Etiketler

, , , , , , ,

Önce filmini seyredip sonra kitabını okuduğum ender durumlardan biri, Açlık Oyunları. Filmi de, zaten göz mecbur en fazla 2 saat sonunda salondan dışarı atıyorlar, kitabı da bir çırpıda bitiverip sonrasında insanı günlerce hayal dünyasında yaşamaya davet eden işlerden bir tanesi. Bende durum böyle gelişti. İki saatin sonunda ekranda yazılar göründüğünde salondan çıkıp gitmek istemedim. DVD’si olsa, çıkar çıkmaz hemen ilk işim, edinip evde bir daha seyretmek olurdu öylesine beğendim. Hem de hiç beklemediğim bir şekilde. Sonra hemen ertesi gün marketten, ki genelde kitap alma alışkanlığımın hiç olmadığı mekanlardan biridir, tüm seriyi aldım.

Aslında geçen seneden beri bu kitapların best seller olduğunu, kıyametler kopardığını bilmekle beraber kendileri hakkında oldukça hafif düşüncelere sahiptim. İlla bir kategoriye sokmak gerekirse bugün de ağır edebiyata dahil edemem ama başta da söylediğim gibi çok güzel gün ve geceler geçirdik birlikte. Neden bu kadar sevdim ki ben bu Açlık Oyunlarını?

Seyretmemiş ya da okumamış olanlar için ipucu: Sineklerin Tanrısı ortamında geçen, 1984 vari bir devlet yönetimi altında ve fakat günümüze uyarlanarak Biri Bizi Gözlüyor (BBG evi) versiyonunda, tüm halkın, oyunlara ev sahipliği yapanlar hariç, çünkü onlar güle eğlene seyrediyorlar, evlerdeki büyük ekrandan mecburi seyrettiği ölümüne bir yarışma programı bu Açlık Oyunları. Oyuncular 12-18 yaş arası çocuklar arasından kura ile çekilerek saptanıyor. Bir parça olimpiyat/gladyatör oyunlarını da andırmıyor değil. Tüm bunların içine bir de güzel bir aşk hikayesi yerleştirin. Güzel dediysem bir türlü kavuşulamayan, yanlış anlaşılmaların kurbanı olan cinsinden… Yoksa her şey güllük gülistanlık olsa o aşk öyküsünün ne zevki kalır?

Film kitabın bire bir aynısı. Hem senaryoyu da kitabın yazarı Suzanne Collins yazmış. Tabii kesinlikle 2.ci ve 3.cü filmler olacaktır. Şimdiden bilet rezervasyonu yapılsa yaptırırım. Öyle işte. Garip belki ama gerçek. Gerçi artık sonunda ne olacağını biliyorum. HEHEHE…

Bir Kapitol ve 13 mıntıka’dan oluşan bir devlet düşünün. Mıntıkalar fakir. Tek yaptıkları Kapitol zenginlerine ham ya da işlenmiş madde/malzeme sağlamak. Acaba Kapitol devrilecek mi? Devrim olacak mı? 1984’ün aksine Büyük Birader burada kanıyla canıyla görünür ve bilinir bir kişi. Dolayısıyla kurtulmak mümkün mü? Sonu, umut vaat eder biçimde iyi bitecek mi?

Gelelim aşk hikayesine… Bir kız ve ona talip 2 erkek düşünün. Acaba bu kız hangisini seçecek?

İşte bu 3 kitabın/filmin sonunda cevaplarını bulacağımız merak unsurları bunlar. Tabii bu arada ilk kitap/film deki tek merak oyunu kim kazanacak? Kim kimi öldürecek? Biraz ipucu vermiş oldum ama olsun o kadarı da…

Yarışmacı kız Katniss, ona talip olan iki erkekten aynı zamanda yarışmadaki eşi, ki yarışma sonucu tek kazanan olması gereği nedeniyle eninde sonunda bir birlerini öldürmek zorunda kalacakları bekleniyor, Peeta’nın fırıncı (tarım) ve Gale’in avcı olması (hayvancılık) sebebiyle olsa gerek, bana Habil, Kabil ve Havva’nın güzel kızı ikiz kardeş İklima’yı hatırlattı. Tabii burada öykü çağdaşlaşmış, kadınlar gücü eline geçirmiş ve iki erkek arasından seçimi yapma şansı sanki İklima’ya verilmiş. 2 erkek arasındaki kıskançlıkta bir sorun yok. Cinayet olacak mı? Yoksa bu ileri çağda erkekler akıllanıp kız davası yüzünden bir birlerini öldürmek yerine kızı ortadan kaldırmayı mı seçecekler?

Sonuç olarak Suzanne Collins çok gerçekçi bir evren yaratmış. Nasıl gerçekçi olmasın ki bugün eğitim ve kariyer çevrelerinde yaşananlar da bir tür Açlık Oyunları değil mi? Yaşam Savaşı vermek zorunda olmayan kaç kişi var ki aramızda? İşte onlar da Başkan Snow önderliğindeki Kapitol sakinleri. Oyun kurucular.

Umut. Korkudan daha güçlü olan şey umuttur.

Ya kazanırsam? Bir gün ben de oyun kurucu olabilir myim? Oldururlar mı? Peki ya olmak istemezsem? Bööle blog köşelerinde sürünürsün işte.

1. Not: Kitabın birincisi Çekirdek’te dolayısıyla fotoğrafta yer alamadı.

2. Not: Yazmaya yazmaya blog nasıl yazılır unutmuşum, oldukça zorlandım.

3. Not: Eylül, Ekim aylarına kadar blog yazma işi böyle uzun aralıklarla devam edecek sanırım. Buna rağmen günlük ziyaret sayısı yerlerde gezinmiyor. Çok sevindim.

4. Not: BUMED’de Murat Gülsoy ile 5 hafta 5 roman seminerlerine gidiyorum. Bu dönem sırasıyla Dostoyevski Yeraltından Notlar, George Orwell 1984, William Golding Sineklerin Tanrısı, Anthony Burgess Otomatik Portakal ve Arnon Grunberg Tirza kitapları var. Benim 101 kitap projesinden bir kaç kitap da yer aldığı için onları da bu vesileyle aradan çıkaracağım. Dolayısıyla Bülbülü Öldürmek ölmeye olmasa da birazcık komaya yattı.

Reklamlar