Etiketler

, ,

Tatil sonrası olağan yaşama geri dönmek an meselesi. Yalnız benim anım 4 gün ve 1 etkinlik boyu sürüyor. Bu sabah artık hayırlısıyla az uykuya alışmış ve bilumum eski aktivitelerime kavuşmuş, aynen eski Qunegond günlüğüme devam ediyorum diyemeyeceğim çünkü bir yaz boyu büyüdüm, akıllandım, olgunlaştım. Henüz çürümeye yüz tutmadım sanırım. Aklıma geldi çürüyen meyve sineklerin ziyaretinden önce çürüdüğünün farkında mıdır acaba? Yoksa sineklerin bu olgunlaşma sürecinin had safhasından kendilerine besin çıkarma çabasına hayran kitlesi oluşturmanın gururuyla mı yaklaşmaktadır? Bilir mi ki o hayran kitleleri tarafından afiyetle silinip süpürüleceğini, tedavülden kalkacağını?

Dün gece Çırağan Okumaları’nda Murathan Mungan ile birlikteydim. Son kitabı Şairin Romanı’ndan bir kaç sayfa okuduktan sonra olağan akış çerçevesinde dinleyici kitlesinden gelen soruları yanıtladı. Kendisine ayrılan süre bitimindeyse önünde kuyruk oluşturan hayranlarının uzattığı kitapları imzaladı. Bu sefer ben de imzalatmak isterdim ama şu yukarıda görülen kuyruğu beklemeyi malesef göze alamadım. Onun yerine dönüşte blog arkadaşım Bal Sultan’la kokoreç, midye dolma ve hoş sohbet eşliğinde Mercan’da bira içtik.

Bu biralar sıcak, içilecek gibi değil.

Değiştireyim o zaman.

Eh, bunlar da sıcak. Biralarınızı sıcakta mı tutuyorsunuz? Bunlar böyle içilmez ki!

Hah, işte şimdi oldu, harika. Teşekkürler.

Bal Sultan’la Mercan’cı arasında geçen bu şık konuşma sonucu yan rakipten alınıp getirilen buz gibi biralara ve neşeye sahip olduk. Bu süreç boyunca benim gıkım çıkmadı.  Herhangi bir gergin ortam yaratmadan biralarımızı değiştirtmeyi başardığı için Bal Sultan’ı takdir ediyor ve hayranlığımı sunuyorum. O olmasaydı ilk gelen hamam suyu birayı içmeye çalışır ve sonuçta vazgeçer  geceyi coca-cola eşliğinde sonlandırırdım.

Asıl Murathan Mungan’dan bahsetmek istiyordum. Daha önce sadece Yüksek Topuklar’ı okudum. Uzun zaman oldu ama çok beğendiğimi hatırlıyorum. Arkadaşının kızı Tuğde’yi bir kaç günlüğüne evinde misafir etmek zorunda kalan Nermin’i hiç unutamıyorum. Öylesine gerçekçi ve komik insanlık, belki de kadınlık demeliyim, halleri tüm yalınlığıyla anlatılmış. Ama nedense Mungan macerası bu kitapla kaldı. Hafta başında bir arkadaşımdan rezervasyon hediyesi teklifi gelince fırsat bu fırsat dedim git tanış. Ayrıca bu Çırağan Okumalarını severim. İlki Murat Gülsoy ve Yekta Kopan ile yapılmıştı. Ben de gitmiştim. Dün gibi hatırlarım dermişim. İşte yazısı: Bir İlk

Bu güzel etkinliğin ekim 2009 yılından beri süregelmesi de ayrı bir güzellik.

Her zamanki gibi evden geç çıktım. Niyetim 17:15 vapuruna yetişmekken ve duruma 17:45 vapurunu da kaçırmış gözüyle bakarken neredeyse beni alması için kendimi caddenin ortasına fırlattığım, duraklardan öylesine hızla geçip gidiyor ki, dolmuşun şoförünün kişisel öfkesi sayesinde kıl payı 17:45’e yetiştim. Bu arada adamın kişisel öfkesinin beklediği tahsilatı yapamamasından kaynaklı olduğunu biz içeridekiler, hepimiz öğrendik. Belli ki tanıdığı birine borç vermiş ve zamanı geçmiş alacağını bir türlü cebine atamıyor. İki saniyede bir telefonuna sarılıp adama şu konuşmaları yapıyor:

Olur mu abi ya, nasıl ya, bana laba luba yapma.

Ne demek seni göremiyorum, kimseye bırakamıyorum. Durağa bırak kardeşim.

Benziciye bırak.

Nereye bırakırsan bırak. Yeter ki bırak. Sonra alo de, yerini söyle gidip alayım.

Bu arada hasbel kader bir zamanlar (iki dakika önce) benim gibi durak kenarında el eden bekleyen müşterileri görmeden geçip gidiyoruz. Genelde içerideki canı tez yolculardan kaptan pilotu (alçaktan uçuyor ya) uyaranlar çıkar. Şoför bey kardeşim, dur binecek var. Dün şansıma herkesin acelesi vardı ki elbet, kimseden müdahele olmadı.

18:15’te Beşiktaş’ta buluştuk. Bu arada ben o çok sevdiğim büfe sosislilerinden aldım Bal Sultan kaynamış mısır, böylece yiyerek ve ağzı dolu konuşarak Çırağan’a doğru sahil yolundan seyrettik. Kadir Has Üniversitesi Kütüphanesi bildiğim yer Bahçeşehir Üniversitesine aitmiş. Bir anda mantar misali bolluk yaşayınca isimlerini hatırlamakta zorluk çekiyorum haliyle.

