Etiketler

, , , , , , ,

101 Kitap Projesiyle uzun süre ilgilenemedim ama bir o kadar da unutmadım. Solgun Ateş’te takılıp kalmamın sebebi neyi nasıl yazacağımı bilememekten ötürüydü.

Ne yapacağımı bilmiyorsam hiç bir şey yapmam.

İşte bu tarz en kıl olduğum özelliklerimden biridir. Neyse, bu sabah yeterince beklediğime ve artık iyi ya da kötü başka 101 kitaplarına doğru ilerlemenin vakti geldiğine inanarak bu kitap hakkında bir şeyler düşünmeye başladım.

Okuduğum her bir kitap üzerine yazarken, kitabın içinde taşıdığı sırları, oyunları, şaşırtmacaları açığa çıkarmamaya oldukça özen gösteriyorum. Hatta, kitaplar hakkında eski yazılarımı okuduğum zaman bazı şeylerin üzerinden öyle üstü kapalı geçtiğimi fark ediyorum, ki zaman aşımına uğramış hafızamla kendim bile açamıyorum konuyu, kitabı hiç okumamış okuyucu ne eylesin bu durumda? Yine de böyle, pek fazla açık vermeden, genel konuşmaya devam diyorum. Gerçi yazar ustaysa eğer, kelimeleriyle beni öylesine büyüler ki, olay örgüsünü başkalarından bin kere bile duymuş olsam  yine de ilk defa okuyormuş gibi heyecana kapılırım.

Solgun Ateş’e geliyorum; bu kitap bir baş yapıt. Ülkemizde neden pek fazla ilgi görmediğini de anlamış değilim. Bulabilmek için çaba gösterdim. En sonunda Beyoğlu’ndaki Mefisto, bir arkadaşım ve bana ısmarlama bulup getirdi.

Kitap üzerine ön yazıda daha fazla detay var. Solgun Ateş.

Daha önce de bir çok okuma katmanlı kitap okudum ama hiç biri bu kadar fazla katmanlı gelmemişti bana. En yalın katman şunu anlatıyor: Charles Kinbote ölen şair arkadaşı John Francis Shade’in son eserini yorumlayarak bastırır. İşte elimizde bulunan bu kitap da o kitaptır. Diğer katmanlardan burada bahsetmeyeceğim ancak biline ki satırlar ilerledikçe inanılmaz keşifler ortaya çıkıyor.

İlk bakışta, Sanat ve Eleştiri üzerine düşüncelerin akıtıldığı bir roman gibi görünmesine rağmen bana kalırsa Nabokov, daha çok gerçek nedir?, nereden gelir?, kim söyler?, kaç çeşit gerçek vardır?, sahte gerçek, gizli gerçek ve aldanma ile olan ilişkileri ne düzeydedir?, gerçeğin gerçek olduğu nasıl kanıtlanır?, gerçek ne kadar inandırıcıdır, görünen gerçek, vs üzerine sorgulamalarda bulunmuş. Ve bunu da öyle güzel yapmış ki polisiye roman gibi okudum desem yeridir.

İnternette dolanırken forumların bir tanesinde “Nabokov is a Jerk” yazılı bir mesaja rastladım. Gülümsemeden edemedim. Ben de aynı fikirdeyim ama nüans farkıyla. Daha sevimli, hani belki ‘edebiyat fırlaması’ tabir edilebilecek cinsten bir Jerk bu.

… o gece, (bir bakirenin kızlığını yoklayan yaşlı acımasız bir çobanın parmaklarını anımsatırcasına) kaderin parmaklarının, kendisini yokladığını hissetmişti;…

Bu arada Nabokov zaman zaman Kader ve Alın yazısı denileni de oldukça sorguluyor. Ama dediğim gibi beni en çok ilgilendiren gerçeklik üzerine yaptığı oyunlar oldu. Bu katmanda kaldım ben.

Kıssadan hisse, korkarak yaklaştığım bir kitap olmasına rağmen, dış görünüşü berbat, saman kağıt, özensiz baskı, küçük yazılar, vs…, okuduğuma pişman değilim. Hatta beğeni sıralamasında Fransız Teğmenin kadını ile başa baş geldiğini söyleyebilirim. Hangisini üste yerleştireceğimi bilemiyorum.

