Etiketler

, , , , , , ,

Kendimi bildim bileli Pazar günleri evde geçirilir. Dışarı çıkmaktan hoşlanılmaz. Ayrıca etraf çok kalabalıktır. Çünkü, Cumartesi günleri bile çalışan oldukça kalabalık bir kesim ancak Pazar’ları kendini serbestçe sokağa atabilmektedir. Bu günlerde en fazla mahalledeki ya da 2 mahalle ötedeki sinemaya/tiyatroya gidilir.

Eh biz de öyle yaptık. Ama yine de her Pazar gününün kaçınılmazı olarak evi dağıtmayı başardık. Hem bu sefer oldukça başarılı olmuşuz, giderek kapasitemiz yükseliyor olmalı, sabahtan beri toparlamaya çalışıyorum, daha hala çok şey var ortada. Yukarıdaki komşu elektrik süpürgesini geçeli neredeyse 3 saat oldu. Zaten beni kıl ediyor. 2 günde 1 elektrik süpürgesi geçilir mi? O parkeler eskir. Temizlik başa beladır. Ne kadar temiz olursan o kadar fazla hasta olursun. Bit bile sanıldığı gibi kirli başa değil, temiz başa gelir. Evdeki kedi yatıp gerinmek için üstü tüy dolu minderi değil, temiz çamaşır sepetini tercih eder.

Konudan kaydım yine.

1 gün 24 saat. Pazarları 10 saat uyunur. Gerçi ben erken kalkar, kitabımı okur, kahvemi içerim. Ama dağınıklık yapmam. Dolayısıyla sayılmaz.

1 saat sabah kahvaltısına, 1 saat öğleşam yemeğine (öğle ve akşam arası değişik bir kuşak) harcanır.

4 ya da 5 saat, ya sahilde yürüyüşe çıkılır ya da bir sinemaya gidilir.

3 saat herkes bir köşesine çekilir. Ödevi olan, okuması gelen, televizyonu özleyen vs… uzun bir ihtiyaç molasıdır.

Şimdi geri kalan saatleri hesaplarsak:

24 – (10+2+4+3+) = 5 saat.

İşin ASLI, 1 Ev 1Günde değil 5 saat içerisinde nasıl dağıtılır?, DIR.

1- 8 saat uyumaya alışan bünye Pazar sabahları 10 saat uyku ile daha canlı olacağına daha lapalaşır. Alışkın olmayan mide, acıkarak sinyal vermeye karar verir. Yatakta sürünme süreci başlamıştır. Guruldamalara dayanamayarak, kahvaltı arayışı içinde kalkılmaya çalışılır, 2 saatlik fazla uyku sonucu aç kalan vücudun kan şekeri düştüğünden yataktan dışarı ancak yorganla birlikte hareket edilmektedir.

2- Kahvaltı beklenirken kanepeye yatılır. Terlikler, çıkarılma zahmetine girilmediğinden kanepenin üzerinden aşarak geriye düşer ve orada kalır. Nasıl olsa evde kişi başına 7’şer çift terlik daha vardır.

3- Kahvaltıya yorganla oturulur. Ayaklar tüneme şeklinde iskemle üzerine toplanır. Yenecek malzemelerin yanı sıra kitap, dergi, gazete okunur, bazen netbook’ta film, dizi, vs seyredilir.

4- Midenin ihtiyaçları yavaş yavaş giderilir, entellektüel ihtiyaçlar halen devam etmektedir. Dolayısıyla eldeki kitap, film, gazete ne varsa birlikte tekrar kanepeye/lere geçilir. Fakat kan şekeri yükseldiğinden artık yorgana ihtiyaç yoktur. Hemen oracıkta masanın dibine yere bırakılır.

5- Sofranın toparlanmasına gerek yoktur. Pazar günü kasma günü değil, tatil günüdür. Hem belki arada atıştırmak istenebilir. Dolayısıyla masa toplanmaz, orada kalır.

