Etiketler

, , ,

Bütün zorluklara rağmen ayaktayım ve yıkılmadım. Çalışmaya devam ediyorum. Sabahın bu sessiz saatleri çok kıymetli. Eskisi gibi daha erkenden kalkabilmeyi isterdim ama sabaha karşı gördüğüm rüyalar da bir o kadar kıymetli.

Bu sabahınki yine hazırlanma teması üzerineydi. Uzun bir tatil sonrası dönüş yakın. Akşama. Arkadaşın evinde konaklamışız. Dahası koskoca villa. Öylesine yayılmışız ki toparlanması mesele. Lüzumsuz, çöp mahiyetinde bir sürü ıvır zıvır birikmiş ayıracak vakit yok. Her birini doldurmuşuz 12 bavul 5 büyük konteyner ebatında karton kutu. O kutular arkadaşın işyerinden getirdikleri. Bir çeşit depoları var. Bir yerlere mal yolluyorlar. Tabii çalıştıkları lojistik firması da var. En iyi fikir de bu zaten biz uçağa atlayıp gideceğiz. Ha, uçak deyince İzmir civarlarında bir yerlerde olduğumuz anlaşıldı, söz konusu olan hava alanı Adnan Menderes. Fakat bu eşya yüküyle inanılmaz bagaj öderiz. Kalabalıksınız diyor arkadaşım. Yine de… Nereden baksan 3 kişiyiz. Çekirdek aile. Ayrıca bunlar arabaya bile sığmaz. Hava alanına nasıl gidecekler?

Arkadaş lojistik firmasını aramak istiyor. Tarifeye bakınca 1.300 tl’cik. Ne olcak canım. C.İ. yok şu kenardaki Paşa Kolleksiyon’a söyleyelim geçerken İstanbul’a atıversin diyor. Yok diyorum. Neden diyor? Her şeyin en pahalı çözümünü mü bulmak lazım. Neden olmasın? Daimi bir şekilde en ucuzu aramak yorucu değil mi? Arkadaş Paşa’ları tanımıyorum diyor. İçimde meydan muharebesi vuku bulmaktayken sakin bir şekilde anlatmaya başlıyorum. Bu 1300’lük lojistik firmasının işi bu. Ayrıca arkadaş çalışıyor, güvenliler. Eşyalarımız sigortalı olacak. Başlarına bir şey gelirse yani karşımızda muhatap var. Halbuki diğer Paşa’m hatır gönül işi yapacağından bir şey olursa işin içinden sıyrılıverecek. Bir de aksilenecek. Başıma siz sardınız zaten diyecek. C.İ. arkadaşa dönüyor ondan da onayı aldıktan sonra aman ne isterseniz yapın modlarında uyumaya gidiyor. Gece hiç uyumadı. Neden bilmiyorum taş taşımış olmalı. Yolcululuğa çıkmadan bir parça dinlenebilmek derdinde. Fakat bırakmıyorum tabii…

Hiç düşünmedik üç uçak bileti aldık peki araba nasıl gelecek söyler misiniz?

Kimseden ses yok. Arabayı da nakliyatçıya versek?

Olacak iş değil. C.İ. ben araba kullanamam diyor. Zaten ben de izin veremem bütün gece taş taşımış. Halbuki ben mışıl mışıl uyudum vallahi. Rüya bile gördüm işte anlatıyorum. Siz uçakla gidin ben körfezi dolanır gelirim diyorum babacan bir şekilde. Yorgun olursun, olmaz itirazı geliyor.

Ne olacak o zaman? Arabayı gözden mi çıkaracağız. Bize lazım.

Neyse şimdi geri kalan eşyaları toparlayayım ben diyerek odaya giriyorum. Yatakların üstü çekmecelerin içi felaket dolu. Dolabın tepesinden iki bavul daha indiriyorum içleri eşya dolu çıkıyor. Gelirken amma yüklenmiş de gelmişiz zaten bir de burada onca uzun kalmanın biriktirdikleri. Bu tatil dönüşü 15 yıl oturduğun evden taşınma kabusuna dönmediyse ne olayım. Camı açıp bahçeye doğru bir soluklanayım diyorum. O da ne ?

