Etiketler

, , , ,

Zamanımı istediğim, daha doğrusu gerektiği şekilde henüz ayarlayamadım, tam bitmedi ama büyük bir kısmını başardım. Artık dışarı çıkarken cep telefonumu uzun süreler aramıyorum, mesela. Hiç aramıyorum diyebileceğim günleri sabırla beklerken tasarrufunu yaptığım saatler 3’e yükseldi. Öyle ki, geçenlerde ne yapacağımı bilemedim. Salonda oturup boş boş duvarlara ve/veya tavana baktım. Tabii bu zamanı elde edebilmek için önce Feng Shui’den geçmem gerekti. Bundan böyle 15’in üzerinde kağıt makasım yok. Saklama kaplarım sadece ve sadece 1 raf işgal ediyor. Bardak ve kupalara henüz çözüm bulamadım. Oyuncaklar, kalemler hatırı sayılır derecede azaldı. Bu arada başka çocukları da memnun etmiş olduk. Boş defterlerin sayısında henüz bir azalma yok. Kütüphanenin iki rafı üzerine yerleştirdiklerime şöyle kabaca bir sayım yaptım. 50 adetin üzerinde. Yarına fotoğrafla belgelerim daha inandırıcı olsun istenirse… Anlaşılacağı cep telefonumu ya da herhangi bir eşyayı belli bir yere koymamamın değil koyamamamın sebebi her boş alanın her an bin türlü eşya ile dolma potansiyelinin olması ve dolması.

Yine mesela 7 tane plastik leğenden kurtuldum. Temizlik malzemelerimi başlıca 3-5 çeşide indirdim. Sanki çok ev işi yaparmışım gibi. Sanki malzemeleri alınca ev kendiliğinden temizlenecekmiş gibi. Ne saflık.

Canla başla biriktirdiğim plastik poşet, torba tabir edilen her türlü taşıma aracı, potansiyel çöp torbalarından kurtuldum. Potansiyel diyorum, market poşetleri bizde çok çok mecbur kalınmadıkça çöp poşeti olarak kullanılmaz. O zaman neden saklanır? Bilmiyorum ama saklıyorum. YORDUM. Bu seneye kadar.

Lüzumsuzluk saymakla bitmez. Vaktimi tasarruf ettim dediysem bu kadar da değil. Ayrıca araya yeni yıl tatilinin girmesi tüm programı allak bullak etti.

Neden?

Bizde tatil uzun. İki hafta önce bir Perşembe günü başladı. Bu Perşembe son bulacak. Tatil zamanı nedense, sanki beni ilgilendiriyormuş gibi, üzerime bir mahmurluk çöker. Ev kalabalık oldukça önce yatağa, oradan koltuğa yapışasım gelir. Yürüyüşler zul olur.

Baktım olacak gibi değil.

Bu sabah saati yine 5:30’a kurdum ki kalkıp yazabileyim. Heyecandan sabahın 4’ünde uyandım. Kalkmadım. Uyku ile uyanıklık arası mücadele ederek bir güzel rüya gördüm. Bu aralar Freud’un Rüya Yorumları’nı okuyorum. Henüz kabaca analizlerdeyim. Buradan çıkarımla kesinlikle belirtiyorum: üzerim açık kalmış. Yalan da değil hani. Üzerimi bilerek açtığımı hatırlıyorum. Öylesine bunalmıştım sıcaktan. Eh, rüyada da öylesi bir bunalım takıldım. Yeniden Fransa’ya yerleşmeye gitmişik. Ama ben hüngür hüngür ağlıyorum. Vatanım Vatanım. Duyun da inanmayın.Sonra Kiki yine bebek olmuş. Ve fakat biz artık büyüdü, nasıl olsa yeniden bebek olmaz diyerek kışlık pilotlarını (tulum) vatanımızdaki evde bırakıp gelmişiz. Yenisini alacak paramız yok. Çocuğu sokağa çıkaramıyorum. Her yer kara kış. Dolayısıyla ben de sokağa çıkamıyor, evde oturuyorum. Bunalıyorum. Bunalıyorum.

Ne anlatacaktım nerelere geldim.

Yılbaşı bol hediyeli ve kartlı geçti.

WordPress bu arada bir takım yeni özellikler oluşturmuş. Tüm fotoğraflardan yukarıdaki şekilde bir galeri oluşturdum. Bir de slayt şov var. Becerebilirsem en sona yerleştireceğim. Blogspot’u bıraktığıma pişman değilim.

