Etiketler

,

Hafta sonunun en heyecanlı haberi eve 2 yeni kitaplığın gelmesi. Biri salona yerleşti, diğeri de koridora. 1 cm eksik kalmasaydı ikisi de koridorda yan yana pek şık duracaklardı ama olmadı işte. Aslında olur tabii, yapılacak tek şey bizim oda kapısını 2 cm sola kaydırmak. Mimar arkadaşlarımdan öğrendiğim kadarıyla bu da çocuk işi. Kapıyı çıkarıp bir taraftan kırıp diğer taraftan örüp yeniden yerine yerleştireceksin. Bir günlük iş aslında. Kimseye haber vermeden yaptırsam evdekilerin ruhu duymaz. Nasıl olsa yukarıdaki komşu hala daha evin içini düzeltmeye devam ediyor. Ben bir kapıyı 2 cm sola çektirmişim çok mu yahu…

Yahu (TDK):
1) “Hey, bana bak, baksana” anlamlarında bir seslenme sözü: “Yahu! Hâlâ işin bitmedi mi?” –H. E. Adıvar
2) Üzerine dikkati çekmek için söylenen söze katılan bir kelime: “İnsan bayağı üzülüyor yahu!” –S. F. Abasıyanık
3) Cümlede rica anlamını pekiştirmek için kullanılan bir söz:Yapmayın yahu!
4) Karı koca birbirini çağırmak için kullanılan ünlem.
5) Bulaşık leke

Yukarıdaki 5 numaralı kullanıma uygundur.

Neyse, yatak odasında aylardır çift sıra halinde duran kitaplar ferahladı. Girişteki dolabın en üstünde kilitli duran BD’ler aşağı indi. Çizgi Romanlar yani. Velhasıl çok olası yeni gelecek kitaplara yine yer kalmadı. Hatta masamın üzerine ilk etapta okumak için çıkartıp dizdiğim 15 kadarını yerleştirmek istesem olamayacak. İkea yolu yine gözüktü. Yalnız bu sefer kesinlikle kapıyı sola kaydırmak lazım, kitaplığı 1 cm küçültmek daha zor inanın. Evet, evet… Taktım ben bu kapıya . Hem 2 cm daha solda olursa koridor çok daha estetik görünecek.

Uzun zamandır yüzlerini göremediğim kitaplar ortaya çıktı. Maeve Binchy’nin romanlarına nasıl da takmışım bir zamanlar. Hepsi var… Elif Şafak’ların topu var. İskender dahil. Murat Gülsoy ve Yekta Kopan’ların hepsi var. Ayfer Tunç’un çoğu var. Orhan Pamuk külliyatı var. Alper Canıgüz’ü unutmuşum gerilerde kalmış. Halbuki çok tutmuştum. Sait Faik antoloji yapmışım. Babil kitaplığının neredeyse topunu kaldırmışım. Sümerler ve Muazzez İlmiye Çığ üzerine tez yazacakmışım da haberim yokmuş. Milan Kundera’m bir tanem yüzüne uzun zamandır bakılmadığı için solmuş. Amelie Nothomb’lar ortaya çıktı. Moby Dick oradan oku beni yeter artık ya diye bağırdı. Bir de amma çok Fransızca kitabım varmış. Halbuki kesin dönüş yaparken hepsini ikinci el dükkana satmıştım. Astarı yüzünden pahalı gelir diye. Daha önce günlüğe detaylı anlatmıştım. Her şeye rağmen yine de birikmişler. Bazı ekonomi kitaplarımı elden çıkarmamışım. Hayret bana. Sonra iyice gerilerde kalmış çocuk eğitimi, çocuk bakımı, çocuk ve uyku, çocuk ve müzik, etkili anne baba, müşfik anne baba, gençleri anlayalım, etkili dinleme, etkili iletişim, freud biz sana ne yaptık da bize bu çocukları verdin, tembellikten vazgeçelim, plan, program, organizasyon, etkili iş bitirme, sonuç mu süreç mi, toplantı ve daha başka bilumum şeylerin yönetimi, telefonda konuşma adabı, harvard felsefesi, nasıl daha iyi çalışır kendimi daha etkili sömürtürüm, uysal olmanın faydaları, fırsat toplama kampları, enerji çekim ve itim yasaları, sağlıklı ot bakımı, ye iç yat tedavisi, annelik, yaşlılık, kişilik, kimlik, kimsizlik, vs… gibisinden temaları olan binlercesi. Hobi alt yapılı olanları hiç saymıyorum.

Kitaplık alma fikriyle birlikte evdeki tüm kitapları fişleme gibi bir sapıklık aklıma geldi. Gerçi ben bu manyak fikre database programı Access’i öğrendiğimde de kapılmıştım. Hem o zamanlar access bu kadar hazırlop değildi. Çoğu şeyi kendin programlamak zorundaydın. Neysem işe başladım. Daha 10 kitabı bile kaydedemeden bunaldım. Geçmişte yani… Gerçi programın alt yapısını kurmuştum. Zaten en zevkli olanı odur. Tasarım. Hani elde etme tarihi, kime ödünç verildiği, okunup okunmadığı ve beğeni derecesi ve hatta word dosyasında tutulan özetine bağlantılar, aynı yazarın başka kitapları, yazarın ülkedaş yazarlarla ilişkisi, yazarın evrensel ve/veya gönül ilişkileri, vs… Bu programı bilmeyen varsa söyleyeyim acayip ilişkiler kurmak mümkün. Dedektiflik bürosu gibidir. Gel gelelim içine veri girmek çok sıkıcı geldi işte.

Hani veri girişi yapmayı severdin?

Evet ama o başka. Sabah 9’dan 5’e ki çalışma hayatında en bayıldığım şey veri girişi yapmak. Başkaları için kafayı ne kadar az çalıştırırsan yaptığın iş o kadar değerli olur  anlamında… Aslına bakarsan herkeste kafa var ve herkes çalıştırmayı gayet iyi biliyor, dolayısıyla senden istedikleri sadece yerine getirmen. Maaşını ancak bu şekilde hak edersin. Bunu ne kadar önce anlarsan o kadar çabuk yükselirsin. Evrensel bir kural bu…

İnanmışım bir kere gönülden,
Kimse vazgeçtiremez beni bu külden.

Savuracağım,
Uçup gitsinler.
Yalanarak temizlensin
Tüm yüzler.

Yine konuyu dağıttım. Uzun zaman yazmayınca böyle oluyor. Dün öyle toz içinde kaldım ki, kitapları ve/veya DVD’leri fişlemek manyaklığından vazgeçtim. Bari bırakayım da eşyalar özgür takılsınlar.

Reklamlar