Etiketler

, , ,

Çoğunluk aklıma ilk cümle ya da paragraf gelir sonrası kendiliğinden takip eder. Bu sefer de aynı şey oldu olmasına ama bir türlü oturamadım masamın başına. Oturduğumdaysa ne ilk cümleler geldi geçti baki kalan bir şey olmadı diye hayıflandım durdum. Kaldım işte böyle;

Öylesine bir Bumed günüydü, Kırmızı Lamy’m peteğim, balım kırıldı. Parçası ayrı düştü. Çıkışta aradım bir türlü bulamadım. Zaten kapak çatlak ne kelime yarık, seloteyplerle idare ediyordu şimdi bir de beden kırılmıştı.

Cumartesi Tüyap’a gittim. 19 cumartesi olmasının 2 nedeni vardı, birincisi Can Yayınları’nın düzenlediği Murat Gülsoy, Ayfer Tunç ve Yekta Kopan’ın gerçekleştirdiği Öykü: Edebiyatın Gayrı Meşru Çocuğu isimli (pek düzgün hatırlamamış olabilirim ama kesin gayrı meşruluk vardı) sohbet, diğeriyse yine Bumed atölye’den tanıdığım Süleyman Akdoğan’ın Kıta Yayınları’ndan basılan ilk kitabı vesilesiyle düzenlenen imza günü. Her ikisine de katıldım. Oh, içim rahat.

Sevdiğim öykücülerden öykü üzerine dinlemek iyi geldi. Ve bu aralar öyküleri oldukça ihmal ettiğimi anladım. Halbuki iyi yazılmış bir öykünün etkisi de roman gibi uzun sürer. Unutmuşum. Halbuki roman yazmaya başlamadan önce öykü işini halletmek lazım onu da unutmuşum. Yoksa lise yıllarında yaptığım ve 2 alıp yerime oturduğum gibi bir cümlelik ata sözü ya da deyimi iki sayfada anlatmak değil beceri.

Bu sene kitap fuarında çok coşmamak için yanıma belirli bir miktar para aldım. Sonra da kuruşu kuruşuna harcadım yetmedi arkadaşımdan borç aldım. Bu sene de çok güzel şeyler sahiplenmeme rağmen aklım yine orada kalmış olacak ki dün gece bir kitapçıdaydım. Öncesinden bahsedeyim; evde üzgün mahsun otururken C.İ. dayanamadı:

Hadi kalk gidiyoruz.

Nereye?

Kitapçıya.

Gitmem.

Neden?

İstediğim gibi alamadıktan sonra hiç görmeyeyim yüzlerini daha iyi.

Yok yok, kalk sen yine de. Bak bir sürprizim var.

Çok gozel.

İşime gelmedi mi Ukraynalı oluyorum. Yeni taktik. Tek bildiğim kelime “çok gozel”. Gerçi burada niye işine gelmedi sürprizi hiç mi merak etmedin gibisinden bir yaklaşım olursa diye anlatayım. Bizde yapılan sürprizler değişiktir. Bir gün doğum günümde falan kocaman bir paket alırım. Sürpriz bağırış çağırışlarıyla içinden raklet makinesi çıkar. O demektir ki bize raklet yap yiyelim. Ya da sürpriz her renkten mikroipçik toz bezleri. Her yer beyaz beyaz olmuş, kolay temizleyesin diye sana sürpriz yaptık. Bir seferinde sürpriz dilimleme makinesi. Sabahları kahvaltı hazırlarken peynirleri ince ince simetrik dilebilmek için çok uğraşmayayım.

Çok gozel.

Zorla kalktık gittik kitapçıya. Üç kat. Ama küçük bir yer. Tam olmasa da Robinson Crusoe gibi bir şey. Yalnız satıcı kıl bir adam. C.İ. tam kararlı. Hiç sesini çıkarmadan listemi alacak. Ne kadar istersem alacak. Her birinden alacak. Olur iş değil. Rüyada gibiyim. A-ah gerçekten rüyaymış. Ama olsun.

