Etiketler

, , , , , ,

Geçen hafta Paris Match dergisinde bir röportaj okudum, öylesine etkilendim ki özellikle de fotoğraflarından, o günden beri habire gidip dergiyi elime alıp bakıyor, bir daha okuyorum.

Uzaya özel yolcu taşıdıklarından haberim vardı, ama birilerinin deneyimlerini böylesine canlı ve somut bir şekilde paylaştığına  ilk defa şahit oldum. Geçenlerde sıradan bir gösterisinin Türkiye’ye geldiği şu dünyaca ünlü Cirque de Soleil’in kurucusu Guy Laliberté 2009 yılında özel yolcu olarak 11 günlüğüne uzaya tatile gitmiş. Tesisin ismini tam belirtmek gerekirse; ISS Uluslararası Uzay İstasyonu tesisleri. Soyuz füzesiyle business class ötesi mükemmel bir yolculuk. Her şey dahil. 35 milyon dolar. Acenta ise sade vatandaşları uzaya tatile yollayan Space Adventures.

Acentanın şimdilik 4 adet paket programı var.

1- Aya Yolculuk.

2- Dünyanın Yörüngesinde Gezinti.

3- Yörünge Altı Gezinti. Uzayın karanlığını ve dünyanın kavisini aynı anda seyretmek isteyenler için.

4- Sıfır Yer Çekimi Uçuşları. Simülasyon. En risksiz olanı.

Aslına bakarsanız 1,2,3 alınacaksa 4’ü de mutlaka almak gerekir. Neyse işte Laliberté bu gezintiyi 2009 yılında gerçekleştirmiş. Peki  Paris Match dergisi yolculuğun üzerinden bunca yıl geçtikten sonra neden şimdi bir dosya hazırlamış?

Çünkü yolculuk boyunca çekilen fotoğraflardan hazırlanan Gaia isimli bir albüm 2 Temmuz’da Assouline yayınlarından piyasaya çıkıyor. Kitabın içindeki diğer fotoğrafları görmek isteyenler için adres : Gaia. 65 dolar. Satışlardan elde edilen gelirin tamamı yine Laliberté’nin kurucusu olduğu kar amacı gütmeyen One Drop organizasyonuna gidecek. Yeryüzündeki suya evrensel erişim hakkını yükseltmek için girişimlerde bulunan bir organizasyon.

Böylesi bir albüme Yunan Mitolojisinde her şeyin yaratıcısı Toprak Ana Gaia’nın ismini vermek harika bir şey. Paris Match dergisinden çektiğim yukarıdaki fotoğraflardan soldaki, mavili yeşilli olan Kazakistan’ın gölleri. Harika bir tablo. Yanındaki çatlak topraklar ise Sahra Çölünden. Farklı bir tablo.

Geleyim yolculuğa ve röportaja, Laliberté, Fransızca da özgürlük anlamına gelir, kişiliğine ne kadar uygun bir isim değil mi? Daha geçenlerde Montparnasse’lı Kiki üzerine yorum yaparken  isimler mi bizi seçiyor yoksa kişi kendisine verilen isme uygun kişilik mi geliştiriyor kararsız kaldığımı yazmıştım. Konuyu yine dağıttım. Guy, uzayda geçirdiği 11 gün içerisinde dünyanın çevresini tam 176 defa dolaşmış ve şöyle demiş : hızlandırılmış yaşam daimi bir sarhoşluk hissi.

Röportajı yapan Rose-Laure Bendavid’in sorularına gelince tüm röportajı olduğu gibi tercüme etmem olanaksız ama dikkatimi çeken bazı yerleri paylaşmak istedim.

Öncelikle bu yolculuğun albümünün baştan bu yana planlı olup olmadığı gibi bir şey sormuş.

GL – Fotoğrafları başta hatıra olsun diye çektim, hani tatile gittiğinizde çektiğiniz kareler gibi. Yeryüzüne döndüğümde çektiklerimi etrafımdakilere göstermeye başladım, tepkiler olumlu oldu. Daha sonra fotoğrafçı arkadaşlarım daha sanatsal bir yaklaşımı düşünmeme sebep oldular. Benim de aklıma bu projenin, şu an hayatımdaki en önemli şey olan One Drop organizasyonuna gelir sağlayabileceği geldi.

