Etiketler

, , ,

Buradayım geldim artık demek için yazıyorum. Oldukça maceralı bir yolculuktan sonra Cuma sabahı yola çıkıp Cumartesi sabahı saat 1:30’da eve vardım. Son günlerde internet hattındaki düzensizlikler nedeniyle sosyal ağlarda yaşadığım kopuklukları biran evvel telafi etmek hevesiyle yanıp tutuşurken bir de baktım ki evdeki tüm hatlar da kopuk. Önce ödenmemiş faturalar vs zannettim. Sonra en nihayetinde ttnet adsl destek hattını aramak aklıma geldi. Dahası tavsiye aldım. Destek hattı aramak bir ölüm. Ya da ölümdü diyeyim. TTnet fikrimi değiştirdi. Bozuk olanın onarımı bir kaç saat sonra yapıldı. Bu sabah şıngır tıngır işimin başındaydım. Bir müddet sonra yeniden hat kesildi. Telefona sarıldım. Meğerse modem ayarları bozukmuş. Onu da hallettikten sonra bari yazayım dedim.

İstanbul, bu serin havayla gayet iyi geldi. Sıcaktan mayıştığım günler geride kaldı. Bir de sabahtan akşama kadar dışarılarda oturmaya alışmışım dün ev nasıl dar geldi, kelimelerle anlatamam. Neyse bu sabah daha iyiyim. Ona da alışacağım her zamanki gibi.

Çiçekler solmuş. Dolap kokmuş. Çamaşır makinesi bozulmuş.

Bir ay önce kapıyı çekip giderken dönüşü hiç olmayacakmış gibi davranmış ve her yeri her yerde bırakmışım. Üstüne getirdiklerim de yığılınca en az 1 aylık toplama işi var desem yalan olmaz. Neyse ki yeni kütüphanemdeki kitaplar dizili.

Yazma alışkanlığım gitmiş. Düşüncelere kaptırmışım kendimi. Halbuki yazarken düşünür, düşünürken yazardım.

Gittiğim kiloyla geri geldim. Üstüne kocaman bir göbek hasıl oldu. İki gündür eritemedim bir türlü.

Elimdeki kitaplar sürünmeye devam ediyor. Götürdüklerimi dokunmadan geri getirdim. Habire örgü örüyorum. Garip. Çok garip.

Dün akşam Digitürk’te gözüme Demolition Man takıldı. Sandra Bullock ve Sylvester Stallone. Tamamını seyredemedim ama hoşuma gitti. Bullock’u zaten pek severim. Kurgu Bilim. Öyle bir toplum yaratmışlar ki küfür yok, kötülük yok, öfke yok, yok ki yok. Her şey sanal. Seks bile. O sahneye koptum. Bullock Stallone’a seks teklif ediyor. Stallone çağdışı kalmış. Sebebi; eskiden küfürbaz ve agresif, kendi yöntemleri olan bir polismiş. Bunu ceza evine kapatıp buzun içinde uyutmuşlar. Bu arada buz cehennemin en dip katı oluyor, aman atlamayalım. Neyse, araları kaçırdığım için pek anlayamadım ama filmin geçtiği zamanda  neden ve nasıl olmuşsa suç, suçlu vs pek yok. Yıl 2032. Bir zamanların aykırı kabul edilen insanları da hepsi buzun içine hapsolmuş vaziyetteler. Kızım sana söylüyorum damadım sen anla hesabı… Herkes standartlara uygun. Kalite kontrolünden geçmiş kalem mal durumunda. Buzda yatan aykırılara gelince onlara da ara sıra format atılıyor. Bunu da Stallone bir akşam Bullock’a kazak örünce anlıyoruz. Atmıyorum, bu yazdıklarım gerçek. Neyse şimdi gelelim sevişme sahnesine. Stallone pek sevinçli. Ellerini birbirine sürterek ısıtıyor. Bullock içeriye gidip bembeyaz, uzun ve şeffafa yakın ince bir gecelikle geliyor. Elinde iki tane kask. Birini bizimkinin kafasına diğerini kendi kafasına yerleştiriyor. Karşılıklı koltuklara yayılıyorlar, gözlerini kapatıyorlar ve seks başlıyor. Stallone şaşkın ne olduğunu anlayamıyor ama yüzünde ön oynaşmalar olsa gerek vs ifadeleriyle bozuntuya vermeyip, oyunu bozmamak için kendini akışa kaptırıyor. Bullock hayatından memnun  tam gaz sona doğru ilerlerken Stallone bu ne ya, ne oluyoruz triplerinde sanal bağlantıyı kesiyor.

Teması neden kestin?

Ne teması ya… Daha bir birimize dokunmadık bile.

Meğersem, 2032 yılında seks böyle yapılacakmış.

Eski yöntemle yapsak ne dersin diyor Stallone.

Ay, sıvı transferi mi? Ne iğrenç diyor Bullock. Ayrıca bütün sıvı transferleri kanunen yasak. Ağız bile.

Nasıl yani? Öpüşmek de mi yasak.

Aynen öyle…

Neyse bunlar böyle tartışıp o akşam bir şey beceremiyorlar. Stallone evine yollanıyor. Gerçi filmin ilerleyen saatlerinde beceriyorlar mı bilmiyorum. Ama muhakkak ki yapıyorlardır. Bak işte hayatın tüm güzelliklerinden mahrum kalmışsınız siz gelişmiş insancıklar misali bir ders olması lazım. İşte bu kayıp gecenin sabahında Stallone ördüğü kırmızı kazağı Bullock’a özür mahiyetinde hedaye ediyor.

Sonra ne oldu ne bitti bilmiyorum. Git gel derken ipliği kaçırdım. Büyük ihtimal bu sınırlamaların arkasında büyük bir komplo ve kapitalizm devinin son numaraları çıkacak ve Stallone Bullock’un yardımıyla üstesinden gelecek. Kıssadan hisse yaşasın insan ve doğası. İlk fırsatta baştan sona izleyeceğim filmlerden biri.

Festival kanalındaysa The Maid filmi vardı. Şili, Meksika, Fransa ortak yapım. Zamanında seyredememiştim. Raquel’e koptum. Catalina Saavedra harika bir oyun çıkarmış. Acaba kendisi de gerçekte böyle midir şeklinde bir düşünceye kapıldım öylesine başarılı. Malesef bu filmin de sonunu getiremedim. Ama kaydettim. Birazdan bakacağım. Benim de artık Digitürk Plus’ım var.

Reklamlar