Etiketler

, , , , ,

İnsanoğlu mu yoksa sadece ben mi?

Ne garip.

Oda oda dedim kendimi yedim, arka odayı düzenledim, kocaman bir tahta masa aldım, üzerine yayıldım, kapılarımı kapadım şimdi de içeriden çıkamadığım için lanet ediyorum. Evet bir haftadır kapalı kapılar ardında gün yüzü göremeden yaşıyorum öylesine işim var. Zamanlama konusunda azıcık bol keseden atmışım ya da bir an evvel bitsin gitsin telaşı ile gün konusunda eli sıkı davranmışım, az gün hesaplarsam az günde bitermiş gibi. Elimde Harry’nin sihirli asası mı var? Kendini bilmezlik işte.

Üstüne üstlük bir de üst katta çalışma var. Beynimi deliyorlar. Bütün duvarlar ajur desenli oldu bunlar hala vazgeçmediler. Aynı istidatla devam. Yukarı çıkıp haykırmak istiyorum, ver o matkabı, balyozu da bak ev iki saat içerisinde nasıl yıkılırmış gör. Dün bizim apartmanın kapı müdürü geldi. Evi yıkanlar üst kat değil onun da üstüymüş. Selahiyetim olsa adamı yalancılıktan içeri atacaktım. Bir de doğruyu yumurtlatmak için işkenceye alacaktım. İnanılası değil. Yüzümün şaşkınlığından kulağıma kadar eğildi ve fısıldadı: tek kişi tutmuşlar. Bir de yaşı geçkindir Allah bilir. 3 oda 1 salonun yıkılması kışa biter mi? Yalnız işine oldukça saygı duyan bir zat. Saat sektirmiyor, zannedersiniz apartmanın girişinde punch kart sistemi kurulmuş. Sabah 9 dedin mi kartını basıyor akşam 5’te paydos ederken bir daha basıyor. 12:30- 13:30 arası derin öğle yemeği paydosu sessizliği. Laf aramızda yukarıdaki dairenin duvarlarının demirden yapıldığına kanaat getirdim öylesine gürültü geliyor. Yürek yakan.

Kapı müdürü ayrıca temellerin su aldığını da fısıldadı. Bir sonraki depremde yerle bir dümdüz olmamız şiddetinden geçtim sade dalga meselesi. Bütün bu sinirimi kustuktan sonra dün akşam yazın etkinliği 5 hafta 5 romana gitmek iyi geldi. Trafik öyle rahatlamış ki sormayın kardeşlerim. Bu ağzı şimdilik deniyorum belki ileride politikaya atılırsam biraz pratik olsun. Yazın şehirde kalmayı seviyorum elimde değil. Saatlerimizi Tanpınar’a göre ayarladık. Şahsen öyle bir enstitünün lağvedilmesine içim acıdı. Mecbur kalmadıkça bir daha ofis mofis çalışmam diyorum ama işte öyle bir yerde çalışılır. Hatta tek saygınlıkla çalışılacak yer desem yeridir. Daktilo kızlardan biri  olmak ve orkestra şefi eşliğinde hep birlikte örneğin Ğ harfine basmak şerefine nail olmak… Ah nerede ben de öyle bir şans.

Murat Gülsoy’un 602. Gece’sinin Tanpınar kısmında da yer aldığı gibi Tanpınar’ın günlüklerinden kadın üzerine düşünceleri dün de hatırlandı. Aynen alıntılıyorum:

Kadın vücudunun güzelliği, bir yığın tecrit. Daha doğrusu ortada ikilik var. Kadın hem kadın hem de insan. Bizim yalnız bir tarafı olması hoşumuza gidiyor. Bu kadar mükemmel bir haz vasıtasının, bu kadar mükemmel bir şeyin kafası, kendine mahsus bir kaderi, mizacı olması ne fena bir şey. Kadın insan olmamalıydı.

Doğru söze kalemim kıldan ince…

Bu arada 602. Gece çok güzelmiş yahu… Tekrar tekrar okunası.

Ceviz kabuğu bakış açısından yaklaşırsak arka odada kapalı geçirdiğim bir haftanın üzerine dünkü yoğun Tanpınar ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü akşamı mükemmel geldi. Kitap üzerine tekrar ayrıntılı yazacağım muhakkak ki… İkinci ödülüm de gecenin rüyalarıydı. Bu sefer hiç uyanmak istemedim. Burun ameliyatımdan çıktıktan sonra da beni uyandıran doktorlara ne küfür etmiştim. İçimden, dıştan edemiyorsun çünkü sadece beyin çalışıyor vücut kıpırdamıyor ve acı çekiyor, bırakın beni ölmek istiyorum diye haykırdım. İçimden. O anda ölüm öylesine güzel gözükmüştü. Başka bir dünyadaydım. Gerçi ameliyat öncesinde bana muhteşem rüyalar göreceğimi bildirmişlerdi ama inanın bu kadarını beklememiştim. İşte tekrar ameliyat olmaktan bu yüzden korkuyorum. Bu yüzden geciktiriyorum. Gittiğim yerde kalmak ister ve kalırım diye… Seneler önce elime seçme fırsatı verilmiş olsaydı kesinlikle biliyorum ki geri gelmezdim.

Dün gece iki adet festival filmi seyrettim. Sevdiğim yazarlara rastladım. Üstelik beni tanıdılar ve adımla hitap ettiler. Çocukluğumun geçtiği yerler olan Tarlabaşı’na geri döndüm. Apartmanın önünde oturdum bir müddet. Bakkalcıdan alışveriş ettim. Arkadaşımı bekledim. Gelmeyeceğini bile bile. Köpeklerini gezdiren bir kadınla (ecnebi) ahbap oldum. Sevindim. Karın üzerine ayak izlerimi bıraktım.

Şimdiyse rüya bitti. Kendime ait arka odadayım. Keyifli yazı zamanları bitti. İş zamanı. Yukarıdaki punch kartını basmadan ne kadar yol alabilirsem kar.

Geçen gün neyi hatırladım biliyor musunuz?

Bir zamanlar çocuk ayakkabısı satan İstanbul mağazalarında Pamuk Prenses’in Yedi Cüceler’i çalışırdı. Sevimli olsun diye. Bir de şaklabanlık yaparlardı. Korkardım. Ayakkabı almaya gitmek kabusum olmuştu. Bir keresinde annem kız kardeşimle ikimizi birlikte yollamıştı. Tek başımıza. Yol boyu öyle tırstım ki…

Fotoğraf: Dali sergisinden

Reklamlar