Etiketler

, , , ,

Bu sabah içimde eski ofisimi ziyaret etme dürtüsüyle kalktım. Yok yok öyle olmadı. Boğaz ağrısıyla kalktım. Kiki’nin çilekli pastillerinden kalmamış. Saat sabahın 6’sı, bir iki tane Bepanthen pastil buldum ama onlar kesmez biliyorum. Önceden denemişliğim var. Hasta olacağım dedim içimden. O saatte dışımdan desem ne yazar, kediler bile kendi hallerindeler duyacak kimse yok. Gerçi bir tanesi fena halde erkek arayışında garibim evi dört dönüyor. Umudunu kırmamak lazım yoksa yanlış yerlerde dolaşıyorsun can cağazım derdim. C.İ.’nin gelişini kapı önlerinde bekliyor sanki onun bir yardımı olurmuş gibi… Kedi saflığı işte. Neysem, hasta olacağım zamanlar bilirim (yine VE HEP) canım kahve istemez. Tamam ben de kahve içmem o zaman. Peki ne içeceğim? Aç karnına çay midemi bulandırıyor. Sıcak su şimdi beynimin kovuğunda kalmaz. Soğuk su, bu kararsızlık esnasında zaten iki büyük bardak içmişim. Bu arada kararsızlığım ne yapsam ya da yapmasam konusunda?

1- Terzilik kursuna gitsem mi gitmesem mi?
2- Uzun zamandır bloga yazmıyorum, yazsam mı yazmasam mı?
3- Yürüyüşe çıksam mı çıkmasam mı?
4- Kahve içsem mi içmesem mi?
5- Kahvaltıda Dukan krebi yesem mi yemesem mi?
6- Yüzümü yıkasam mı yıkamasam mı?

Bu en sonuncusu garip gelebilir ama şöyle bir derdim var benim. Malum güzellik kremleri, malzemeleri pahalı. Yıkama jeliyle yüzümü yıkadım diyelim. Sonra tonikle jelin kalıntılarını temizledim ve nemlendiriciye hazırladım. Ardından göz çevresine krem sürdüm. Sonra tüm yüz ve boyuna indim. Ya sonra canım yürümek ister de ter içinde kalırsam eve koşup duş alacağım ve böylelikle tüm bu kremlenme işlemleri yeniden yapılacak. Malesef yürüyüşte kafa derim dahil her tarafımdan terler damlıyor. Sonra bir de akşam yatmadan önce kremlenme faslı var. Öyleyse sabahın altısında kalkınca yüzümü yıkar ve kremlersem günde 3 edecek. Kremlemezsem gerdirme işlemini fazla kaçırmışçasına cildimin yarıldığını hissedeceğim. Hadi diyelim bir öğün fazladan sürdüm. 2 ay idare etmesi gereken şişe 1,5 ayda biter. Bu da senede her bir üründen 2’şer şişe daha fazla satın alınması demektir. Her bir ürünün ortalama fiyatı göz önüne alındığında tamam siyah havyarlı La Prairie kullanmıyorum ama yine de senelik kitap bütçem bile yanında solda sıfır kalır. Zor durumlar.

Fazla uzatmadan yüzümü yıkamadım, kahve yaptım ve elimdeki son kitap olan Köpekbalığı Metinleri’ni alıp koltuğa yanlamasına yattım. İki kedi de üstüme gelip kuruldu. Kahveden ilk yudumu alınca aslında pek de hasta olmadığımı anlamış bulundum. Lakin içebiliyordum. 2,5 fincan sonunda boğazım hala ağrıdığından kalkıp kahvaltı etmeye ve saat 9 olur olmaz eczaneye koşmaya karar verdim. Sonra aklıma ofise gitmek geldi madem terziliği asmıştım.

Yanıma bu araların en sevdiğim dedikodu dergilerini (Paris Match ve People) , artık miyadını doldurmak üzere olduğundan bir payton hızıyla çalışan netbook’umu alarak son olarak yaz başında gittiğim ofisime yollandım.

Bu arada çok sevindirik bir şey oldu. Banka kartlarına da puan birikmesi oluyormuş ve benimkinde bir çok puan varmış. Büyük ihtimal geçen senekiler heba oldu. Fakat olsun en azından bu senekileri kullanabileceğim ve kullanmaya başladım bile. Dergilerim bedavaya geldi.

Mesaime 11’de başladım, bloga bir yazı yazmadan eve yollanmayacağıma and içtim. Şimdi artık oldukça geç oldu ve biran evvel dönüş yoluna doğru gözüm kayıyor. Anlatacak çok şey var. Sanırım bundan sonra hep yazacağım. Çünkü;

1- Geçenlerde eski yazılarımı okudum, şaşırdım. Bir zamanlar nelere kafayı takmış olduğumu, nelerin beni meşgul ettiğini görünce bir garip sevindirik oldum. Geçmişteki beni bugün yeniden tanımak hoşuma gitti.

2- Yazmayacağım da ne yapacağım peki? Tamam terzilik güzel bir şey ama bunca seneden sonra meslek mi değiştireceğim? Qune! Yazar-Terzi mesleği gibi bir kategoriyi neden düşünemedin ki? Değil mi ama?

3- Yazmazsam unutuyorum. Gerçi yazana kadar da unutuyorum ama ne kadar kurtarsam kar.

4- Takip ettiğim sevgili bloglarımı okumayı çok özledim. Kimin ne yaptığından, ne düşündüğünden hiç mi hiç haberim yok. Yazmazsam okumuyorum da işte böyle nalet bir alışkanlığım var. Sanal ortamdan bahsediyorum tabii. Yoksa diğer kadim şekilde yazmaya da okumaya da devam.

Kıssadan hisse;

Back to the Past Perfect. Mükemmel Geçmişime Geri Döndüm. Bilindiği gibi iki türlü geçmiş var biri sıradan Simple Past, diğeriyse mükemmel Past Perfect.

Sıradan olan Simple, geçmişe mazi derler anlamında. Kim takar seni. Ama mükemmel olan Perfect her an hortlamaya hazır. Etkisi uzun müddet devam eden, Vintage hesabı. İşte ben de bu mükemmel geçmiş ofis günlerimi yeniden canlandırmaya heves ettim. Bugünlük bu kadar.

Bir boğazım ağrıdı, hayatım değişti. Hep kitap okunacak değil ya…

Reklamlar