Etiketler

, , ,

Bu gönderi tamamıyla baştan savma yazıldı.

Akabinde baştan savılacak.

Epeydir bloğa yazı yazmak ya da sevdiğim blogları okumak gibi bir lüksüm yok. Bu sabah Nokia’nın sloganını arattım. Türkçesini nasıl çevirmişler merak ettim. Çevirmemişler. Bu arada başka bir blog keşfettim. Az ve öz. Her şeyin ilk beşini sıralıyor. Adresleri de bir hoş. İlk Beş.

Oradan Fil Uçusu‘na geçtim. Son iki yazıyı okuyamamıştım. Cumartesi ntv’de Yekta Kopan ile birlikte yeni bir kültür ve sanat programı başlıyor. Gerçi televizyon konusunda sağır sultan ben, genelde en son duyanlardan olduğumdan bu haberin yenilik sıralamasında hangi seviyede olduğunu bilmiyorum. Tweet’lerine üye olmak için @ntvcumartesi. Bu cumartesiden itibaren 22h30-24h00 arası.

Derken aklıma Bir Bahar Akşamı Rastladım Size şarkısı geldi. Hani Sevinçli Bir Telaş İçindeydiniz.

Dün gece 5 hafta 5 roman’ın ikinci romanı Tutunamayanlar’ı dinledim. Bu kitap beni çok güldürüyor. Baştan sona komedi desem ve o komedi her bir kelimenin altında gizli desem. Ya da bana mı öyle geliyor bilemedim. Neyse beni çok güldürüyor. Yer yer kahkahamı tutmakta zorlanarak acayip sesler çıkardım. Hani orta okulda ders ortasında sümüğün akar bir türlü gönül rahatlığıyla sümküremezsin, annenin cebine koyduğu mendili çıkarır ucundan ucundan burnunu tamponlarsın ya, bazen de mendilin ucu sümüğe bir yapışır bir türlü kopmak bilmez sen sildikçe yüzüne, yanaklarına doğru uzar, sıvaşır, işte öyle bir ruh durumundaydım .  “Bana anlayış gösterecek yerde büfeyi gösterdin.” cümlesi okununca patladım.

Tutunamayanları okuyalı üzerinden epey geçtiydi ama hatırlıyorum erkek-erkek ilişkilerine hiç takılmamıştım. Dün biraz da bunun üzerine konuştuk. Tekrardan okuyasım geldi. Hem cinslerin bir birlerini kıskanmaları doğal gelir bana. Karşı cinsi kıskanmak elmanın armuta olan özlemi gibi saçma, öyle değil mi yoksa? Tabii bugün böyle derim yarın başka. Terzi burcu bu belli mi olur?

BUMED akşamlarının başka sevdiğim bir yanı daha var ki o da artık bu atölyelerin ve seminerlerin bir parçası oldu; gelenlerle öncesinde yapılan sohbetler. Dün bir arkadaşım bir yerlerde şu istatistiği okumuş, paylaştı:

Kocası tarafından aldatılan kadınlara sormuşlar rakibinizin erkek mi yoksa kadın mı olması daha iyi? % 80 erkek cevabını vermiş. Garip değil mi? Kendimi düşündüm de geri kalan %20 içinde yer alırdım sanırım. Ya da seçenekler içinde varsa Joker kullanma hakkımı işaretlerdim.

Seminerin sonuna doğru dedikodu mahiyetinde Atay’ın çok özel bir arkadaş grubu olduğunu öğrendim. Birbirlerine iyice kenetlendikleri… Hoş sohbetler paylaştıkları. Birlikte okuyup, yazdıkları, dinledikleri… İmrenmedim desem yalan olur. Woolf’un biyografisini okurken onun arkadaş grubuna da oldukça imrenmiştim. İmrendiklerim şimdilik iki ettiler.

Dün bir haftadan bu yana ilk sokağa çıkışım oldu. Temiz hava çarptı sarhoş oldum, yalan değil. Yalan dedim de yalanlarla yaşamak güzel bir şey, gerçekliği aramak boş iş. Bu gerçek arayışını insanın içine kim koyuyor? Eminim doğduğumda ben bu dünyaya gerçekliği bulamadan aramaya geldim, işte benim misyonum bu dememişimdir. Bundan sonra her bebeğin suratına bakarken bu mekandaki misyon ve vizyonunu keşfetmeye çalışacağım. Kimisinin var ama bakışlarından belli.

Bu sabahlık bu kadar çok bile oldu. Diyorum ki, inetnette gezinip bir şeyler okumaya belediye para verse ne iyi olurdu. Her bir siteyi okuduğumda banka hesabıma çiling (metal paranın düşme sesi) 25 kuruş yatsın. Fazla bir şey istemiyorum. 25 kuruşcuk.

Böyle yoğun çalışma zamanlarında  koltuğuma çaprazlama yayılıp kitap okuyamıyorum ya işte en çok ona yanıyorum.

Bir çok şeyden bahsedip arada bağlantı kurmuyorum. Ve bunu mahsustan yapıyorum. İleride okurken kafa patlatayım diye… Yoksa zihnimdeki hiç bir şey öyle göründüğü kadar kopuk değil. İlişkileri kıvrımların dibinde aramak lazım. Tüm cevher orada.

Reklamlar