Etiketler

, ,

* Kahveden önce

Çok kötü fena bir şey oldu.

Çarşamba sabahı ev-ofisimi toparladığım ve en nihayetinde hummalı bir çalışma içerisine girebileceğim için memnun mesut sabahın 5:30’unda kalktım. Doğru mutfağa seyredip, kahve makinesini çalıştırdım, odaya döndüm. Nasıl soğuk. Banyoda duran üflemeli ısıtgaçı kaptım geldim. Şöyle ayaklarıma doğru kurdum. Bir yandan netbook’un düğmesine basmışım açılmasını, bir yandan kahve kokusunun yayılmasını bekliyorum, üçüncü yandansa Perihan Mağden okuyorum. Yeniden köşelere döndüğü için nasıl memnunum anlatamam. İletişim tarzına bitiyorum. Taklitlerinden kaçının, benden söylemesi… Bu arada onun sayesinde Ayça Şen Başkan ile Ruh ve Sivil Hastalıkları Mütehassısı Toplumsal Onarım ve Siyasal Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Sivilay Abla’yı keşfettim. Neyse, keyfimden yerimde duramıyorum. Hayat bu sabahı saf neş’e ilan etmiş, ilk faydalanan benim sanki.

Birden ortalık karardı. Yok yok önce çat sesi geldi sonra ortalık karardı.

Yazıklar olsun, dedim. Her yer karanlık. Nerede insanlık? Kaderin böylesine…

Yazıklar olsun.

Doğru sigorta kutusuna koştum. Bir tanesi inik. Hah dedim kabahatli bu. Mutfaktan tabure-merdiveni aldım getirdim, üzerine çıktım. İnik olan sigortayı yukarı kaldırmamla birlikte büyük bir gürültüyle yeniden inmesi bir oldu. Sigortanın yaptığı bu eyleme “atmak” deniyordu galiba… Korkmadım desem yalan olur. Bir kere daha böyle olmuştu, o zaman aşağılara inip kofra vs gibi şeyleri incelemek gerekmişti. Neyse baktım olmayacak, hava da soğuk, merdivenlerden aşağıya insem iyice soğuk, çözümü evi ayağa kaldırmakta buldum. Bir kısım aşağı indi, ben yukarıda nispeten sıcakta kaldım. Koordineli çalışacağız. Aşağıdaki kofrayı kaldıracak ben buradan rapor vereceğim. Elimde telefon bekliyorum. Bir an ışıklar geri geldi ve akabinde tekrar çat sesi, her yer karanlık. Bakışlarımı tekrar sigorta kutusuna yönelttim. Bu sefer deminki değil onun yanındaki sigorta inmiş.

Telefon çaldı. Tam cevap vereceğim hat kesildi. Sonra asansör sesi duyuldu. Aşağıdaki geri geldi.

Ne oldu?

[Karanlık]

Telefonu niye kapattın, tam açacaktım…

Şarjı yokmuş kendi kapandı.

Niyet koordineli çalışabilmekte ama teknik donanım yeterli değil. Ayrıca hangi sigorta parçası evin hangi metrekaresini idare ediyor onu da bilmiyoruz. Yapılacak tek şey, her şeyi prizden çekmek.

Çektik.

[Hala karanlık]

Aşağı görevlisi yine aşağıya indi.

O ara lambalar yandı. Aşağı görevlisi yukarı çıktı.

Sonra evdeki elektrikli aletler teker teker fişe sokuldu. Her seferinde heyecanla bekliyoruz bakalım ne olacak?

Buzdolabı… Hah o değilmiş.

Termosifon… O da değilmiş.

Sıra üfürgeçli ısıtgaçta.

A-ah o da değil.

Peki ne öyleyse?

Kahve makinesi.

“xqæ*&½#x”

En ihtimal vermediğim, evin en önemli aletlerinden biri.

Kahve makinesi.

“xqæ*&½#x”

Kısacası; 2 gündür hayatımda böyle bir aletin varlığı yok.

Ayılamıyorum.

“xqæ*&½#x”

Normalde ocak üzerinde İtalyan kahve yaparım. Geçen ay dalgınlıktan elimde olan 2 tanesini de yaktım. Bizim buralarda pek bulunmuyor. Ya İkea’ya gidip modern tasarım almak  ya da Eminönü’nde Mısır çarşısının yanından girilen sokaktaki züccaciyelere baş vurmak lazım. İkisi de uzak ihtimal.

Dün hasbelkader mutfak dolabının içinden acil durumlar için sakladığım French Press iri çekim kahve, o da bir seferlik, buldum. İdare ettim. Ama bu sabaha hiç bir şey yoktu. Makine kahvesini French Press yapıp idare edeyim dedim. Olmadı. Tası tarağı toplayıp Nero’ya yollandım. Ancak kendime geldim.

Merhaba,

Adım Qunegond. Ben bir kahve-kolik değilim.

* Kahveden Sonra

Reklamlar