Etiketler

İstanbul’dan söylene söylene ayrıldım. Cumartesi akşamından beri Kuşadası adlandırılan bu güzel beldemizde gevşemiş durumdayım. Şimdilik her şey harika. Öyle harika ki ekmek yapımına bile giriştim. Evdeki makineyi görünce dayanamadım. Deneyeyim dedim. Dün akşam kullanma talimatları ve/veya tarifler, ne kadar yazmışlarsa hepsini okudum. Sonra kurmak sırası geldi. Zaten sabahtan bu yana aklıma takılmıştı. Bir de uyarı vermişler. İlk defa deneyecekseniz aman akşamdan kurup yatmayın taşar felan yangın çıkartır. Evde hemen iki ayrı kamp oluştu. Bir grup içinde ben de dahil olmak üzere sabaha sıcak ekmek kokularıyla uyanmak istiyoruz ve hafif korkmakla birlikte makineyi kurgulama taraftarıyız. Diğer taraf, C.İ’nin önderliğinde daha rasyonel açıdan yaklaşarak her türlü riski ber taraf etmeye çalışıyor. Yani kısacası kurmayın lan diyorlar. Gündüz gözüyle denersiniz bugüne kadar ekmek kokusuyla mı uyandık, bir gün daha idare edebilirz, ölmeyiz.

Tabii ölmeyiz ama bütün gün boyunca sabah ekmek kokusuyla uyanma hayalleri, umutları ne olacak? Kahve kokusuna ilave bir de bu koku mu çıkacak başıma? İşte dün akşam şunu anlar gibi oldum. Bir insanoğlunun umudunun boşa çıkması, hayallerinin gerçekleşememesi kadar kötü fena bir şey olamaz. Yine de kendimi toparladım. Akıllıca bir plan yaptım. Ekmek olması için 3 saat gerekiyor. Uyanma saatini biraz ileri çekersem böylelikle saat 6:30’da makine çalışmaya başlar, ben de kuş uykumda olurum taşar da yangın çıkarırsa anında müdahele hazırım işte diyorum içimden. İnadım inat. Her şeyini hazırladım. Koydum içine. Sırasıyla. Programladım. Velhasıl, yanlışlıkla saati 10:30’a ayarlamışım. Böylelikle yine ekmek kokusuyla uyanamadık ama hiç olmazsa umut yıkımına da uğramadık. Fakat kahvaltılıkların önünde yutkunarak ekmeği bekledik. Bir çeşit saygı duruşu gibi oldu. İlk defa ekmeğe hakkını verdiğimi hissettim. Ayrıca gece habire aşağı inip makineye baktım. Şimdi uykusuzluktan ölüyorum. Bu arada emin değilim ama saatinden çok daha önce yoğurmaya başladı sanki.

Birazdan pazara çıkıp şeftali alacağız. Aynı ekmek makinesi reçel de yapıyormuş. Bakalım ne olacak? Bir de kek deneyeceğim akşam üstüne. Yine aynı makineyle…  Anlaşılacağı bu tatilde pek bir hamarat oldum. Geçen hafta İstanbul’da havuza gidip kıpkırmızı yandıktan sonra bu güneşte deniz kenarına inmeye hiç mi hiç niyetim yok. Ayrıca şemsiyemizi kuma çakayım derken. dün çok rüzgar vardı da… Plastiğini de demire çakmışım. Şemsiye açılmadı. Neyse ki saat 17:00’den sonraydı. Kavrulmasam  da oldukça yandım. Bir kaç gün akşam üstü gitmekte fayda var. Hem daha eğlenceli. Tsunamiye yaraşır dalgalarla boğuşmaktan kilo kaybına uğruyorum.

Dün plajda Yeni yeni dergisinin son 4. sayısında Modernizm’e ne oldu? dosyasını okudum. Çok güzel bir dosya olmuş. Okumayan pişman, herkesin haberi olsun. Yeni giderek güzelleşiyor.

Daha çok yazacağım var ama pazara gidilecek, beni bekliyorlar. Akşama çekirdek almaya gideceğiz. Çekirdek, karpuz ve İzmir lokması olmadan yazlık çekilmiyor.

Konudan konuya atlamakta Şah idim yazlığa gelince Şahbaz oldum.

Reklamlar