Etiketler

,

Anladım artık ne zaman acelem olsa, zihnimin içi karmaşık olsa, söyleyecek çok şeyim olsa maddesel yazasım geliyor. Uzun yazma kapasitem olmadığından değil. Kendime güvendiğim tek konu budur. Tükenmez kalemle aynı özelliklere sahibiz. Hem de orta okul yollarından beri. Ödev kaç sayfalık olacaktıysa hep 5 katı yazıp vermişimdir. 10 sayfalık edebiyat ödevinde Nazım Hikmet’i konu alarak  100 sayfaya yakın yazmış ve 10 almışımdır. Öğretmenin okuduğuna çok emin olmamakla beraber… Fransa’da tahsil görürken bile aynı tutumu devam ettirdim. Tek farkı vardı analiz ya da sentez ödevi verirken ya da tez için diyelim sayfa sayısı vermezlerdi. Gerçi öğrenciler arasında nereden çıktığını anlayamadığım en az şu kadar kalınlıkta olması, şu kadar sayfa olması, şu kadar tanelik bibliyografi bulunması lazım gibi bir takım hurafeler, batıl inançlar dolanıp dururdu.  Sınavlardaysa da tek kıstas zaman olurdu.

1- Dün gece Leylak Dalı, Nam-ı Diğer Annecik, Çekirdek ve ben Qune Bodrum’daydık. Kıskandırmak gibi olmasın ama çok eğlendik. Sahilde buluştuk. Erken gitmişim bir yerde oturup bir iki çay içip kitabımı okuduktan sonra ara sokaklardan geçip bir salon tiyatrosunun önünde buluştuk. Leylak Dalı’nın önerisi üzerine harika bir oyun izlemek niyetindeydik. Sahne çok hoştu da oturduğumuz sandalyeler leylek bacaklıydı. Dolayısıyla hepimiz bir balkonun tepesinden bakar gibi seyrettik. Oyun başında soru cevap gibi anlamsız konferansımsı bir şey vardı. Hani gecenin geç saatinde sahne alacak popüler şarkıcılar öncesi dinleyicileri oyalamak ve bilet fiyatlarını hak ettiklerini göstermek için alt gruplar olur ya işte o türden bir şey. Fena fikir değil aslında çok prim yapan piyeslerin önüne amatör çocukların kendi hazırladıkları kısa oyunlar koymak. Sevaptır ya…

2- Bir kaç gündür blog açılışından bu yanaki yazılara bakıyordum. Hangileri en fazla okunmuş, hangileri hala güncel, vs… Bir şirket için en faydalı bilgiler bu istatistiklerdir. Aynı bakış açısından yola çıkarak blogu bir şirket, yazıları da mal kategorisine koyarak inceledim. Sonuç şu: Özenip bezenerek hazırladığım, oradan buradan araştırıp derleyip, bin kere düzelttiğim yazılar zaten az ya, neredeyse hiç ilgi ve alaka görmemiş, bunun yerine aklıma ne gelirse kağıda boşalttığım kendimce hiç çaba harcamadan yazdığım için saçma sapan şeyler diye adlandırdığım yazılar neredeyse tavan yapmış. Bu cümleyi göreceli olarak ele almakta fayda var. Dün akşam twitter hesabımın popülaritesini twitpopi’de hesaplattırdım eksi 244 çıktı. İnsaf yani bu ne demek? Bak Qune kardeşim sen twit atıcam diye hiç kendini yorma demek değil mi? Eksi ya eksi… Sıfır katmanı bile değil. Yeraltı twiti mi atıyorum ben ya?

3- Temmuz ayı programım belli oldu. Acayip işim var. Yazlık, tatil, havuz, güneş bana haram. Zaten çok severdim ya… Bana şehir gezisi olsun, dağ tatili olsun (kışın değil ama), yürüyüş tatili olsun daha iyi. Club Med’lere gitmeyi o yüzden seviyorum işte… benim gibi deniz, kum, havuz hoşlaşmayanlar için daima bir günlük yürüyüş programı var. Bu arada Fransa’nın at bölgesi, neydi adını unuttum, hah Pompadour’da bulunan bir Club Med’de harika bir hafta geçirmişliğim var. Unutmadan mutlaka yazmalıyım. Hatta uzun bir öykü bile çıkar. Kiki poney stajı yaparken ben de yürüyüş grubuna dahil olduydum. Chirac’ın yazlık evinin oraları, çiftlikleri, şatoları, ormanları, vs dolaştıydık ama asıl harika olan club içindeki don ve dedikodu olayları. Çok fazla uluslararası pratiğim olmadı ama bu başkalarını çekiştirme konusunda biz mi Fransızlar mı derseniz kalıbımı basarım onlar bize 1000 çeker. Fakat şöyle de bir durum var. Kimse kimseye gücenmiyor. Bu bir temel ihtiyaç olarak toplumda kabul görmüş arkadaşlar. O hafta var ya ömrümde hiç eğlenmediğim kadar eğlendim. Sabah, öğle akşam beraber yedik içtik ve kaynattık.

