Etiketler

, , , , , ,

Fotoğraf: Çekirdek

Her şeye yetişebilen insanlara gerçekten çok özeniyorum. Gündemi takip eden, her yeni filmi gören, her yeni kitap hakkında bir fikri olan, artık ne derecede okuduklarını bilemiyorum tabii, her yeni şarkıyı, diziyi, yarışma programını, sohbet programını derinden deşen, İstanbul’u ve dünyanın başka şehirlerini sokak sokak bilen, bunların arasında günlük sporunu, kişisel bakımını hiç atlamayan, üstüne üstlük çalışan, çoluk çocuk yetiştiren, ek işlere koşan, iki arada bir derede doktora tezini yazan… daha sayayım mı?

Gerçekten böyleleri var ve aklım sırrım ermiyor bu kişilere.

Nasıl yetişirler?

Zaman onlar için farklı mı akar?

Tamam, tembel olduğum başından beri belli. Hiç inkar etmedim.

Yine de karınca kararınca kendi çapımda bir şeyler yapmaya çalışıyorum.

Nereden tutsam diğer bir uç elimden kayıp gidiyor.

Üç sabahtır yazıyorum diye, yürüyüşler heba oldu. Evde yemek kalmadı. Alışveriş zul haline geldi. Verilen kilolar alındı. Başlanan kitaplar yarıda kaldı.

Bu kadar sitem yeter. Bir şekilde çözüm bulacağım.

Acaba şu blog’un mottosunu, Çalışma arzusu gelince oturup geçmesini bekliyorum, değiştirsem her şey düzelir mi?

Bilmem ki…

Evrenin beni duyduğuna inancımı keseli çok oldu.

Aslında Kriko’yu dinlemenin belki de tam zamanı. Kaynanalık yapmasam da acaba söylediklerine canı gönülden bir kulak mı versem!

Kriko ortaya çıkana kadar biz oğlumla, Kirko, geçinip gidiyorduk. Yataktan kalkar, salondaki kanepeye yatardık. Bol film seyreder, kitap okurduk. Çalışmayı sevmezdik açıkcası.

Hani başlarda Kriko gelin gelince bir an sevinmiştim, o bize bakar böylece biz de tembelliğimizi iyice sağlamlaştırabiliriz diye…

Ve fakat, lanet gelin hamarat çıktı. Kendi çalışması yetmiyormuş gibi Kirko’yu da ayarttı.

Eh, ayartsın sana ne diyeceksiniz?

Olmuyor işte, yalnız kaldım.

Bunca sene bağrıma bastığım oğlumu aldı gitti gudubet olacası…

Bari iyice kopup gitseler, gözden ırak gönülden de ırak diyeceğim ama içime yerleşmişler bir kere…

Hele torunlar dur durak bilmeden kıpraşıp dururlar. Böyle olunca da onları susturmaya çalışmaktan hiç bir şeye vakit kalmıyor.

Sevgili Günlük. Derdime Bir Çare.

Evlattan da vazgeçecek durumlara geldim. Kirko’yu söküp atacağım içimden. Ancak diğerlerinin daha beter yapışmış olduğuna ve kolay kolay gitmeyeceklerine inancım büyük. Tabii, istediği yaygarayı koparıyor Kriko. Gider mi? Ekmek elden su gölden. Onların ekmeği benim kanım, suları canım. Semirdikçe semiriyorlar.

Bu sabah işte böyle bir mod’dayım. Bu kelimeyi biçim, tarz, keyif ve/veya keyifsizlik anlamında kullansam da biraz önce “tdk sözlüğüne bak” nidaları yükseldi içimden. Bakmakla ne iyi etmişim şimdi açıklayacağım.

Türkçe içinde yabancı kaynaklı kelime kullanmaktan acayip hoşlanırım. Severim. Sonra da o Türkçe’mizi koruyan, bozulmasına acayip sinirlenen bir grup insana bir yandan hak verir, bir yandan da kızar, at gözlüklerini takındıklarına kanaat getirir ve maalesef öfkelerine hedef olmaktan korkarım. Acayip yurdumun insanı çelişkilerindeyim anlaşılacağı… Yine de bazı yerleşik yabancı kaynaklı kelimelerimden vazgeçemem. Mod’da bunlardan bir tanesi. Biraz önceki tdk büyük sözlük araştırmalarımda şu karşılığı buldum.

“Tomurcuk”

Nasıl da uydu duruma.

İçeride bir yerlerde tomurcuklanan fikir, düşünce, vs kırıntılarıydı bu mod. Tabii ya! Ve bu kırıntılar, o andaki tarzımı, üslubumu oluşturuyordu. Yani kelime yabancı ya da ulusal aynı kapıya çıkıyor. Oh içim rahat.

Bir de şunu keşfettim: insan isterse her şeye bir kılıf uydurur. Yeter ki istesin.

Kıssadan hisse: Her hangi bir nesne, fikir, kavram, kişi, canlı, cansız değerlendirmesi yaparken kılıfı ve özü şeklinde ikiye ayırmalı. Meşakkatli bir iş gerçi. Çoğunlukla kılıf ve öz bir birine kaynamıştır. Ama yine de…

İki gün önce postacı 3 kart daha getirdi. Darası birilerinin başına.

Biri Tesettürde Moda mı Dedi 🙂. Zarif ve eflatun kurdeleyle bağlanmış mor el yapımı bir kart. İçindeki mesaj karttan da güzel.

Yollarımın Başlangıcı. O çok sevdiğim kuzey kasabalarından biri daha. Arka fonda neredeyse kuzey ışıkları görülecek. Umut var.

Hayattan İzler. Tüm düşlerimin gerçek olmasını isteyen sevimli bir ayıcık. Her yeni yıl, yeniden doğuşu simgelemez mi?

Not: Yazının, fotoğrafın ve başlığın birbirleriyle ilişkisi yoktur. Boşuna aranmasın. Bu yap-boz daha başından bozuk çıkmıştır.

Reklamlar