Neyse ben şimdi gene tek tek takılayım.

Bunlar hediyeler.

Ortada görünen bir kırmızı ve bir siyah 2 Lamynant. O kadar lafını edince farz oldu tabii. Kırmızı olan medium. Bana göre ince. Diğer siyah kalın, yani normal. İnce yazmaktan hoşlanmam zannediyordum, yanılmışım. Bu arada sadık Lamy’nin pabucu dama atılmadı. 3’ünü de diziyorum masamın üzerine. Her sayfayı biriyle yazıyorum. Yağı bol bulan esmer misali.

Bu seneki hediyelerin hepsi sansasyonel. Hangi birinden bahsetsem?

İkincisi Karar Verme Aleti. Decision Maker. Bu Çekirdek’ten. Düşünmüş ve bundan böyle tereddütlerde kalmaz, kararları çabuk alırsa daha kolay ilerler demiş. İyi düşünmüş. Sana hayatta başarılar bakışları altında ilk denemelerimi yaptım. Düzenek çok basit. Mıknatıslı bir sarkaç, sarkaçlara olan ilgim de göz ardı edilmemiş.

Aklıma gelen ilk soruyu sordum:

Blog yazmalı mıyım?

Hayır bir türlü karar veremiyorum da…

Ask a friend. Bir arkadaşa danış.

Durum şu tabii: Bir adım bile ilerleyemedim. Bizimkilere sordum. Evet dediler. Ama onlar friend değil family.

İkinci soruyu yapıştırdım:

Kitap yazmalı mıyım?

Ask a friend. Bir arkadaşa danış.

Haydaaa…

Hani karar vermede çabukluk söz konusu olacaktı. Bu alet beni hiç tatmin etmedi. Denemeleri için başkalarına pasladım. Ve lakin türlü türlü cevaplar. Yes’ler. Evet’ler. No way’ler. Hiç şansı yok’lar. Definitly’ler. Kesinlikle’ler. Kimseye Ask a Friend çıkmadı. Hatta ve hatta Maybe. Belki bile çıkmadı.

Verin şu aleti bana, dedim sinirimden paramparça.

Deminki sorulara sen bir arkadaşa danış gelmemiş de sanki sarkaç Try again. Bir daha dene. üçgenine takılıp kalmış gibi yapayım dedim. Aynı soruları sordum ikişer kez ve her seferinde aynı cevabı aldım. Ask a friend.

Şimdi bu durum kader değildir de nedir?

Kiki sen hile karıştırıyorsun. 1 soru 1 defa sorulmalı, buyurdu.

Bunun üzerine yeni 1 soruya geçmeyi uygun buldum.

Bu yıl kitabım basılacak mı?

YES. Evet.

Evet çıktı ya… İnanabilir miyim?

Bu soruyu sormadım tabii. Hayır gelmesinden korktum. Ya da Bir arkadaşa danış tavsiyesinden. Şimdi bile elim titreyerek yazıyorum.

Hayal işte.

Neden mi?

Daha kitap yok ki ortada, ne basılacak?

Yüz ifadem mi?

Neyse, yine de sevindirik oldum. Bundan böyle elinde cam küre gezen kahinler gibi şu karar sarkacıyla gezmezsem…

Bu arada çok ilginç bir şey oldu. Ama öncesini anlatmalıyım. Geçen akşam Çekirdek’le televizyon seyrederken aniden bana döndü ve Kulağım Çınladı, dedi.

Bu lafı hep duyarım ama hiç yaşamadım. Nasıl bir şey dedim.

Anlattı.

Çan gibi.

Bilgilendim.

Uçakta gibi, dedi.

Pek anlam verememekle birlikte haa dedim.

Biraz evvelki satırları yazarken kulaklarımda garip bir şey oldu ve etraf derin sessizliğe büründü. Fakat, 1-2 saniye sürdü. Ve ben de anladım ki kulaklarım her daim çınlar dururmuş. İşte o yüzden kulak çınlaması nasıl olur bir türlü anlayamazmışım. Bunu şimdi anladım.

Kulağım çınladı dediğim zaman biline ki, beynim sessizliklere gömüldü.

