Etiketler

Dün gece altı kişiydik. Ben, Marilyn, Clark, Boy, Ropper ve Lift Man.

Şehrin en büyük müzesinin devasa bahçesinde bir birimizden habersiz dolaşıyorduk.

Henüz tanışmıyoruz.

Ortada kocaman bir anıt var. Biraz değişik. Nasıl desem anıt kabir ya da kabe tarzı. Kolosal. Kare. Yüksek. Belki de antik çağlardan kalma bir tapınak. Tapınağın iki yanından üç kanatlı aynaların açılımı şeklinde iki beyaz, yine büyük pano karşılarında duran müzenin girişine barikat görevi yapar gibi duruyordu. Müzenin girişi oldukça yüksek. Adliye binası merdivenlerine benzer bir çok basamakla yukarı çıkılıyor. Her yer karanlık, etraf karanlık.

Aniden karanlık kapı girişinde bir şeyler baş gösterdi. Nereden çıktığı bilinmeyen ve aniden orada bulunanları içine alan bir endişe hissedildi. Şaşkın etrafıma bakmaya devam ettim. Gözlerim keskinleşti. Sol taraftan koşarak gelen ince bıyıklı, sonradan Clark olarak tanıyacağım kişi bağırıyordu:

Siperlere…

Siper dediği şeyler o ortadaki tapınak biçimli ve iki beyaz pano kanatlı devasa yapının daha gerisinde bahçenin çıkışına doğru bir yerlerde diğer büyüklüklerle karşılaştırıldığında ufak tefek duran çeşitli çit parçalarına benzemekle birlikte bütün kapalı alanları da olan, arkasına rahatlıkla saklanılabilecek hangi maddeden yapılmış olduğunu şimdi hatırlayamadığım bir takım yükseltilerdi.

Ortalık bir anda karıştı. Aşağı yukarı on beş yirmi kişiydik. Herkes sağına soluna bakmadan bir taraflara kaçışıyordu. Ortadaki tapınağın beyaz kanatlarında yukarıdan aşağıya yatay bir şekilde dizilmiş bir takım uzun boruların dışarı fırladığını fark ettim. Ne olduklarını anlamak üzere yaklaşmaya çalışırken biraz önce bağıran Clark arkamdan üzerime atlayıp beni siperlerden birinin arkasına doğru çekti. Ne olduğumu şaşırdım.

Borulardan oklar fırlamaya başladı. Ayrıca ateş ediliyordu. Müzenin girişinden birileri saldırıya hazırlanır biçimde belirdi.

Bizi yakalayacaklar. Yerinizden kıpırdamayın sözü çınladı.

Bu sefer Clark değildi bağıran. Müzeden çıkanlar merdivenlerden inmeye başlayınca siperlere sığınmanın yetmeyeceğini anlamış olduk. Herkes bir şekilde mekanı terk etmek, kurtulmak için çırpınıyordu. Kargaşa yeniden baş göstermişti. Üzerlerine ekmek kırıntısı düşmüş karıncalar gibi dağıldık. Sadece siper değiştirenler bile vardı. Bir şeyler yapmış olmak için.

Clark gerilerde bir yerde yüksek bir binanın asansörünü işaret etti. Daha önce farkına varmamış olmamız garipti. Yine de toplaşıp oraya doğru koşturduk. İçine doluşacak kadar büyüktü asansör. Yukarı çıkmak yerine yerin dibine indik.

Sonra bayılmışım. Kendime geldiğimde Marilyn, Clark, Boy ve ben bir barın köşe koltuklarında oturuyor içkilerimizi yudumluyorduk. Diğerlerinin nerede oldukları, neden bilmem, artık beni ilgilendirmiyordu. Biz dördümüz çift gibiydik.

Bayıldığım için kendime sinirliydim. Oraya nasıl geldiğimi ne olursa olsun bilmek istiyor ve yanımdakilerden de kurtulmanın yolunu bulmayı düşünüyordum ki bu durumu bir daha yaşama fırsatı elde ettik.

Garip değil mi?

Müzenin bahçesindeydim yeniden. Bu sefer bir kenardan gözlemledim. Kalabalıktı. Evet başta görmemiştim ama ortadaki beyaz kanatlarda yine beyaz yatay borular duruyordu. Yavaş yavaş uzamaya başladılar, uçlarından oklar belirdi. Kimsenin dikkatini çekmemişti. Clark dışında. Sonra onu fark ettim. Tekrar bağırdı;

Siperlere…

Bu sefer başka bir şekilde hareket edecek ve o asansöre diğerleriyle birlikte ne olursa olsun binmeyecektim. Her şey bir evvelki gibi seyretmekte devam ediyordu. Siperlere koşanlar. Panik halinde dağılanlar. Asansöre koşturmaca. Clark’ın beni aradığını görüyordum. Bulamayınca çaresiz kendini akışa kaptırmak zorunda kaldı. Ve ben, o asansöre binmedim.

Boy ve başka bir kaç kişiyle birlikte yan tarafta fark ettiğimiz başka bir kapıdan çıktık. Sokaklarda başı boş dolaşıp plan yapmaya uğraşıyorduk. Boy iyi bir yer bildiğini söyledi. Bir müddet sonra yine aynı barda aynı koltukta aynı kişilerle oturuyordum. Gecenin ilerleyen saatlerinde bir gösteriye gidecektik. Boy Clark’a sulanmaya başlamıştı. Marilyn’in umrunda bile değildi. Gerçekte ben de onları bir birlerine oldukça yakıştırmıştım. Fakat neden bilmiyorum burada bu şekilde ve bu kişilerle olmak istemiyordum.

Her şeyi tekrar geri sarmak istedim. Bu sefer bambaşka yollar çizecektim. Gerekirse kaçmayacaktım.

Daha fazla uzatmak istemiyorum. Beş kez daha aynı yere ve olaylara geri döndüm. Her seferinde başka türlü hareket ettim. Hatta son iki seferinde Clark’ı, Boy’u ve Marilyn’i toplayıp bir araya gelmememiz gerektiğine ikna ettim. Yardımlarını dilendim. Fakat ne yaparsak yapalım hep bir araya geldik. Kabul etmekten başka çare yoktu.

Üstelik baştaki diğer iki kişinin, Lift man ve Ropper,  nereye kaybolduğunu da bir türlü çözemedik.

Reklamlar