Etiketler

, , , , , , , , , ,

Jack Cardiff’in 1968 yapımı, baş rollerini Marianne Faithfull ve Alain Delon’un üstlendiği, Motosikletli Kız filmi bir İngiliz ve Fransız ortak yapımı. Adından anlaşılmayacağı gibi zamanın hayli erotik filmlerinden, ki vizyona girmeden önce İngilizler neresinden ne şekilde kesip sansürleyeceklerini bilememişler. Cardiff’in ustalığı sayesinde sahneler öylesine iç içe kenetlenmiş ve birbirlerinden ayrılmaz parça oluşturmuşlar, ki sonunda zavallı İngiliz sansür heyeti pes etmiş ve filmi olduğu gibi göstermiş. Çok acıdım hallerine doğrusu. Amerikalılar bu konuda daha cesur davranıp filmi gösterimden önce kuşa çevirmişler, hadi kesmişken bari ismini de değiştirelim deyip “Derinin Altında Tamamıyla Çıplak” gibi bir şeye dönüştürmüşler. Hiç gişe yapmamış. Gerçi kesmeselerdi gişe yapar mıydı, ona da hiç emin değilim. 1 sene sonra çevrilen Easy Rider, çoğunluğun beklentisine daha uygun olmuş. Gerçi iki filmi, motosikletli bir yolculuk öyküsü dışında pek karıştırmamak gerekli.

Film hakkında not etmek istediğim çok şey var. Her biri, bir yandan önceliği kapmak üzere zihnimin içinde çarpışıp durur ve diğer yandan hafızamdan kaybolup gitme tehditlerine başvururken, başı sonu belli olan doğru düzgün bir yazı çıkaramayacağım.

Haliyle maddesel davranıyorum:

1- Alain Delon ve Marianne Faithfull’u bizim Göksel Arsoy (bıyıksız Kartal Tibet de iş görür, gerçi bu konuda çok kararsızım, önce Önder Somer demiştim ama Delon rol icabı o kadar kötü adam değil, üstelik elinde ilaçlı gazozu da yok, gerçi zehirli sözleri var ama olsun, şimdi Ediz Hun da fena gitmezdi sanki, amma çok jönümüz varmış bu arada…) ve Filiz Akın ikilisine benzeterek çok güldüm. Delon ağzında piposu, kalın siyah gözlüğü, delici, baştan çıkaran, aynı zamanda ukala, yüksekten diktiği bakışlarıyla tam bir entelektüeli canlandırıyor. Yalan Dünya’daki başrol oyuncusunun abartısız gerçeğini düşünün.

2- Konu itibarıyla zamanın erkeklerinin kadınlara bakış açısına hayran oldum, desem. Zaten Faithfull kimliksiz bir kadını canlandırmış. Önceleri babasının hükmü altında yaşarken, kurtulmak üzere evlenme çözümüne gider, ne kadar farklı bir seçenek, ve fakat yine başka türlü bir hükümdar olan aşığının boyunduruğu altına girer. Motosikletli Kız, Özgür Aşk felsefesinin yapıldığı, Aşk nedir tartışmalarının alevlendiği 68 Avrupa’sında biraz da kadının yerini, değişik bir biçimde sorgulayan bir film. 10 sene sonrasının asi müzikallerinden biri Saç’taki kadınların yeri neydi acaba? Neyse, bu film aslında bir yolculuk öyküsü.

Uyku tutmadığından sabaha karşı kocasının koynundan çıkarak motosikletine atlayan Faithfull aşığı Delon’u bulmaya gider. 90 dakikalık film, yol boyunca Faithfull’un rüyaları, flashback’leri ve kimliğini sorgulamasıyla geçer. Bu arada Cardiff, sevişme sahnelerinin doyurganlığını zamanın anlayışına uygun bir şekilde, etiyle buduyla ve sesleriyle göstermeden anlatmanın bir yolunu çok güzel bulmuş. Yine de sağlama almak için ve tüm zamanların pazarlama tekniklerine uygun sevişme sonrası klişe, o zamanlar öyle değildi tabii, harika bir buluştu belki, ortak sigara içimleri kullanmış.