Çırağan Okumalarının ayrı bir güzelliği de öncesinde keyifli bir resepsiyon olması. Buz gibi bir beyaz şarap ve pastırmalı-turşulu bir iki kanepe parçası eşliğinde Metis Yayınlarının bir köşeye dizdiği ve başı sürekli kalabalık Mungan kitaplarını inceledim. Yanımda Mungan sevdalısı bir arkadaş olunca kitapları üzerine tavsiye almak keyifli oldu. Şairin Romanı’nın yanısıra kadın, erkek ve yazı üzerine seçkiler topladığı kitaplara odaklandım. Bir de anılarından oluşan Paranın Cinleri. Bu arada önemli bir haber Paranın Cinleri’nin devamı mahyetindeki Harita Metot Defteri çok yakında çıkacak. Dahası bir sonraki kitabı o olacak. Aynı anda Mutfak isimli bir tiyatro oyunu üzerinde de çalışıyor. Başka ilginç projeleri bilem var.

Mungan çok önemli sayıda ve tutkun bir okuyucu kitlesine sahip. Bal Sultan yazdıklarıyla yaşayan ülkemiz ender yazarlarından olduğunu söyledi. Doğrudur. Oturumda neredeyse bir tek ben bu son kitabını okumamış durumdaydım.

Geleyim izlenimlere;

Okuma sırasında çok sıkıldım ve takip edemedim. Zira Mungan’ın tane tane ve çok yavaş bir okuma tarzı var. Sesi yumuşak ve tınısı güzel. Ancak dediğim gibi bir metin hızlı okunmazsa eğer takip edemiyorum. Bizim haber ve/veya diğer dizi ya da sanat/kültür/tartışma programlarını seyredememe sebebim de bundan. Her şey beynimin çalışma hızına oranla o kadar yavaş akıyor ki… Telaffuz edilen iki kelime arasına 5 gözlem, 3 düşünce sığdırınca anlamı yakalamakta haliyle zorlanıyorum. Peki o zaman odaklan kardeşim diyeceksiniz, ah onu bir yapabilseydim okul hayatında takdirler getirmez miydim? Bir metin ne kadar hızlı akarsa o kadar iyi anlarım. Belki de garip ama böyle işte. Hani İngiliz radyo programı sunucuları ya da Fransız haber spikerleri vardır ya, tıkır tıkır konuşurlar. İşte en iyi onları anlarım. Neyse söyleyeceğim şu ki biraz hevesim kırıldı. Şimdi düşünüyorum da belki de iyi oldu. Kitabın sürprizleri saklı kaldı.

İyi bir kitap yemek gibidir. Bir pişme süreci vardır. Ve kısık ateşte pişer.

Mungan’ın bu sözüne bayıldım. Bir: aynı fikirdeyim. İyi pişmiş kitaplar çok keyifle okunuyor. İki: kendimi haklı çıkarmamı sağladı, içimi rahatlattı. Bilmeyenler için söylüyorum azar azar ilerlediğim bir roman projem var. Zira bir senedir pişirmeye çalışıyorum. Eti, biraz taze ve hayvanın kaba tarafından olsa gerek. Dün akşam düdüklü tencere olmadığımı ve olmanın da gerekmediğini anladım. Kiremitte daha lezzetli oluyor. Buna kim karşı çıkabilir ki?

Yazı süreci üzerinde oldukça fazla duruldu. Ki bu da benim için sevindirici oldu. Bir tanesini paylaşayım dedim. Diyor ki Mungan:

Yazılan kitabın farklı fontlarda çıkışlarını almak düzeltme için defalarca okunan metne bir çeşit yabancılaşma sağlar.

İyi fikir gibi geldi. Sonuçta beyin bu, biliyorum ben buraları deyip bir çok defa en belirgin hataları bile görmeden atladığım çok olmuştur.

Bal Sultan’ın mikrofonu alarak; kitabın sonundaki çözülmenin bağıra bağıra gelmiş olmasına rağmen kesinlikle hiç anlamadım ve bir sürpriz oldu. Bu nasıl oldu? şeklindeki sorusuna yanıt çok şıktı:

Bizi asıl heyecanlandıran gözümüzün önündekini anlamak ve keşfetmektir. Dolayısıyla edebiyat gözümüzün önündekini yeniden görme sanatıdır.

Başka biri okuru çok etkiliyorsunuz, acaba bunun farkında mısınız? gibisinden bir soru sordu. Cevap süperdi.

A-ah öyle mi, bugüne kadar hiç farkına varmamıştım diyemem. Tabii ki bilinçli olarak etkilersiniz ancak bunun farkında olup bokunu çıkarmamak lazım. Bu cümleyi alıntı formatında yazmadım çünkü bu kelimelerle telaffuz edilmedi. Ama anlamı Qunegond yorumuyla aynen bu şekildedir. Orijinaldir.

Ayrıca diyor ki Mungan:

Ruh çağırır gibi yazmalı.

Hiç bir şey yazamazsam günlük yazarım.

Konudan bol ne var. Önemli olan konuyu şahsi kılmak. Bunun için de dil, kurgu ve yapı çok önemli.

Kıssadan hisse çok güzel bir akşamdı. Mungan’ı dinlediğime çok memnunum. Harita Metod Defterini dört gözle bekleyeceğim. İstanbul’u ve etkinliklerini seviyorum.

Dönüş vapurunda dışarıda oturduk.

Reklamlar