Etiketler

, , , , , , , ,

Nasıl ve nereden başlayacağımı bilemedim ama dünün en güzel haberi, bir yandan da en acısı çünkü IQ eksikliğimi tüm yalınlığıyla gözler önüne serdi, şu elimdeki olur olmaz durum ve yerlerde çat kapanan ve ancak kendi keyfi yerine geldiğinde açılan netbook’umun sorununun kabloya bağlı adaptörden geldiğini çözdüm. Öncelikle şunu öğrendim :

Bütünüyle kablo zannettiğin şey, gözünün gördüğü ve fakat bir türlü anlamak istemediğin halde iki parçadan oluşur. Birinci parça ki bir ucundan elektrik prizine sokarsın, işte o, kablodur. Her köşe başında yerleşik elektrik malzemeleri satan dükkanlarda bulunur. Sağlam ve dayanıklıdır. Görsel anlamda da kalındır.

Bir ucu bu kablonun prize girmeyen kısmına bağlanan ve diğer ucu bilgisayara giren, senin kablo zannettiğin şey adaptördür. Hassastır, kırılgandır. Görsel anlamda kablonun en az yarısı kadar inceliktedir. Hatta üçte biri bile denebilir. Hassas ve kırılgan olduğundan gayrı, etkin olarak çalışıp çalışmadığı anlaşılsın diye kabloya takılan ucundaki esas kutunun üzerine bir mavi nokta ışık konmuştur. Bu ışığı ara sıra kontrol etmek vaciptir.

Bu tanımlamayı yaptıktan sonra yıllarca başımın etini yiyen IT’ci admin’imi de sevgiyle anmadan geçemiyeceğim. Büyük şirketlerin plaza ve/veya değil plaza binalarında çalışan herkes bilir. IT departmanındaki admin’lerin elinde her bir çalışan, genel müdür, ülke patronu, İK direktörü dahil herkes sefil bir user’dır.

Alooo, günaydın.

Açıp kapadın mı?

Yaaa, amma işkillisin yahu. Sabah sabah hatırını sorayım dedim.

Soruma cevap ver. Açıp kapadın mı?

Evet.

Fişini kontrol ettin mi?

Evet. Gayetle yerinde.

Çıkarıp tekrar taktın mı?

Evet.

Emin misin?

Hayır.

[Derin sessizlik]

Ya fiş zaten prize takılı ki.

[Yine derin sessizlik]

Alooo.

Sen şunu bir çıkar tak sonra beni yine ara, e mi?

Ve mucize gerçekleşir. Bilgisayar açılır.

Admin’imden aldığım böyle güzel ve yerinde eğitimler sonucu hala daha sorunların çoğunun fiş, priz, kablo, aç, kapa, çörek, börek, vs kaynaklı olduğunu düşünememiş olmam çok acı tabii. Dün yeni adaptörümü alıp eve geldiğimde, netbook’u çalıştırabilmiş olmanın kıvancına sevgili admin’imin, ki öylesine özledim kendisini artık görüşemiyoruz, hayali sesi de kulaklarımda çınladı:

Bilgisayar sahibi olmayı hiç hak etmiyorsun, şeker.

Neyse böyle bir giriş yaptıktan sonra asıl meseleye geldim. Leylak Dalı’nın kitap mimi. Detaylı bilgi için burası: Yaratıcılığım Zirve Yaptı

Kitap: Sait Faik Tüm Eserleri 4
Mahalle Kahvesi Havada Bulut

Yaşım kadar olan sayfadaki paragrafa gelince…

Bir sabah her zamanki çamın altına vardım ki, bir köykü kadın, üç yarı çıplak çocuk garip bir takım taşlar, tahtalar, saclarla bir şeyler yaparlar. Bu, her tarafından poyraz, lodos, gündoğusu, keşişleme, yıldız, karayel rüzgarı giren bir evdi. Mustafa, arkasına, yeşiller giymiş, güçlü kuvvetli bir kadın takmış, üç evleğine çizgiler, ocaklar açıyordu.

– Aslan Mustafa! dedim. Su buldun mu, su?

– Deniz kıyısında eski bir kuyu vardı. Tuzlu bir parça ama, idare edeceğiz. Şuraya bir sarnıç kazabilsem.

Sait Faik’in Karanfiller ve Domates Suyu isimli öyküsünden. Dağ’ı Bağ’a çeviren Mustafa’nın öyküsü bu. Nasıl da güzel anlatmış Sait Faik insanoğlu’nun doğayla ve kurumlarla olan mücadelesini. Yalnız ben kendim şanslı yaşımda olaydım şimdi bu öykünün sonuna değil de bir sonrakinin başına düşerdim.

Gerçi bu sayılmayabilir. Leylak Dalı’nın tarifiyle salondaki kütüphanenin sol üst köşesinden başladım. İlk raf yaşa denk gelmedi. Alttaki rafınsa topu Fransızca kitaplar olduğundan bir sonrakine geçtim. Anlaşılacağı geleceğin bugüne yansıması gibi bir şey oldu bu.

Yoksa gerçek kısmetime düşen Kenize Mourad’ın De la Part de la Princesse Morte’undan bir paragraftı. Varın siz yorumlayın. Türkçe’ye nasıl çevrildi haberim yok. Amatörce harfiyen bir deneme yaparsam; Ölü Prensesin Ağzından, Ölü Prenses’in Katkılarıyla, Ölü Prenses Bildiriyor, Ölü Prenses Tarafından, Ölü Prensesin Adına, Ölü Prenses’in Gıyabında gibisinden çeşitlemeler olabilir. Kesin olan bir şey varsa, o da Prenses’in Ölü olduğudur. Gerisi yorumlama meselesidir.

Bu lüzumsuzluğu iki haftadır dur durak bilmeden yapmış olduğum çevirilerin beklenmedik bir yan etkisi olarak kabul edin. Lütfen.

Not: Bu lütfen kelimesi sona geldiğinde emr-i vaki aromalar içerir.

Reklamlar