Etiketler

, ,

Son Tüyap fuarından edindiklerime başlamanın artık zamanıydı.

Dün bütün gün Umberto Eco’dan Genç Bir Romancı’nın İtirafları’nı okuyup durdum. En son Listelerim bölümüne koptum. Hemen hemen tüm yazarların liste saplantısı olduğunu öğrendiğime pek sevindirik oldum. Aslında yazar olabilmek için kitap yazmak dışında tüm ön koşulları yerine getiriyorum. Bir takım saplantılar, yazamama korkusu, beyaz sayfa tedirginliği, hayallerle gerçek arasında bir yerlerde konumlanma, kalem fetişistliği, vs… Bir de buna kağıt eklenecek sanırım. Hani terziliğe gidiyordum ya, artık gitmiyorum yazar-terzi fikrini bir türlü benimseyemedim, ucuz olsun diye teksir kağıdı önermişlerdi. Üzerine yazı, çizim yapılacak zannedilmesin, düz makine dikişini becerebilmek için ev ödevinde kullanacaktım, malıydım hatta.

Dün Feng-Shui’ci arkadaşımın yardımıyla bana yemek menüsü hazırlamaya karar verdik. Amaç haftalık listeyi hazırlayıp zamandan tasarruf etmek, şu bitmeyen/bir türlü bitemeyen romanıma biraz daha fazla eğilebilmek. Elime ilk o kağıtlar geldi. Öylesine nostaljik oldum, olmakla da kalmadım bir yazasım geldi anlatamam. Gerçi şunu da ekleyeyim bu bir top teksir kağıdını bulana kadar canım çıkmıştı. Beyazlar piyasaya düşeli kimse yüzüne bakmaz olmuş.

İçimdeki o ses diyor ki; ya ben buna da bir isim vereyim tam olsun, Kirko, Kirko diyor ki; üç gün sonra…

Teksir kağıdı bulamıyorum, işte onun için yazamıyorum,

diyeceksin.

Yok ama liste ve/veya listeler yapmak için teksir kağıdı bire bir. İşte tam buradan umulmadık bir kampanya başlatıyorum;

Haydin Türkiye teksir kağıdını yeniden yaşatalım.

Akşam akşam televizyon, film neyin seyretmek istemedim. Gece gece romana başlanmaz uğursuzluk getirir, aynı tırnak kesmek gibidir.

Eh ne yapayım?

Bari, öykücüler duymasın, öykü okuyayım dedim. Eco, Kurmaca Karakterler Üzerine Bir Kaç Not bölümünü okurken aklımda kalmış, şöhreti içinde yaşadığı kitabın ve yazarınınkini açık ara farkla geçen kahramanlardan bahsederken Madam Bovary’nin bir tür zaman makinesi sayesinde günümüz New York’una getirildiği Woody Allen’ın Kugelmass Olayı öyküsüne de değinmiş. Hemen Tüyap’tan aldıklarıma koştum. Baktım, Yan Etkiler en üstlerde duruyor. İçini karıştırdım. Doğru Kitap.

Siren Yayınları’ndan son zamanlarda basılmış ama elime alıp da ilk öyküyü okur okumaz bir ‘deja lu’, ki türkçesi ben-bunu-daha-önce-okumuştum, etkisi yaşadım. Baktım araştırdım yanılmamışım. Vakti zamanında Altın Yayınları piyasaya çıkarmış.

Demek ki beğenilenler unutulmuyor.

Yazıyı tamamlayacak gücüm kalmadı. Gidip bir kaç öykü daha okumalıyım.

Bugün evde hapisim. Çamaşır makinesinin ayağını getirip takacaklar. Geçen hafta öğleden sonra 3’e kadar geliriz demişlerdi 5’i 5 geçe geldiler. Şu an hala bekliyorum.

Hava da çatlatırcasına güzel.

Fındık fıstığı bitirdim. Ah şimdi çekirdek olsaydı dolapta. Sabahtan beri en az 2 sefer gidip baktım mutfağa. Yok. Yine yok. Neyse şimdi bir daha gidip bakayım. Belli mi olur.

Mucizelere hep inanmışımdır.

Reklamlar