Etiketler

, , , ,

Image

Her şey bir cep telefonu ile başladı.

Telefonun kendisi değil, düzenli aralıklarla baş gösteren kısa süreli yokluğuydu beni düşüncelere daldıran. Kafasına göre bir beliriyor, bir kayboluyordu. Üstelik, bu ortadan yok olma işini ona en ihtiyacım olduğu zamanlarda yapmayı alışkanlık etmişti.

Bundan bir kaç ay önceydi. Oturdum, düşündüm. Ve cep telefonunun bu gizemli yok oluşları dahil tüm sorunlarımın zamanımı iyi ayarlayamamaktan geldiğine kanaat getirdim. Tabii hemen gerekli  önlemleri almak üzere harekete geçtim. Şu meş’um Time Management yazısını yazdım.

Bu yazının neden meş’um olduğuna gelince, tabir ettiğim üzere kötü ya da lanetli olmasından değil, sadece bu kelimeyi kullanmayı sevmemden dolayı… Yine de bir parça uğursuz olabilir çünkü o yazıyı yazdıktan sonra şu zamanımı planlama işinden sıdkım sıyrıldı.

Belki artık cep telefonumu aramıyordum ama bu sefer de başka şeyleri aramakla vakit kaybediyordum. Anlaşılacağı zaman planlaması sorunu kökünden çözmeyip görünür semptomlarda nesne kaymasına yol açmıştı.

Örneğin bu sabah çok erken olmasa da, çünkü iki haftadır tatildeyim, saat 7:30 gibi kalktım. Kahve ve kahvaltı faslından sonra bu saate kadar dudak çubuğunu aramakla çok yoğundum, güne başlayamadım. Dün akşamın kuru yemişinden, şarabından olacak susuzluktan kavrulmuşum. Cep telefonundan sonra en fazla kaybettiğim şey dudak çubuğudur. Aynı kategoride mal değiller ama ortadan bir kaybolup bir görünmede çok mallar. Hatta dudak çubuğu cep telefonunu 3’e 5’e 10’a katlar.

Neden?

Çünkü sudan ucuz ve oldukça erişilebilir olduğundan, marketten bakkala, eczaneden işportacıya, benzinci shop’lardan büfeciye, parfümericiye adımını attığın her yerde karşına çıkar. Dolayısıyla evde, çantada, cepte inanılmaz sayıda renkli renksiz, kokulu kokusuz, parlak mat, yağlı yağsız onlarca dudak çubuğu bulunur. Gelin görün ki bu sabah bir tanesini bile ele geçiremedim. İşte bu yüzden. Cep telefonumsa sadece tek örnektir.

Baktım olacak gibi değil, ya bütün günü aramakla geçireceğim, ya evden çıkıp en yakın yerden yeni bir çubuk daha alıp geleceğim ki zaten evi sadeleştirmeye çalışıyorum ve kesinlikle bu yola başvurmak istemiyorum,  ya da daha iyi bir fikir olarak dudak çubuğunun işlevini başka bir mala kaydıracağım.

Koltuğa gömüldüm, derin derin düşündüm.

Su.

Olmaz. Dıştan ıslatsam tam gaz ısıtılan şu dönem evlerinde dudaklarımın yine kuruması saniye almaz.

Zeytinyağı.

Olmaz. Akar. Hem sabahları zeytin sevmem.

Tereyağı.

I-ıh. Yeni kahvaltı ettim canım reçelli tereyağlı ekmek çeker sonra.

Baktım olmayacak gidip ecza dolabının kapağını açtım.

Vazelin.

Böğğğğ. Tadı çok kötü.

Dolgit Krem.

Olmaz. İçinde analjezik var ya dudaklarım hissizleşirse… Kelimeler ağzımdan anlamsız dökülmeye başlarsa…

Tiger Balm.

O da olmaz. Üşüteni var, yakanı var.

En nihayetinde köşelere sıkışmış bir Bepanthen Plus buldum ve böylelikle bilgisayarın başına oturabildim.

Sonra da aklıma Zaman Yönetimi geldi. Madem ben bu zamanı bir kaybolan bir görünen malların peşinden gitmekle yitiriyordum, o zaman taktik değişimine gitmek daha akıllıca olacaktı.

Bepanthen Krem bana fikir verdi. Bundan böyle olan tüm enerjimi ve yaratıcılığımı, zamanımı yiyen şeylerin en kısa yoldan ikamesini bulmaya harcayacağım.

Bu arada şu dudak çubuğu/krem meselesine takıldığım için gerçekte ne yazacağımı unuttum. Bugünü film günü yapmak istiyordum, halbuki. Akşama büyük ihtimal iki film birden devamlı bir suare var. Çekirdeksiz olmaz şimdi. Gerçek çekirdekten bahsediyorum, ACA’dan değil. Sabahtan su depomu iyice doldurayım bari. Bir de limon suyu içinde havuç ve salatalık çubukları yapayım. Dün geceden aklımda kaldı. Yediğim için değil, yiyemediğim için.

Bugünlerde bir şeyler oluyor. Giderek daha fazla dağılıyorum. Yazıya yansıması da şöyle oluyor; Bilinç Akışı tekniğini geçtim, Yok-Bilinç Akışında çığır açacağım, daldan dala konuyorum. Bir zamanlar okuyana çok alakasız gibi gelse de kendi aklımca sağlam bağlantılarım olurdu. Şimdilerdeyse beyindeki her bir nöron parçacığım kendi başına müstakil dolaşıp duruyor. Acayip şüphedeyim. Bu kadar bencil olmasam, kendimi araştırmacıların eline feda edip bilime katkıda bulunurdum ama sanırım bu şansı ilelebet gömeceğim.

Reklamlar