Etiketler

, , ,

Şu anda tüm profesyonel yükümlülüklerimi yerine getirmiş olmanın gönül ferahlığıyla yazıyorum. Kişisel yükümlülükler nedense hayatımda daha az öneme sahipler. Etkilerinin daha derinden yaralamasına rağmen. Apse gibiler. Ancak kemale erdiklerinde cilt yüzeyinde bir kızarıklığa sebep olurlar. Bazen de baş göstermeden senelerce nadasa yatarlar.

Kısacası bugün, günümü, ben kendim, keyfimce yaşayacağım. Bilgisayar başında kalmayı pek düşünmüyorum. Sabahtan yine iyi bir plan yaptım. Dün akşam Barış Bıçakçı’nın Bizim Büyük Çaresizliğimiz adlı kitabına başlamıştım. Zaten yarıladım. Çabuk okunan bir roman. Bazı yerler muhteşem. 62’inci sayfanın son paragrafında azınlık teorisi üzerine yazdıklarına bayıldım. Alıntı vs yapmayacağım, zaten az ve öz ki, okumalı derim. Gerçi asıl söyleyeceğim Bıçakçı uzun zamandır bir kenara koymuş olduğum bana ait roman projemi gündeme getirmemi sağladı. Aslında filizlerini Woolf’un Dışa Yolculuk başlattı. Teknik konulardaki düşüncelerimin daha net bir şekilde kafamda oturmasını sağladı. Adeta görselleştirdi. Bıçakçı’nın yardımı ise kendi meselemi bulmama aracı olmaktı.

Geriye kalan yine de çok iş var. Okuma listesine bir göz attım. Güncelledim. Bu arada diğer 101 kitap listesinde çok fazla ilerleyemediğimin farkındayım. Sonuçta o da bir kişisel yükümlülük. Bu arada Woolf filizlendirdi derken bir şeylerin tohum atmış olması gerekir. İşte o tohumu da 5 hafta 5 romanda buldum sanırım. Özellikle de Yusuf Atılgan ve Bilge Karasu’nun çok faydası dokundu. Tabii bu arada farklı bakış açılarını fark etmemi sağlayanın parmağını da unutmamak lazım.

Bu sene sıcaklardan çok bunalıyor ve arka odadan dışarı çıkmak istemiyorum. Eski fotoğrafları karıştırırken Poyrazköy’e gittiğimiz o sisli, puslu günün karelerini buldum. Güneşli günlerden bıktım. Sisi pusu, kışı özleyenler için… Benim hasretimi birazcık olsun giderdi. Böyle günlerin de var olduğu ve çok yakında kavuşacağım  umudunu yeniledim.

Bu arada aklıma geldi sabaha karşı rüyamda balina avladım. Dahası avlamadım da yerini tespit ettim. Hem korkarak hem cesurca atılarak. Manzara çok komikti aslında. Bol adalı bir yerdeyiz. Kıyıdan binlerce kişi ayağımızda paletler start bekledik. Verilince de atıldık derin denize. Tepeden bakılsa hızlı çekilmiş küflenme filmleri vardır ya, işte aynı onlar gibiydik. Yavaş yavaş yayılarak ilerleyen dev balina arayıcıları. Okyanusun istilasındayız. Yalnız balinayı bulunca ne yapacağız bilmiyorum. Pek söylenmedi. Gerçi kıyıda bir sürü balık lokantası vardı ama… Birimiz olsun, hiç mi şüphelenmedik? Yoksa anlamazlığa mı yattık?

Reklamlar