Dolayısıyla bu sabah pek bir neşeli kalktım. Listemdeki gelmiş geçmiş tüm kitapları sahiden almış gibi hissediyorum. Gariptir bazen de rüyamda kavga eder ve sabahları küskün kalkarım. Artık kimle kavga ettiysem gece, bütün gün o şahsa antipati beslerim. Normal midir bu? Çok merak ettim şimdi, başkalarına da oluyor mudur böyle?

Tüyap’tan edindiklerimi listeleyesim var. Fotoğrafta üstte görülen Karbon Kopya eski kitap. Nasıl olmuş da oraya girmiş anlayamadım. Hatta sağ köşeye bakın kahve lekesi bilem var. Çevirenin Notu öyküsünü zaman zaman açar okurum. El Toreador’u kim çevirdiyse öyle isterdim ki tanışmayı… Anlaşılacağı hep el altında durur, belki de o yüzden.

Kitapçılarda çok fazla sergilenmeyen, popüler ve güncel olmayan ama okumak istediklerimi bulur çıkarırım fuardan. Hem daha ucuz olurlar. Örneğin Turkuaz Kitap, eski Merkez Kitaplar, standı bunun için 1-1’dir. (Birebir)

1- Aspern’in Mektupları – Henry James – Merkez Kitaplar
2- Agnes Grey – Anne Bronte – Merkez Kitaplar
3- Bakire ile Çingene – D.H.Lawrence – Merkez Kitaplar
4- Bono’nun Odasında – Michka Assayas – Merkez Kitaplar
5- Büyük Sır – Philippe Grimbert – Turkuaz Kitap
6- Türk Romanında Yazar ve Başkalaşım – Jale Parla – İletişim Yayınları
7- Yatak Odasında Felsefe – Marquis de Sade – Ayrıntı Yayınları
8- Edebiyat Kuramı – Terry Eagleton – Ayrıntı Yayınları
9- Bülbülü Öldürmek – Harper Lee – Altın Kitaplar
10- OOOKitap Dokunan Yanar – Ahmet Şık – Postacı Yayınları
11- Nayakun Küller – Süleyman Akdoğan – Kıta Yayınları
12- Paranoyak/Ruh Sağlığından Şüphe Duyanların El Kitabı – Dennis Diclaudio – NTV Yayınları
13- Frankenstein – Mary Shelley – İthaki Yayınları
14- Cesur Yeni Dünya – Aldous Huxley – İthaki Yayınları
15- Underground – Vladimir Makanin – Everest Yayınları
16- Beyindeki Hayaletler – V.S.Ramachandran – Sandra Blakeslee – Boğaziçi Üniversitesi Yayınları
17- Erken Modern Avrupa’da Yoksulluk ve Sapkınlık – Robert Jutte – Boğaziçi Üniversitesi Yayınları
18- Yukichi Fukuzawa’nın Özyaşam Öyküsü – Yukichi Fukuzawa – Boğaziçi Üniversitesi Yayınları
19- Al Yazmalım Selvi Boylum/Erken Gelen Turnalar/Fuji-Yama/Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek – Cengiz Aytmatov – Cem Yayınları
20- Kuzgun – Edgar Allan Poe – Boğaziçi Üniversitesi Yayınları
21- Kaplanın Karısı – Tea Obrecht – Siren yayınları
22- Trainspotting – Irvine Welsh – Siren Yayınları
23- Yan Etkiler – Woddy Allen – Siren yayınları
24- Bu Su – David Foster Wallace – Siren Yayınları
25 – İğrenç Adamlarla Kısa Görüşmeler – David Foster Wallace – Siren yayınları
26- Dersim Kürt Tedibi – Mahmut Akyürekli – Kitap Yayınevi
27- Kabil – Jose Saramago – Kırmızı Kedi Yayınevi
28- Yazma Büyüsü – İnci Aral – Kırmızı Kedi Yayınevi
29- İkinci Balayı – Joanna Trollope – Turkuaz Kitap
30- Şafağı Keşfetmek – Walter Veltroni – Merkez Kitaplar
31- Balkan Blues – Petros Markaris Turkuaz Kitap
32- Dubrovski – Aleksandr Puşkin – Merkez Kitaplar
33- Faust – Ivan Turgenyev – Merkez Kitaplar
34- Hayalet Hikayeleri – Henry James – Merkez Kitaplar
35- Ve Perde Kapanıyor – Uğur Ziya Şimşek – Sokak Kitapları
36- Gizli Kalmış Bir İstanbul – Ali Teoman – Sel Yayıncılık