Diğer hediyeler:

3 magnet. Buzdolabı mıknatısı.
Mostar Köprüsü.
Viyana.
Mr&Mrs Camel. Bahreyn Hatırası

3 Kitap Ayracı. Nerede ayraç görsem; ya alırım ya da önünden koparıp almaları gerekir beni.

1 Yüksük. Mostar Köprüsü. Koleksiyonuma nadide 1 parça daha eklendi.

1 çift Kahverengi Deri Eldiven. Geçen kış başında, benimkileri kaybedince çingene pembesi yünlerle dolaşmak zorunda kaldım. Öyle söylenmişim ki…

1 çift üçgen-elmas-gümüş-nokta küpe.

Bu çift lafına da pek gülerim. Sanki teki olurmuş gibi.

Kendime 1 tek ayakkabı aldım. Ama bu sefer sağ tekini seçtim.

2 Moleskine ajanda. Biri küçük. Biri büyük. Küçük olanda günlük bütçe hesaplarımı tutuyorum. Büyük olandaysa günlük ruhsal dalgalanmalarımı. Ancak yetiyor.

1 Prag Mezarlığı. Aslına bakarsanız bu kitap çikletten değil ajandadan çıktı. Küçük ajandayı aldığımda hiç ses etmedim ama ben zaten aynısını 15 gün öncesinden kendime almıştım. Planlama yapmadan duramam ki… Ertesi sabah allem ettim kallem ettim ve ajandanın satın alma fişini ele geçirdim. Dün öğleden sonra da değiştirmeye gidip kendime Umberto Eco’nun işte bu kitabını aldım.

Bu arada en önemli hediyeyi unutmuşum. Araya saplama yapıyorum. Aff’ola. O da Çekirdek’ten.

Marilyn Monroe Film Koleksiyonu.

İçinde neler var neler?

En istediğim The Final Days isimli belgeseliydi. Seyretmediğim tek DVD. You Tube’larda araştırıyordum.

Some Like It Hot – Bazıları Sıcak Sever
River Of No Return – Dönüşü Olmayan Nehir.
Gentlemen Prefer Blondes – Erkekler Sarışınları Sever
Niagara
Let’s Make Love – Gel Sevişelim.
Bus Stop – Otobüs Durağı
How To Marry A Millionnaire – Milyoner Avcıları
There’s No Business Like Show Business – Sahne Aşıkları
The Seven Year Itch – Yaz Bekarı
Don’t Bother To Knock
Marilyn Monroe: The Final Days – Marilyn Monroe’nun Son Günleri

Hemen birini seyrettim bile…

Kiki’nin hediyelerine gelince onlar ayrı bir kalem yazı/fotoğraf:

1 adet Hindistan Cevizli Vücut Zımparası

1 adet Paris’te Aşk temalı Banyo Köpüğü

1 adet Vanilya kokulu Vücut Losyonu.

Hepsi Bath&Body Works dükkanından. Bu mağaza bizim buralarda yeni açıldı. Daha önceden de böyle mutfak malzemeli beden bakımlarım oldu ama bunların farkı kokularının rafine olması. Şu demek yani; ince burunlar için. Sürdükten sonra buram buram değil, belli belirsiz bir vanilya kokusu alıyor bedeni ya da hindistan cevizi. Paris’in kokusuna gelince onu ayırt edemedim ne yalan söyleyeyim. Halbuki o kadar da gitmişliğim vardır. Hiç biri, Lale ve Elma tomurcukları mevsimine denk düşmemiş demek ki… Bir Pembe şampanya rengi tanıdık.

Şimdi sıra kartlarda:

Bu yılbaşı Leylak Dalı’nın yeni yıl kartı etkinliğine katılarak hem ruhumu güçlendirdim, hem de apartmandaki itibarımı. Eh, herkeslere fatura gelirken blog arkadaşlarımdan bana iyi dilek kartları yağdı. Değil apartmanda bizim postacının kapsama alanındaki tüm sokaklarda parmakla gösterilir oldum.

Özetle hepsi birbirinden güzel. Kimi el yapımı, kimi çarşı işi, ama hepsi özenle yazılmış ve gönderilmiş. Sorumlularına nasıl teşekkür etsem azdır. Böylesine bir etkiyi beklemiyordum.

Yukarıdaki ilk 6 kart, soldan sağa ve yukarıdan aşağı:

1- Defter. Harika 1 Noel Simidi. Arka fondaki dolaba bayıldım. Tam tarzım.

2- Mayrı’nın El Emekleri. El emeği göz nuru güzel bir suluboya. Blog’un da çok daha fazlası var. Ellerine sağlık.

