Etiketler

, , ,

Az daha kaçırıyordum. Tembelliğime yenik düşeydim gerçekten üzülürdüm. Bir şeyi daha kanıtlamış oldum; Kiki ile zevklerimiz büyük oranda uyuşuyor. Eylül ayının son haftasında okuldan sanat öğretmenlerinin düzenlediği bir geziyle Bienal’e gitti ve eve gelir gelmez mutlaka gidip görmelisin çok güzel, dedi. Bazen ve belki de daha sık, çocuk sözü dinlemeli büyükler.

Bu seneki, şimdiye kadar yapılmış olanların en kapsamlısı, anlamlısı ve farklısı göründü gözüme. Hem kendim unutmamak, gördüklerimi pekiştirmek, üzerinde düşünmek, hem de olur da gelip görememişler için belki bir referans olur diye oldukça detaylı bir dosya hazırlamaya karar verdim. Dün akşam başladım yazmaya, öyle bir kaç saatte bitirebileceğim bir iş gibi gelmedi. Bugün de üzerinde pek çalışamayacağım. Gidip şu eteğimi bitireyim artık. Araya bayram girdi, tembellik girdi. Geri kaldım. Sonrasında pantolon var. Pek heves ediyorum.

Bu sabah Bienal’e giriş anlamında, ki gerçekten de giriş, çünkü cuma sabahı gittiğimde rehberli tur saat 11’de başlıyordu ve ben 10’u birkaç geçe oradaydım, aceleyle ve fakat şeytanı karıştırmadan bir ön gönderi yapayım dedim.

Hevesle beklerken 3. antrepodaki kişisel işlere şöyle bir göz gezdirdim. Hakkında tek bildiğim şey Bienal’in başlığının İsimsiz olduğuydu.

Bu arada tam içeri girmiştim ki sıkıştım, güvenliğe tuvaleti sordum. Sabah sabah 2 büyük bardak su üstüne 2,5 kupa kahve içenlerin başına gelen budur.

Göstereyim hanımefendi, dedi. Şu koridorun ucunda en soldaki…

Gösterdiği yere doğru seyirttim. Tabii ki tuvalet en sagdakiydi.

Hep söylemişimdir; biz kültürel olarak (belki de genetik miras) sağımızı solumuzu hiç bilemedik.

Grup sergilerinden gayrı bir de kişisel işler var ki Nazım Hikmet Richard Dikbaş’ınkiler de bunlardan biri. Yazı ile çizgiyi birleştirdiğinden üzerinde oldukça uzun vakit geçirdim. Bir de baktım ki rehberin vakti gelmiş. Eserlerinden beni çarpanları görüntüledim. Kapsamlı yazıya kadar idare edilmeli, aynı turu bekleyen ben gibi…

Reklamlar