6- Entellektüel ihtiyaçlar ile 3 saatlik serbest zaman arasındaki sınırlar iyice kaynamıştır. Kimin ne zaman hangi etkinliğe geçtiği fark edilmez. Yeni bir etkinliğe geçildiğinde, eski etkinlik malzemeleri oldukları yerde bırakılır. Pazar günü kasmaya gerek yoktur.

7- Midenin ihtiyaçları tamamıyla giderilmiştir. Entellektüel ihtiyaçların giderilmesi de oldukça ilerlemiştir. Dolayısıyla ruhun gıdasına geçilmesi gerekir. Müzik ihtiyacı baş gösterir. 600 kadar CD’nin en az yarısı sehpanın üzerine yayılır. Kutularından çıkarılır, önü arkası çevrilir, kapak okunur, arka kapak okunur, varsa şarkı sözlerine bakılır, bir türlü seçim yapılamaz. Bir kaç tanesi daha açılır. Açılanlar her an CD player’a konmak üzere hazır olması açısından o şekilde sehpanın üzerinde diğer uçta beklemeye alınır. En nihayetinde bir tane seçilir. Diğerleri, ne olmaz ne olmaz şeklinde, istepne olarak sehpa üzerinde kalır. Nasıl olsa pazar günleri akşama kadar müzik dinlenecektir. CD kutularını aç kapa, koy, kaldır kasmaya gerek yoktur.

8- Arada bir kalkılıp pencereden civardaki ilerleyen inşaatlara bakılır. Geçen pazardan bu yana hangisinde kaç kat çıkılmış birer birer sayılır. İlerleme, sağlamlık, manzara ve bahçe kullanımlarına göre hangisinden ev alınacağı tartışılır. Mutabakata varılamaz, konunun bir sonraki Pazar gününe kadar ertelenmesine oy birliğiyle karar verilir.

9- Yavaş yavaş dışarıya çıkma zamanı gelmektedir. Sinemaya gidilmesi icap eder. Fakat kahvaltıdan sonra çok vakit geçirilmiştir. Herkesin bir anda hazır olması gerekir. Ve evde tek banyo vardır. Dolayısıyla herkes çabucak girip çıkacak ve normalde banyoda yapılması tasarlanan işler, malzemeler dışarı odalara ve/veya salona taşınarak hızla yapılacaktır. Bu malzemelerin arasına, saç kurutma ve çeşitli şekillendirme malzemeleri, diş macunu, diş fırçası, lens takım taklavatları, traş levazımatları, törpü, cımbız, vs… dahildir. Tüm bunlar geri dönüşsüz bir şekilde yerlerinden edilmiş malzemeler olarak dağınıklığa katma değer hibe eden kalemlerdir.

10- Tam evden çıkacakken, karınların yeniden acıktığı fark edilir. Masanın üzeri sabahki kahvaltı malzemeleriyle doludur. Peynirler kurumuş, tereyağ erimiş, çay/kahve soğumuş, ekmek galeta kıvamına gelmiştir. Canlar sıcak ve sulu yemek çekmektedir. Ancak hazırlayacak vakit yoktur. Dolapta ne varsa onun yenmesine karar verilir. Masanın üzerindekilerin bir kısmı hızlıca toparlanarak mutfak tezgahının üzerine yayılır. Hepsini toplamaya gerek kalmamıştır, çünkü masada oturarak yemek yiyecek zaman olmadığı tesbit edilmiştir. Kahvaltıdan gelenleri makineye yerleştirmeye gerek yoktur. Pazar günleri kasmamalıdır. Zaten makinede geçen akşamdan kalan temiz bulaşıklar vardır.

11- Acele buzdolabına yönelinir. Bir gün evvelden kalan bir şey yoktur. Hayret edilir. Ancak sıcak sandviç yapılabilir ve hatta yemek için vakit kalmamıştır. Sarılarak yana alınacaktır.