4- Temmuz ayı programından bahsedecektim ki bir baktım üçüncü madde başka bir şeye dönüşmüş. O halde yeni bir madde daha açayım dedim. Kitap, edebiyat, vs meraklılarına müthiş bir haberim var. İstanbul’daysanız kaçırmayın derim. Bir defaya mahsus bir seminer bu. Tekrarı olmayacak.

Murat Gülsoy ile

5 Hafta 5 Roman

iyi yazar olmanın iyi okur olmaktan geçtiğini bilenler için

Ahmet Hamdi Tanpınar’dan Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Oğuz Atay’dan
Tutunamayanlar, Yusuf Atılgan’dan Anayurt Oteli, Bilge Karasu’dan
Kılavuz ve Orhan Pamuk’tan Beyaz Kale.

Murat Gülsoy Türkçe edebiyatın köşetaşlarını oluşturan romanlar
üzerine bir seminer dizisi başlatıyor.

Yıllardır tartışılan bu yapıtların ve yazarların yazınsal açıdan
inceleneceği ve modernleşmemizin kısa tarihinde nelere işaret
ettiklerinin araştırılacağı bu seminer dizisi iyi yazar olmanın iyi
okur olmaktan geçtiğini bilenler için…

Seminerler 29 Haziran – 27 Temmuz arası her Çarşamba saat 19:30-21:30’da.

Muracaat:

Tel: (0212) 359 58 13

(Tuba Tasyurek)

Kendi açımdan ben Saatleri Ayarlamaya başladım bile. Seçilen eserler doğrultusunda bu çarşamba günlerinin oldukça eğlenceli geçeceğini de garanti ederim. Kılavuz’u ve Anayurt otelini henüz okumadım. Gerçi Macit Koper’li filmi bir zamanlar seyretmiştim. Gelecek olan olursa görüşmek üzere diyorum. Bu arada eserleri okumak zorunlu değil ama okuyunca daha bir güzel olur benden söylemesi…

5- İlginç bir korelasyon daha: Çektiğim fotoğraflarla yazdıklarım arasında doğru orantı var. Hatta biri olmadan diğeri de olmuyor gibi başka bir bağlantı daha keşfettim. Çok fotoğraf çok yazı. Yok fotoğraf yok yazı. Ama asıl korelasyon sujetlerde. Bir zamanlar detay çekiyordum. Hem de tutkulu bir şekilde… İşte o zamanlar şimdi dikkatimi çekiyor yazdıklarım da hep incik cincik ruh durumları, ya da yok başını kaşıdı, kaşını kaldırdı, sağa baktı sola baktı, adımını ürkek attı sonra geri çekti, tırnağına toplu iğne başı kadar kan damladı, vs… Öyle detaylı anlatmışım ama öykünün ana hatları bir yere götürmüyor. Gel görelim bu zamanlarda manzara çeker oldum, yazılar da ona göre değişmiş… başı sonu belli, genel manzara ortada ama bir o kadar da ruhsuz. Umarım ortasını bulurum. Şu günlerde zaten ne yazıyor ne çekiyorum. Yerine dert, tasa çekiyorum, ah ah…

6- Son olarak rüyalarda çok gezmeye başladım demek ki bu aralar eve biraz fazlacana kapandım. Hayırlısıyla şu işler bir bitse de yeniden sosyal bir varlık haline gelsem. Şu seminere bir de o açıdan seviniyorum. Bana haftada bir nefes alma fırsatı verecek.

7- Yazdıklarımı okurken aklıma geldi, birinci maddeye istinaden şu çok satan sevdiğim yazarlardan biri acaba kitabının önüne eğlencelik mahiyetinde benim bir öykümü koymaz mı ki… Sevaptır ya…

Fotograf: Sabancı Müzesi

Reklamlar