Rüya bu ama yine olacak iş değil. Büyük koliler tüm bahçeyi kaplamış. Dünden kalan, bu arada anlıyorum ki gece danslı parti gibi bir şeyler varmış, bizim şerefimize dönüyoruz ya artık, işte bu parti kalıntısı kişiler bizim yerleştirdiklerimizi açıp yerlere yaymışlar. Yukarıdan avazım çıktığı kadar bağırıyorum.

Çabuk toplayın, yoksa fena olur.

Kafalarını kaldırıp bakıyorlar. Kahkahalar suratımda patlıyor. Hepsi hala sarhoş ve ellerinde şişe içmeye devam ediyorlar. Eşyaların etrafa saçılması ve hiç birini yanıma alamama riski yiyip bitiriyor beni. Nesnelerin sahipliği sorumluluk duygularının en büyüğü sanki. Ağırlığın altında eziliyorum. Etrafa dağılmalarını önlemekle kişiliğimden kaybediyorum. Bavula doldurduğum her bir eşya ile biraz daha silikleşiyorum. Umurumda değil. Sahiplendiklerimi kurtarmak tek düşüncem. Katlamakla düzeltmekle vakit harcamak bile istemiyorum. Arkadaşa ver sen bir kaç bavul daha ver diyorum. Bir şekilde götüreceğim bunları. Yok onlarsız olmaz. Yaşayamam ben.

Böylesine giderken aniden mantık geldi oturdu üstüme. Aslında hiç gitmemişti. Bu anlattığım rüya bir kabus değil aslında. İçindeki hem benim hem de dışarıdan kurgulayan rüyayı yöneten biri var işte o da benim. Rüyalarımın en büyük özelliği bu. Sanırım lise yıllarından kalma bir alışkanlık. Uzun yıllar kabusların esiri olduktan sonra nasıl oldu bilmiyorum ama bir şekilde rüyalarımda iki ayrı çeşit benlik geliştirmeyi ve onları yönetmeyi öğrendim. Dolayısıyla kabus bile olsalar etkilenmiyorum. Kabusa ya da rüyaya maruz kalan bir ben varken bir diğeri dışardan bakıp tüm yönetimi elinde bulunduruyor.

Kıssadan hisse işte o yönetici ben, yeter artık dedi. Sıktı bu rüya ve ben uyandım. Bari yazayım dedim.

Güncel haberlere gelince dün D&R’larda Can yayınlarının bir çok kitabının sadece 4 liraya satıldığını gördüm. Hiç birini almadım desem nasıl olsa kimse inanmaz ben de inanmam. Vaktiniz varsa bir uğrayın. O iki sıkı Can Yayınlarının arasında 5 hafta 5 roman’ın gelecek okumadıklarımdan olan Bilge Karasu’dan Kılavuz ile Yusuf Atılgan’dan Anayurt Otelini de aldım. Yatarken Kılavuzu elime alıp bir bakayım dedim. Bırakamadım, öylesine hoş. Yarılamışım bile. Gerçi incecik bir şey. Fakat tam benlik. Uğur (erkek) hem rüya görür hem yazar hem yaşar hemi de salak ve kendinden şüphe duyuyor. Sürekli bir deliriyor muyum durumları. Gece gece gülmekten öldüm. Ayrıca Karasu’nun icadı kelimelere bitiyorum. Uğur’un yeni tanıştığı bir şoför parçasıyla çırılçıplak duşun altında yıkanması da ayrı bir alem yani… Yanlış anlaşılmasın kitapta cinsellik unsurları vs yok, tamamıyla uçuk bir şey. Yeniden elime alıp bitirmemek için kendimi zor tutuyorum. Akşama kadar bekleyeceğim.

Kendi hesabına çalışmanın işte bu sorumluluğunu sevmiyorum. Yerli yabancı para babalarından birinin hadedanlığına ait bir iş yerinde olsam kitabı masanın altına yerleştirir okurdum. Şimdi kimi kandıracağım bilmem ki?

Fotoğraf: Sabancı Müzesi Bahçesi

Reklamlar