla bu : yazar çok fazla belirtmiş. Okuyucunun yerine çok fazla düşünmüş.

Dolayısıyla çok beğendiğim hatta bayıldığım kısımlar gibi bir o kadar da beğenmediğim yerler var. Oraları biraz zorla okudum.

Theodore Adorno’nun ünlü sözü “Auschwitz’den sonra şiirsel metin yazmak mümkün değildir”e bir meydan okuma şeklinde yazılmış olan Beatrice ve Virgil, fikir olarak harika ancak anlatım biçimi açısından pek bana uygun değil derim. Neden mi? Nedenlerine geçmeden önce Auschwittz’den sonra yazılmış en şiirsel metin bana göre Vincenzo Cerami ve Roberto Benigni’nin ortaklaşa yazdıkları Hayat Güzeldir filminin senaryosudur derim.

Beatrice ve Virgil bir tiyatro eseri. Sembolik anlamlarla yüklü, zaman zaman absürd. Öyle ki bir armut’un tarifi üzerine başlayan ilk satırlardan bana Beckett’in piyeslerini hatırlattı. Özellikle de Gogot’yu beklerken. Zaman zaman Oyun Sonu piyesi ki çok severim. Şimdi asıl, yani kişisel olan sorun, bu güzelim tiyatro eserinin Henry isimli bir yazarın öyküsü ile çerçevelenmiş ve iç içe geçmiş olması. Okuma süreci sırasında ve sonradan sürekli kendimi sorgulayıp durdum. Tamam beğenmedim beğenmek zorunda da değilim ama neden? Belki de aşırı Beckett sevdalısı olmam yüzünden.

Bu çerçeve öyküyü neden beğenmedim?

1- Henry’nin öyküsünün tek düze anlatımı sıkıcı geldi. Sahneleme yok denecek kadar az. Mendelssohn ile Erasmus’u veterinere götürme ve final sahnesi dışında pek aklımda kalan bir şey yok. Diğer anlatımlar gerek hayvan doldurma sanatı gerekse yazarlık ve yazma süreci üzerine olsun sürekli bir bilgi verme telaşında. Bilgi vermek derken bir kahramanın gözünden onun yorumuyla verilen türden değil, daha objektif ve ansiklopedik bilgiler. Kimisi klişeleşmiş bilgiler.

Parantez içi bir bilgi de benden olsun: Mendelssohn (1729-1786) Yahudi filozof ve Erasmus Darwin, bilim adamı (1729-1786 Charles’ın büyük babası) arasındaki bağlantıyı merak ederek araştırma yaptım. Şunu buldum. İkisi de kekemeymiş ve kekemeliklerini olumlu yönden ele almışlar. Dolayısıyla Henry’nin evinde kedi ve köpek birlikte nasıl geçiniyorlar diye bir soru aklınıza gelmesin. Ortak noktaları var.

2- Böyle çerçeve bir öyküye başvurmak, Beatrice ve Virgil’deki sembolik anlamların anlaşılamayacağı endişesi ile kurgulanmış etkisi yarattı. Örneğin ta en baştan Virgil’in Dante’yi Cehennem ve Araf’ta gezdiren rehber ve Beatrice’in Cennet gezisi sırasından Virgil’in yerini alan rehber olduğunu belirterek İlahi Komedya’ya olan referansları belirtmiş, Yann. Ayrıca kitabın ileri sayfalarında Beckett’e yaptığı referansı belirttiği gibi. Halbuki o kadar göze çarpıcı ki… Ve bunu anlamanın belirli bir gururunu da taşımıyor değildim. Övünç kaynaklarımı elimden aldı.

3- Kitabın bitiş biçimini pek tutmadım. Gerçi sıkılmıştım ama, baştan bu yana detaylı anlatımlarla giderken sonunun alelacele bağlanması aslında yazarın da sıkılmış olduğu izlenimini yarattı. Buradan da anlattıklarında samimiyet sezmedim desem…

4- Kitabın içine giremedim. Her iki Henry ile bir türlü özdeşleşemedim. Halbuki farklı türlerden de olsak kendimi Beatrice’in yerine rahatça koyabilirdim. Çoğu yeri tekrar tekrar okumak zorunda kaldım. İçim geçmiş.

5- Yann’ın bir çok edebi eseri kendine referans seçmesi; Diderot – Kaderci Jacques ve Efendisi, Beckett, Dante- İlahi Komedya, Flaubert – Konuksever Aziz Julian Söylencesi, ayrıca Beatrice ve Virgil piyesi ile iç içe geçmiş çerçeve öykünün arasındaki çapraz ilişkiler iyice karmaşık geldi. Takip edemedim, ne olduğunu da anlamadığım gibi aklımda kalan bir “merkez nokta” olmadı. Hele ki baştan çok detaylı giden Yann’ın sonu açık bırakması yine sahte geldi.

6- Baştan her ne kadar açıklamasını kendisi getirse de sembolik anlamlarla ilerlerken son final ve Gustav için oyunlar ile aniden gerçekliğe dönmesi gözümde kitabın az çok oluşan o son büyüsünü de bozdu.

Yazar Henry çerçevesi içine Beatrice ve Virgil piyesi oturtulacağına tam tersi olsaymış yani bir eşek (Beatrice) ve maymun (Virgil) öyküsünün içine yazar Henry ve öyküsü konsaymış çok daha güzel olurdu sanki. Çünkü içindeki o piyes, son sayfalar hariç, harikulade. Gömlek ülkesi, yaka, kol, çizgiler,vs buluşlarını çok beğendim.

Kıssadan hisse, bu kitap bana göre değilmiş. Neden olmadığını açıklamaya çalıştım. Biraz tekrarcı bir metin olduysa da iyice hüsranıma sayılsın. Hüsran diyorum çünkü çok daha iyisi olurmuş potansiyelini gördüğüm için. Genelde beğenmediklerim üzerine pek yazmam. Beğeni çok kişisel bir değerlendirme. Yine de okuduğum için memnunum. Çünkü bana daha iyisi nasıl olur hakkında fikir verdi. Yeni bir tarz denemesi mi? Biraz kitch?

Son ekleyeceğim şey şu: çerçeve öykünün  de esprili ve ironik bir tarzla anlatılmış olmasını tercih ederdim. Bu kadar bilgi yükü filtremden daha kolay geçerdi. Belki de öyleydi de ben anlamadım o da mümkün. İki Henry’nin karşılıklı konuşmasından:

Neden Virgil bu kadar sıkıntılı?

Uluyan maymunları istemeyen bir dünyada uluyan bir maymun olduğu için.

Reklamlar