[…]

Saatte 25.000 kilometre hızla giderken komik boyuttaki bir pencereden makinemle çekim yapıyordum. Dolayısıyla ebedi ömre sahip olacak anları yakalamak için sadece saniyenin binde birleri gibi bir sürem vardı. O anları kırda yatıp bulutların geçerken değiştirdikleri biçimleri seyrettiğim çocukluk zamanlarındaki ruh durumuna benzettim.

Nerelerin fotoğraflarını çektiğinizi biliyor muydunuz?

Benim de aklımdan bu soru geçmekteydi ki baktım Bendavid sormuş.

GL – Pencerenin kenarına asılı bir dünya haritası vardı. Hangi ülkenin üzerinden uçtuğumuzu net olarak biliyordum. Ancak bir çok yeni yer keşfettim. Fotoğrafların çok azı önceden tasarlanmış kareler. Genelde gördüğüm güzellikler doğrultusunda kareler aldım.

[…]

Çoğunlukla da kendimi fotoğraf makinemi bırakmaya zorladım. Çünkü o anları yaşamak ve bir film şeridi yerine hafızama sabitlemek istiyordum. Ama bazı olayları gördükçe makineme sarılmaktan kendimi alamadım. Hatta bazılarını kameraya aldım. Her gün 16 gün doğumu ve batımına şahit oldum. Bu olay hafızama hiç çıkmamacasına kazınmış bir gösteri oldu.

16 şafak vakti ve gün batımı karşısında duyduğunuz büyülenmeyi anlatabilir misiniz?

Günü gerçekten hızlandırılmış, hatta dengesiz diyebilirim, bir vitesle yaşadığımız izlenimine sahiptik. Yeryüzüne bakıyordum ve gün ile geceyi aynı anda görüyordum. Bir gün doğumundan diğerine gözlerinizi kamaştıran, hatta patlatan öylesine güçlü bu ışık var. Özellikle de Yerkürenin arkasından geçen güneş ışınlarının gösterisi var… Seyrettikçe daha da şaşırtıcı geliyor.

Röportaj bu şekilde uzayıp gidiyor. Laliberté uzaya giden yedinci sivil vatandaş. Ben ki her tatilde günde 700 fotoğraf çekebilme kapasitesine sahip olmakla övünürüm Laliberte 11 günde 16.000 kare çekmiş. Tabii bunların tasnifi oldukça güç olsa gerek. Zaten kitap için gerekli seçimi çok zor yaptığından bahsediyor.

Laliberte’nin ikinci manyak projesi diyeyim 8.000 metrenin üzerinde bir dağa tırmanmak. Bunu da aklına getiren uzaydan gördüğü karlı dağ manzaraları olmuş. Bu hayalini gerçekleştirmek içinse kendisine beş sene müddet koymuş.

Son soru: Bu yolculuktan sonra gökyüzüne baktığınızda algıladığınız şey öncesinden farklı mı?

GL – Ah bir bilseniz? Kendimi gün içinde gözler açık bu yolculuğu hayal ederken o kadar sık yakalıyorum ki… Bu da beni çok güçlü duygulanımlar içerisinde olduğum o sihirli anlara sürüklüyor. Kitap üzerinde çalışırken de aynı şeyleri hissettim. Kendime yukarıdan bakarak bu yolculuğu tekrar tekrar yaşadım. Saf büyü dedikleri bu olsa gerek.

Bütün bunları okuduktan sonra fotoğraf albümünü almaya evet ama bu yolculuğu yapmaya hayır diyorum. Dolmuş bensiz kalkacak.

Paris Match’a, röportajı yapan Rose-Laure Bendavid’e ve Guy Laliberté’ye teşekkür ediyorum. Bu biraz kolay dergicilik oldu ama dosyanın tamamını bire bir çevirmedim. Zaten öyle bir şeyi asla yapamam içim daralır. Bazı yerlerini yorumladım diyelim.

Haftada bir böylesine etkilendiğim bazı haberlere değinsem mi acaba? İleride okurken vay be derdim o zamanlar neleri konu etmişim…

Reklamlar