Etiketler

, , ,

Bir kere bilgisayarın başına geçtim mi neler olacağını çok iyi biliyorum. Bakın işte saat 9:30 oldu ve ben daha hala yazımı yazmadım, yüzümü yıkamadım, okuduğum kitabımdan bir sayfacık olsun ilerlemedim, sabah yürüyüşüne çıkmadım. Halbuki saat 6’da kalkmıştım. 3,5 saat geçmiş. Dile kolay. Kahvaltı keyfi yaptım desem o da değil. Biraz önce bilgisayarın yanı başında 3 dakikada hazırladığım Dukan krebini 2 saniyede üstüme başıma dökerek çünkü 1 gözüm ekranda, yedim ve halime verip veriştiriyorum.

Ey Tanrıçalar, neden bir uçtan diğerine hareket ediyorum? Ya hep ya hiç. Sarkaç genleri mi verdiniz bana? Sabahtan beri ona buna twit atıyor, mesaj cevaplıyor, facebook’ta birilerine sataşıyorum, kim ne demiş, kiminle görülmüş, ne yapmışlar onlara bakıyorum. Çeviri işleri de zaten tam bu yüzden sarkıyordu. Sarkması bir şey değil sonsuz süre verseler, ölü hattını (deadline) göğüslemek için gecemi gündüzüme katıyor sonra 3 gün yataktan kalkamıyordum. Çareyi o işi de bırakmakta buldum. Şöyle ılımlı ve normal seyrinde bir yaşantı sürmek benim de hakkım değil mi? Ey Tanrıçalar, elinizde hırslarınızın kurbanıyım. Bari Foucault’nunkini bahşedeydiniz.

Lakin bu sabah şunu düşündüm, bir toplumda, özellikle de bu çağda, tembellere de ihtiyaç var. Hem de giderek artan bir hızda. Neden ben de onlardan biri olmayayım? Neyim eksik?

Her yandan bakıyorum da pıtrak gibi iletişim aracı çıkıyor. Tabii bunları etkili kılabilmek için iletişim malzemesi gerekli. Dolayısıyla iletişim araçlarının yetişemeyeceği üçe beşe katlanmış ve hatta ses hızından daha yüksek bir hızda, durun bir dakika kafam karıştı ses mi daha hızlıydı ışık mı, önce şimşeğin sesini mi duyardık yoksa ışığını mı görürdük, hay aksi son zamanlarda ne kadar az yağmur yağıyor fizik kanunlarını bile unutuvermişim, neyse hangisi daha hızlıysa onun beş katı aceleyle iletişim malzemesi birikmesi oluyor. Günümüzde.

Eh tüm bunları takip etmek kolay mı zannediliyor?

Eskiden her köşe başında bir fırın bir cami vardı, şimdi bir sanat merkezi, bir konser salonu, bir kitabevi, bir dergi kiosku, bir spor kompleksi, bir cafe bar restoran, iki kahveci baş gösterdi. Olacak şey mi? Bir kitabevinde kaç kitap var? Her ay kaç kitap çıkıyor? Bir sanat merkezlerinde kaç sergi, kaç etkinlik yapılıyor? Sinema, müzik festivalleri cabası. Kesinlikle üretilmesin demiyorum, yanlış anlaşılmasın. Bir cami bir fırın toplumsal yaşamına geri dönmek gibi bir niyetim yok. Ancak takdir edilir ki tüm bu malzemeleri tüketmek zaman alır. Kıssadan hisse tembellere devlet yardımı maaş bağlanmalı. Toplum sağlığına aşırı faydalı. Benden söylemesi. Zaten etraf çalışma hırsıyla yanıp tutuşanlarla dolu. Tembellerin de çalışmaya başladığını düşünün. Etrafta iş kalmaz. Bu kapitalist düzen daha nereye kadar iş yaratabilir ki? Yok işte… Artık bıçak kemiğe dayandı ve çoktan içine geçti de iliğini şeyetmekle meşgul. Cennetten atıldık diye niye şeytan azapta gerek? Her şeyin alternatifini, korsanını yaratan insanoğlu, özellikle de türkoğlu neden cennetinkini de yaratamasın ki?

Kıssadan hisse: TEMBELLER EL ÜSTÜNDE TUTULMALI. Her topluma böyle bir alt toplum, gerçi üst olacak ama siz gene alt bilin, lazım. Benden söylemesi.

Reklamlar