3- Leylak Dalı. Leylakçı Geldi Hanııım. Leylak Dalı’nın kendi çektiği Leylak fotoğraflarından biri. Kokusu burnuma kadar geldi. Antalya’nın ve Leylak Dalı’nın sıcaklığını yüzümde hissettim. Bir de şiirim oldu. Ve Kitap ayracım.

4- Neslihan’ın Çikolata Fabrikası. Lame 1 yıldız ve fırça darbelerine kurban olduğum Van Gogh.

5- Ece’s Sun: Yaşamak Güzel. Ağacını ve kartın yapılış biçimini sevdim. Ön arkaya dönmüş. Arka yüzey daha dar. Görmek lazım. Takip etmek lazım. Seneye etkinliğe katılmak lazım.

6- Karga’nın Günü. Mavi-Yeşil, yıldızlı 1 yeni yıl gecesi. Hiç bitmesin.

Sıra ikinci 6’da:

1- Lale’nin Bahçesi. Claude Monnet’nin en çok leylak rengini severim ki Lale de bu kartla tam 12’den isabet etmiş.

2- Anne Mahsustan. Sarı güneşlere bayıldım. 8 boşluk ve 6 güneş. Nereden baksan 2 kere kapanık havayla karşılaşacaksın. Eh öyle olmasa güneşli günlerin tadına varabilir miydik?

3- Macera Kitabım. Bir kuzey ülkesinde paten kayan gençler. Hayal gibi 1 kasaba. Tam macera. Gitmek değil. Orada yaşamak.

4- Meyranın Gemisi. Orada bir ev var uzakta. Ve 1 kuş.

5- Noni. Kuzey kasabası. Çam ağacının etrafında hediyeler ve çocuklar. Neşeli Günler. Ve Miso.

6- Sabunlarım. Kartla birlikte gelen bir sabun. Lavanta dalları, kırmızı biber ve kitap ayracı. Annecik için.

Üçüncü 6’lı:

Dedim, de mi, apartmanda itibarım arttı.

1- Kara Kitap. Her kuzey kasabasının çekiciliği kendine özgü. Hele Danimarka ziyaretimden sonra ölesiye sever oldum oraları.

2- Baykuş Gözüyle. Sağ alt köşesindeki kırmızı baykuşla birlikte kitap, müzik, sinema, neş’e, sağlık ve bereket dileyen bir çam ağacı. Başlığıyla Noel Baba’ya özenmiş. Ya da Noel Baba bu sene ağaç kılığına girmiş. İşte bunu daha çok beğendim.

3- Nazpek. Eğlenceli bir kardan adam. Bir anda çocukluğa gittim.

4- Bir Adam Bir Kadın. Harika bir fotoğraf. Devasa Bayon Tapınağı. Kendi gözlerimle görmek imkanım olsun bu sene. Zaten kart da o yüzden değil mi?

5- Düşlerin Rengi. Missisipi Ayrımcılık yasasına göre otobüste en arkaya tek başına oturtulan Siyahlar. Neyse ki fotoğraf siyah-beyaz. Tarih oldu (mu) gibilerinden…

6- Busemiz. Beyaz fonda gümüş çam ağacı. Bu sene gümüş rengine takmış durumdayım. Harika.

Son iki:

1- Melange. İlkokuldayken geniş bir kart koleksiyonum vardı. Buğulu kartların (şimdinin 3D kartları için kullanılan eskinin tabiri) yanı sıra en sevdiklerim böyle oymalı, boşluklu olup arka fonunu aradan dereden gösterenlerdi.

2- Adı olmayan blog arkadaşımdan gelen harika bir tablo. Robin Makertich. Yıldız Çiçekleri.

En son iki:

1-Samimice Ecece. O siyah kapağın içinde sarı mı sarı, parlak mı parlak bir güneş var.

2- Başka Türlü Bir Şey. Kırmızı Günlük. Listemi dikkatle okuyan bir Noel Baba. Başka Ne İsterim Ki?

Bu fotoğraf ise zarflardan çıkan hediyeler. Bu etkinliği düzenleyen ve katılan herkese teşekkür ediyorum. Kendim dahil. Geçen senenin en hayırlı etkinliği oldu neredeyse.

Ve bu da Lastik Top:

Slayt Şov:

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

BAŞARDIM. YAY!

Reklamlar