Etiketler

Çok garip bir şey keşfettim. Yaşarken yazamıyorum. Zihnim boşalıyor desem yeridir. Yazmak için önce havaya girmem lazım.

Hani hep okuruz belli yazarların belli ritüelleri vardır, onları yerine getirmeden bir türlü kalemlerinden yazı akmaz. Önceleri komik gelirdi. Hatta yazar toplumu arasında oluşmuş ortak bilinç gibi elle tutulamayan gözle görülemeyen bir buhar bulutunun ya da hava akımının varlığına inanırdım.

Şimdiyse yazı alanında ilerledikçe ya ben de bu ortak bilince dahil oluyorum ya da tüm bu gülüp geçtiğim şeylerin gerçekliğini keşfediyorum.

Bir düşüneyim bakalım benim için bu ritüeller ne olabilir?

1. Her ne olursa olsun tek başına sahip bir mekan lazım. Hep aynı mekan olmasında fayda var.

2. Bir yazı masası. Geniş, çok geniş. Rahatça yayılabileyim.

3. Etrafımda kitaplar, kağıtlar ve kalemler olsun. Özellikle de kırmızı kapağı kırık Lamy dolma kalemim. Kullanmasam bile gözümün önünde olsun.

4- Bilgisayarım. Daha doğrusu net book’um. Bir zamanlar aman ne kadar küçük parmaklarım tuşlara basabilecek mi kaygılarından normal boyutlarda bir lap top görünce aman bu da ne dev miyim ben sorgulamalarına geçtim. Epi topu şurada 1 senedir net book’um var.

5- Sessizlik. Ki kendimi dinleyebileyim. Müzik eşliğinde yazdıklarım çok farklı. Bir kaç kere deneyimledim garip sonuçlar verdi. Daha sonra okuduğumda o anki farklı duygu durumlarından olsa gerek yazdıklarımın içinde kendimi tanıyamadım. Belki de kurgu metinler için daha uygun olmalı. Yine denemeli.

Dayanamadım içeriye gidip müzik koydum. Chopin’den En Güzel Mazurkalar. Sabah uyanmak için Best of Bon Jovi dinlediydim.

6- Uykudan kalktıktan sonraki ilk sabah saatleri. Henüz rüyaların etkisi gitmeden. Ya da gün içindeyse sessiz ortamda bir müddet yatıp kestirdikten sonra. On  beş dakika bile yeter. Zihnim ona göre alışmış dalıp gitmiyorum anlaşılacağı, kalkıp yazıya oturuyorum.

7- Bazı kitapları okurken. Genellikle bilim ya da felsefe üzerineyse… Bazen de romanlar. Mesela Woolf’unkiler ya da Fowles’un Fransız teğmenin Kadını’nı okurken; böylesine halüsinasyonlar hiç yaşamamıştım.

Bir de bazı durumlar var ki fikir dolup taşıyorum. Beynimin içinde sahneler bir biri ardına görüntülenip duruyor. Öyle ki yazmaya kalksam elimin hızı asla yakalayamaz. Bu gibi durumlarda zaten yazacak konumda olmuyorum. Bazı arkadaşların tavsiyesi üzerine zihnimdekileri kayıt cihazına boşaltmayı denedim. Başka bir ilginç olayla karşılaştım; aklımdan geçeni elim düzgün biçimde yazıyor ancak dilim farklı şeyler söylüyor. Aralarındaki bağlantı ya da ilişki artık her neyse oldukça farklı. Dolayısıyla bu da bir çözüm olmadı. Zihnimdeki görüntülere elimi sallayıp güle güle demekten başka bir çare kalmadı. Hafızayı güçlendirmekten başka.

Peki bu görüntüler ne zamanları geliyor da yazmak mümkün olmuyor?

1- Otobanda ya da şehir içinde araba kullanırken.

2- Sahilde ter içinde kalmış yürürken.

3- Duş yaparken.

4- Bulaşıkları toparlarken ya da yemek hazırlarken.

5- Sinemada ya da tiyatroda sıkıldığım bir şeyler izliyorsam.

6- Sıkıcı bir ortamda bulunmak, konuşmak, dinlemek durumundaysam ve bir yere kaçamıyorsam.

7- Alışverişte

8- Dolmuşta, metrobüste, otobüste, seyir halindeki bilumum taşıt araçlarında…

Reklamlar