Etiketler

, , ,

Son zamanlarda okuduklarımdan hiç bahsetmediğimi hatırladım. Halbuki yine terzilik anılarımla ilgili bir şeyler anlatacaktım. Kısmet başka bir güneymiş. Bir de sabah sabah bir arkadaşımın blogun‘dan şehrin sokaklarına yerleştirilen şu yıldızların ardındaki felsefeyi okuyarak bilgilendim. Bizim buradaki yıldızlardan biriyle ilgili hoş bir anım var, umarım unutmadan bir gün anlatırım. Öncesinde yalnız, gidip fotoğrafını çekmem lazım.

Bu nadide kitap bu ayki okuma listemdeydi. Bir diğeri de Barbaros Hayrettin Paşa üzerine romansı biyografi biçiminde yazılmış Kırmızı Sakal. Henüz başlamadım. Önce şu 101 kitap projemin 3. sü olan Solgun Ateş’i artık bitireyim ve 4. ye geçeyim diyorum. Elimde oldukça süründü. Ayrıca bu sabah ilk bir kaç sayfasını okudum acayip komik geldi. Halbuki kitabın görünüşü, içinin saman sayfaları, baskının kalitesizliği, vs tam tersini ima etmişti. Elimde bu kadar sürünmesi de işte bu yüzden aslında. Hala daha biçimselliğe ve görselliğe önem veriyorsun Qune. Seninle gurur duyuyorum.

Akira Mizubayashi adını daha önce hiç duymadım. Kim olduğunu bilmediğimden internette şöyle bir araştırma yapayım dedim. Bir blog yazarı “bu kitap bir mücevher” diye başlık atmış. Mücevher mi cevher mi bilemem ama müthiş bir şey.

Uzaklardan Gelmiş Bir Dil gibi bire bire yakın çevirisi yapılabilen kitapta Mizubayashi, Mozart’ın Figaro’nun Düğünü operasından yola çıkarak nasıl Fransızca’ya tutulduğunu, ne şekilde baba dili olarak benimsediğini ki babası ve annesi de kendisi gibi Japon ve Fransız vatandaşlığıyla ne uzak ne yakın ilgileri var, nasıl  Jean Jacques Rousseau’yu tez konusu seçerek 18. yüzyıl Fransız edebiyatı üzerine yüksek lisans ve doktora yaptığını ve en nihayetinde Tokyo’ya dönerek üniversitede öğrencilerine Fransızca tutkusunu kazandırmaya çalışan bir öğretmen olduğunu anlatıyor. Ve bu anlatımını anılarını da Proustvari bir dille  işin içine karıştırarak yapıyor. Uzun cümlelerinin mükemmel yapısı okuyucunun anlamı kaybetmeden takibini öylesine kolaylaştırıyor ki değme yeni yetme Fransız yazarlara taş çıkartır. Bir de bakmışım ki sayfanın sonuna gelmişim ve cümlenin başı neydi diye sorgulamak bir kenara dursun neredeyse ezbere söyleyebilecek durumdayım.

Kitabın bir diğer hedefiyse ikinci bir dilin nasıl kazanıldığı, iki dilli olmanın nasıl bir şey olduğunu sorgulamak. İkinci kapakta da belirttiği gibi Mizubayashi şimdi artık ne tam anlamıyla Japon’um ne de Fransız olabildim diyor. Bundan böyle orada da, burada da ezeli yabancıyım ben.

Belki de dünya vatandaşı olmanın, olabilmenin ilk koşullarından birisi ikinci bir yabancı dili mecburiyetten öğrenmek yerine tutkuyla benimsemek. Bunun içinse, açık ve işler biçimde bir anten gerekir ki ta uzaktan gelen melodileri yakalayabilesin. Mizubayashi’nin dil ile müzik arasında yaptığı bağlantılar kitabı keyifli kılan unsurlardan bir tanesi.

Bir diğeriyse Fransız edebiyat eleştirileri üzerine vermiş olduğu referans isimler ve kitaplar. En çok Starobinski’den bahsediyor. Jean-Pierre Richard, Roland Barthes, George Poulet ve Gérard Genette. Edebiyat eleştirilerine ve metin analizlerine karşı olan ilgim ilk defa Fransa’da geliştiğinden, Fransızcayı hakkıyla bilmenin bir ön koşulu olarak ileri dil kurslarında öğrencilere bir ön tadım olarak mutlaka verilir, bu isimlerin elinden çıkan yazıları da okumaya sabırsızlanıyorum.

Hemen Amazon’a saldırmadan önce bir de Pandora’ya bakayım dedim. Jean Starobinski’den Eleştirel İlişki YKY’den 2010 yılında basılmış. Başlangıç için iyi fikir olabilir. Gerard Genette’ten, Anlatının Söylemi: Yöntem Hakkında Bir Deneme ise geçtiğimiz temmuz ayında Boğaziçi Üniversitesi yayınlarından piyasaya çıkmış. Kasım’daki kitap fuarı için liste oldukça kabarıyor. Mizubayashi’nin tavsiyesi kitaplar değil ama, çünkü o 18. yüzyıl edebiyatıyla ilgili, yine de edinilmeli.

Film sevdalılarına not: Kitapta Ozu’nun bir iki filmine de gönderme var. Hani şu Kirpinin Zarafeti’ndeki Renée’nin en sevdiği yönetmen.

Kısacası bu kitap benim için yeni ve hoş bir keşif oldu. Ayrıca başka keşiflere kapı açtı. Bir okur bundan başka ne ister?

 

Reklamlar