Bu arada kitabın çevirmeninden bahsetmesem olmayacak. Dip notlarıyla bana Yekta Kopan’ın Karbon Kopya’sının ilk öyküsü “Çevirenin Notu’ndaki çevireni aklıma getirdi, ki en favori öykülerimden biridir. İlk okuduğumda yok olmaz böyle bir şey demiştim. Solgun Ateş’in çevirmeniyle böyle bir kişiliğin var olduğunu şaşkın gözlerle izledim. O kadar ki, birazdan paylaşacağım bir kaç tanesini, önce inanamadım ve Nabokov’un bir oyunu zannederek Solgun Ateş’in ingilizce baskısını buldum, kontrol ettim. Çeviren Notu falan yok. Tamamıyla Türkçe boyutu bu. İşte bir katman daha. Belki ileride başka bir çevirisi yapılabilir, aman kaçırmayın bu baskıyı alın, okuyun, her evde bulunsun derim. Tabii belirtmeme gerek yok belki ama yine de sağlama alayım ben durumu; Yekta Kopan “Çevirenin Notu” öyküsünde çeviri sanatının doruk noktasına ulaşmış. Tavsiye ederim.

İlk olarak 37. sayfadaki dip not ilgimi çekti, özellikle de son satırı:

“Sultan” yerine aslında “hayran olunmaya değer” demek, sözcük anlamına daha uygun olurdu; çünkü İngilizce metinde bu sözcük, “Admirable”‘dır. Ama özel isim gibi büyük harfle başlatılmıştır. Açıklamalar bölümünde Charles Kinbote, bu sözcükle “Admiral” (Amiral) sözcüğü arasında ilişki bulunduğunu belirtiyor; ben de, ona güvenerek “Admirable-Admiral” çiftinin anlamlarını “Sultan” sözcüğüyle karşıladım. Sanmam ki Kinbote, bir çok kez yaptığı gibi bu kez de yalan söylemiş olsun! – Çev.”

39. sayfasaki dip not üzerine iyice işkillendim:

“Okuyucuların, Kinbote’nin bu dizelere ilişkin açıklamalarına başvurmalarını istemekten başka şey gelmiyor elimden! – Cev.”

63. sayfa:

“Will sözcüğü istek, irade anlamına gelir. Ama Kinbote’nin açıklamasına inanacak olursak bu sözcük, Shakespeare’ın küçük adının (William) kısaltılmışıdır. Kinbote’ye inanmakla onun oyununa gelmiş olacağımdan korkuyorum! – Çev.”

75. sayfa:

“‘Zindandaki canavar’ şairin katili olsa gerek. Bu canavar hakkında ‘iğrenç söylentiler’ yayanlara kızan Kinbote, katili savunmuş olmuyor mu?… – Çev.”

Şu son ikisine iyice koptum. Nabokov’dan hoşlanmayan bile sırf şu çevirmen notları için bu kitabı okumalı:

81. sayfa:

“‘Muskat’ (Misket) sözcüğünü Kimbote, ‘mouse’ (fare) ve ‘cat’ (kedi) diye ayırıyor, ama bundan hiç bir şey anlamadım ben. – Çev.”

85. sayfa:

“Prenslik bağışladığına göre Kinbote, Zembla’nın son kralıdır aslında; ama kendisini kral sayan bir manyak da olabilir. Bunu, eğer anlayabilirsek, sonraki sayfalarda anlayacağız. – Çev.”

Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ındaki Solgun Ateş’e benzer kantoları ve açıklamalarına gönderme yaparak ‘Tutunamayanlar özgün değildir’ iddialarına cevaben söylemek istediğim de şu:

Her iki kitabı da okudum. Tutunamayanlar’da, Murat Gülsoy’un da ilgili yazısında, Tutunamayanlar Özgün Değil mi?,  altını çizdiği gibi diğer edebi metinlere ve ustalara bir çok gönderme var, ki Gülsoy bu göndermelerden bir alt metin okuması gerçekleştiriyor. Atay’ın, Solgun Ateş’e görünüşte benzer bu anlatım tarzı da bu göndermelerden bir tanesi ve bana kalırsa Tutunamayanlar’ın özgünlüğüne leke sürmüyor. Nedenine gelince…

Nabokov’un bilerek, isteyerek ve ayrıca harikulade bir kurguyla gerçek kavramını bulandırdığı, bulanıklaştırdığı bu baş yapıt Solgun Ateş’e, Atay tarafından yapılan gönderme, ustaya karşı bir saygı duruşu olarak sınıflandırmalı. Her ikisini de okumuş olanların atlayamayacağı bir korelasyon var arada:

Nabokov ve Atay, bilinen gerçekleri, bilerek ve isteyerek bulanıklaştıran, okuyucunun zihnini keyifle bulandıran yazarlardandır.

Nabokov’dan son bir alıntı daha:

SHADE: Yedi korkunç günahın tümü, küçük suçlardır; ama onların üçü yani Kibir, Şehvet, Aylaklık olmasaydı şiir sanatı belki hiç doğmazdı.

Füsun’un Notu: “muskat, misket; hayatın ikilemini veren en güzel kelimelerinden biridir. kedi ve fare gibi iki ezeli düşmanı bünyesinde barındırır. füsun’un notu. sevgiler.”

Reklamlar