Kaynak Yayınları standında Muazzez İlmiye Çığ’ı yakından gördüm ve uzun müddet gözlerimi kendisinden ayıramadım. Öylesine şeker bir kadın. Bu arada liste yapınca ortaya çıktı, sanki bir torba kitabı kaybetmişim gibi bir his var içimde. Umarım öyle değildir kahrımdan kahr-olurum sonra.

Akşam üzerinin geç saatlerine doğru bir ara elimdeki kitap torbalarını arabaya bırakmak ve kapanışa kadar elimi kolumu sallaya sallaya dolaşmak üzere dışarı çıktım. Anahtarı ararken peteğim balım Lamy’min ayrı düşen parçası elime geldi. Günlerdir yapıştırmaya çalışıyorum bir türlü tutmadı. Biraz önce, Japon diyeceğim ve hey-hat üzerinde Almancaya benzettiğim yazılar olan, başka bir tüp buldum. Kırık parçalara sürüp, birleştirdim. Kurumasını beklerken günlüğümde kendisine mektup döşendim:

Sevgili Lamy,

Biliyorum bir gün beni terk edeceksin. Zaman zaman bu teklemelerinden anladım. Benden erken gideceksin. Gerçi hiç belli olmaz ama…

Her şeyin bir yaşı olduğu gibi senin de var, bunu anladım. Lakin görevini yerine getirmeden ayrılırsan, bak hakkımı helal etmem ona göre.

Anladın mı?

Ne yaparsın, ne edersin bilmiyorum ama bir kitap yazman gerekiyor. Daha işin başındasın ve öksürüp tıksırmaya başladın bile.

Dün bir kaç tane kırtasiye gezdim. Bakalım yerine gül bulabilir miyim, araştırdım. Zor olacak.

Eve döndüğümde boş ellerime bakarak oturdum. Sonra kalkıp bir bardak buz gibi beyaz şarap koydum kendime. Efkarlıydım. Gezdim dolaştım. Boşuna. Yerine geçmesi için tasarlanan diğerleri metal rengi, parlak yakalığa sahip. Gösteriş meraklıları doldurmuş vitrinleri anlayacağın. Sendeki siyahın kibarlığı, işini bilirliği, ciddiyeti yok onlarda. Derinlemesine yazamazlar. Yüzey kirlenmesinden başka işe yaramazlar.

Eski Topraksın dediğini duyar gibi oluyorum. Ne yaparsın… Öyleyim. Seni memnun edeyim. Bak. Dinle. Yine de elime aldım o gösteriş meraklısı, parlak metal yakalıklı Lamynant’ı. İlkinin eline su dökemez dedim anında. Yalnız bir de ucuna bakayım, ender de olsa içinden cevher çıkabilir. Halbuki ceviz değil ki, bilmeliydim.

İnce uç. Kırılgan. Hassas. İstemem. Yazamaz onlar benden geleni. İçimdekini. Tok olmalı. Kalın. Öyle çabuk alınmamalı. Sağlıklı, güçlü olmalı kalem dediğin. Sayfada kendini belli etmeli. Oturmalı.

Velhasıl, belki de senden önce miadım dolmalı,
Yoksa eğer yerine Lamynant’lardan başkası…

Reklamlar