12- Biraz önce mutfak tezgahına yayılmış kahvaltı bulaşığı, 1 kolun dış tarafı ile lavabonun içerisine süprülür. Tezgah sandviç ekmeklerinin ve sarf malzemelerin kullanımına açıktır. Zaman hızla azalmaktadır. Sandviçler kuru olmasın kaygısıyla domates ve salatalık hızla soyulur, doğranır. Kabukları toplayacak vakit olmadığından tezgahın üzerinde öylece bırakılır. Pazar olduğundan kasmak gerekmez.

13- Tava çıkarılır. Sıcak sandviç olduğu için ya sosis, salam ya da peynir, omlet, vs türünden bir şeyler kızartılacaktır. En büyük tava en alttadır. Aceleden üsttekiler alınmadan, alttan gerekli olanın hızla çekilmesi yoluyla tüm tavalar dolap içine devrilerek en büyük tava alınır. Yıkılan tavalar, yan tarafta dizili duran tencere kulesini de sallamaya başlamıştır. Onun da yıkılacağı anlaşıldığından aceleyle dolap kapısı kapanır ve devrilenlerin sadece dolabın içinde kalması sağlanır.

14- Sandviçler, sarılmalıdır. İçerideki peçetelikten 1 tomar peçete çekilip getirilir. Çok fazladır ama saymaya vakit yoktur. İhtiyaç kullanılır, gerisi olduğu yerde bırakılır. Keza her sandviç için torba gerekir. Çekmecedeki torba kutusunun içinden birer birer çekmek vakit alacağından tomarla çekilir ve geri kalan kutuya sıkıştırılmaya çalışılır. Sıkıştırılamaz ve fakat kutu çoktan çekmeceye konmuş ve çekmece kapatılmak istenmektedir. Ancak kutudan taşan torbalar çekmecenin kapanmasını engeller. Çabalara rağmen kapatılamayan mutfak çekmecesi sinirle açık bırakılır. Neyseki sandviçler artık hazırdır.

15- Kapıdan çıkmak üzereyken sandviçlerin üzerine atıştırmak üzere tatlının olmadığı gözlemlenir. Tekrar mutfağa dönülür. Hızla şekerli mısır patlatılır. Mısır patlağı olmadan film seyretmek düşünülemez.

16- Acele işe şeytan karışır derler. Tencereye cin mısırlar konur. Yukarı dolaptan yağ şişesi ve şeker birlikte alınacakken bir hafta biri diğer hafta ötekisi olmak üzere, altta sandviçlerden dolayı açık kalan çekmecenin içine, kutusuna giremeyen torbaların ve baharat yedeklerinin üzerine devrilir. Temizlemeye vakit yoktur. Öylece bırakılır. Mısır patlatılırken heyecandan kapak zırt pırt açılır ve mısırlar dışarı fırlar. Panik halinde kapak tekrar kapatılır. Erken açılmaması temkinleri verilir. O arada tencereyi sallamak unutulmuştur. Cin mısırların altta kalanları hafif yanar. Karamel tüm aile fertlerince sevildiğinden pek bir zararı yoktur. Yalnız tencerenin temizlenmesi açısından bilahere zorluk baş gösterecektir. Yine aceleden tencereye su doldurmak kimsenin aklına gelmez.

17- Vestiyer, fazla yer olmadığından hınca hınç doludur. Kimin ne giyeceği belli olmaz. Aralarından seçmek meşakkatli iştir. Tüm vestiyer dışarı dökülür, herkes aradığını çeker alır. Aynı işlem ayakkabılar, bere, atkı, eldiven, vs gibi aksesuarlar için de tekrarlanır. Çünkü herkesin 1 değil mutlaka 3’ün katları şeklinde eşyası vardır. Geriye kalanlar, yerde beklemeye bırakılır. Kapıdan çıkılır.