3- İlişki üçgenine gelince; Babanın kitapçı dükkanı var. Koca, Almanya sınırına yakın bir şehirde öğretmen, bilge aşık Alain Delon ise hatırlı bir üniversitede hoca. Bu erkeklerin arasında Faithfull, lay lay lom’unda olan saf, korumasız, cahil, beceriksiz, hiç bir şeyden anlamayan ve anlamak da istemeyen ama çok güzel bir kız. Hayat çok daha az karmaşık olsa ve keyfimize baksak olmaz mı diyor. Bundan iyisi can sağlığı. Film sırf Faithfull’un güzelliğiyle görsel şölen çekmek için bile olsa seyredilir. Baba bir şeyler öğretmeye çalışıyor ve fakat olmuyor. Kitapçı dükkanında kızın mini eteklerle en üst raflara çıkarak, tabii biz ve Delon aşağıda kalıyoruz, kitapları bir türlü doğru yerlerine yerleştiremiyor olması içler acısı. Bu üçlüden kıza en çok şey öğretebilmeyi tek başaran Delon oluyor. Film icabı, yanlış anlaşılmasın. Hem motosiklete binmeyi, hem erotizmi, vs…

Ayrıca, Delon Faithfull’u, kitap dükkanında daha ikinci görüşünde ve 3 hafta sonra evlenecek olduğunu öğrenmesine rağmen, babasından ödünç isteyecek kadar da cür’etkâr. Bir motosikletle gezdireyim de yanaklarına doğal al gelsin diyor. Hani, düğünden evvel. Yanlış anlaşılmasın. Heyecanla babaya bakılıyor. Baba hem fikir. Hatta hoşuna bile gidiyor. Sonca dence, bir eğlensin şuncağızım havasında. Zaten, Delon ile aralarında, entelektüel olmasından dolayı, korkunç bir güven ilişkisi ve erkek-entelektüel dayanışması var. Neredeyse filmin başından beri biliyoruz. Gerçi sonradan Delon’un nikah hediyesini, motosiklet, görünce yaptığı haltı anlar gibi oluyor ama, atı alan Üsküdar’ı geçmiş bir kere. Zaten bundan gayrısını da koca düşünecek şeklinde kızın hediyeyi kabul edip etmeme tartışmasında el mecbur sessiz kalıyor. Eh, babanın hükmü kocaya gidene kadar geçer, değil mi?

4- Düğünden 3 hafta önce kızı motosiklet gezisine çıkaran Delon:

Faithful: Beni nereye götürüyorsun?

Delon: Bildiğim bir yere…

Düpedüz dağa kaldırıyor, ayol. Motosikletle gidilen uzun ve virajlı, tırmanışlı bir yoldan sonra, kulübeye varıyorlar. Kulübenin kapısı kilitli. Delon bir iki zorluyor. Tık yok. En nihayetinde bizim Cüneyt Arkın değil, ki bir omuz darbesiyle indirsin aşağı. Fakat demokrasilerde çare tükenmez ayağına kızı hemen oracıkta, kapının yanındaki çalıların arasında kirletiyor. Artık kirletiyor mu, evlilik öncesi ders mi veriyor onu bilemem. Kızın da canına minnet. Yok ama günahını almayayım, Delon yine de rızasını almak için epey uğraştı:

Faithful: Beni neden buraya getirdin? Bunun bir geleceği yok, biliyorsun değil mi?

Delon: Evet ama bugünü var.

5- Filmdeki replikler çok muhteşem. Seyrederken not alma zekasını gösteremedim. Tabii şimdi hatırlamak zor. Mubi’den son gün seyrettiğim için bir daha geri dönme şansım da yok. Ölüm hakkında Lemming farelerinin toplu intihar alışkanlıklarına bir gönderme vardı, çok beğendiğim. Bir yerlerden DVD’sini elime geçirirsem çok sevineceğim. Ayrıca filme konu olan, Fransa dışında pek tanınmayan yazar André Pieyre de Mandiargues’ın Motosiklet adlı kitabını da ilk fırsatta bulup okumalıyım. Senaryo ile kitap arasındaki farkları çok merak ettim. Amazon.fr’de tükenmiş. Tesadüfen elinde olan varsa eğer…

6- Delon’u hakir gördüğüme bakılmasın, başından kötü bir aşk öyküsü geçtiğinden bundan böyle üfleyerek yiyorum ayaklarında, acınası romantik aslında. Zamanın oyunculukları falan, seyrettiğime çok değen bir film oldu.

İmdb’de ancak 5 alabilen bu film bana kalırsa kült. Hayır, kimsenin kültü değilse bile benim kült’üm.

Film afişi chained and perfumed isimli blogdan alınmıştır.

Reklamlar