18- Bir grup yürümek, bir grup arabayla gitmek istemektedir. Aslında yürümek daha iyidir ama bilet kalmaz korkusu yüzünden süreci çabuklaştırmak için arabayla gitmek söz konusu olmuştur. En ön sıralardan seyretmeyi kimse istemez. Bir kişi kendini feda eder ve arabayla hareket eder. Diğer ikisi hızlı bir şekilde yürüyerek temiz havadan istifade eder.

19- Gişelerin önüne gelindiğinde seans başlamak üzeredir. Herkes salonlara girmiştir. Ve fakat biletleri almaya gelen ortada yoktur. Telefon edilir. Ulaşılamaz. Sağa sola bakılır. Görülemez. Yine de biletlerin alınmış olduğundan emin bir şekilde filmin oynadığı salona doğru ilerlerken telefon çalar. Sinemaya ulaşılmıştır, ancak park yeri olmadığından otoparkta dönüp durulmaktadır. Yürüyen grup panik halinde gişeye bilet almaya koşar. Film başlamıştır. Neyse ki başta reklamlar vardır. En ön iki sıradan başka yer yoktur. Mecburen kötünün iyisi şeklinde ikinci sıranın ortasından 3 kişilik bilet alınır. Salona doğru seyirtirken, biletleri önceden almak üzere arabayla gelerek kendini feda eden kişi yürüyen merdivenlerin üzerinde kan ter içinde belirir. Hep birlikte salondan içeriye girilerek, oturulur. Film seyredilir.

20- Film çıkışı, gözler şaşı, otoparka inilir. Aceleden arabanın hangi katta bırakıldığına dikkat edilmemiştir. 3 kat da sıkı sıkı arandıktan sonra en son katın bir köşesinde tek başına mağrur beklerken bulunur. O vakte kadar herkes arabasını alıp çekip gitmiştir.

21- Evden içeri girildiğinde kapının önünde palto, ayakkabı, atkı yığınıyla karşılaşılır. Çok şaşılır. Ama bugün Pazar günüdür kasmaya gerek yoktur. Üstlerden çıkanlar da o yığının üzerine atılır. Yığın ayaklar yardımıyla kenara itilir ve salona geçilir.

22- Sandviç ve karamelli mısırlara rağmen karınlar yine acıkmıştır. Ancak kimse mutfağa girmek istememektedir. Masanın üzeri de halen yarı doludur. Bir kenarında ev ödevi malzemeleri ve iki netbook (biri internetten araştırma, diğeri dizi izlemek için) yayılmıştır.

23- Mutfak balkonunda duran mandalina, portakal, elma cinsinden ne varsa ve büfeden de kuru yemiş cinsinden ne varsa getirilip bu sefer sehpanın üzerine yayılır. Tabii önce sehpanın üzerinde 300 kadar, kutusu açık içi dışına çıkmış CD aceleyle bir naylon torbaya doldurularak kenara konur, hemen yerleştirmeye gerek yoktur. Pazar günü kasılmamalıdır. Hem belki gecenin ilerleyen saatlerinde yeniden müzik dinlemek istenebilir. Tam oturacakken proteini eksik olmasın düşüncesiyle yoğurt, süt ne varsa getirilir. Yine tam oturacakken içeceklerin eksik olduğu kanısına varılır. Ancak kimsede hal kalmamıştır. Pazar günü fazla kasmaya gerek yoktur. 1 sürahi su ile idare edilir. Sehpadakiler, tabaklara, kaselere, bardaklara bölüştürülür. Hazır hız alınmışken DVD’ye bir film daha konur ve bu sefer gözler şaşı olmadan rahat rahat kanepelerde uzanarak, yiyerek ve içerek seyredilir.

24- Uykusu gelen toz olur yatar. Gecenin bir saatinde hane halkının üzerinde tüyler uçuşurken, aslında kediler uyurken olacaktı, her şey olduğu yerinde Pazartesi sabahını beklemektedir. Pazar günleri kasmaya gerek yoktur.

Not: Nasıl olur da işe gitmeyen bir bilir kişi Pazartesi Sendromundan yakınır? İşte öyküsü budur.

Reklamlar