Etiketler

, , , , , ,

Yazlıkçılık öyle bir şeydir ki hem söylenirsin hem de her sene kalkar gidersin. Hele bir ucundan, kıyısından bulaşmaya gör. Dünyası içine alır, yutar seni. Bu sene vakit buldukça yazlık günlüğü tutmayı deneyeceğim.

Öncelikle bir tavsiye: Mümkünse memleket dışında bir yer seçin. Hatta memleketlilerin tercih etmediği bir yerde “öteki” olun. Öteki statüsüne sahip olmanın tek işe yaradığı yer, benden söylemesi yazlıktır. Üstelik çift taraflı faydalıdır. Bilgi paylaşımları çoktur, dedikodulara maruz kalmazsın. Kalsan bile kimseyi rahatsız etmez, raconuna uygun olarak gıyapta yapılır, çay sofrasındaki bir iki gülüşün, taklidin ötesine geçmez. Çünkü, en nihayetinde süreli bir birlikteliktir. Her şey gibi bunun da bir sonunun geleceğini bilmek yazlıkçıları bir birine daha fazla kaynaştırır. Ayrıca, aynı sıcak kaderi paylaşmanın, haliyle yazlık hem ısı, hem de fikir açısından cehenneme yakın olur, bir sonucu olarak ömür boyu sürecek dostluklar bile kurarsın.

Yerine bağlı olarak mutlaka değişir ama genelde medeniyetten uzakta bırakılmış bir avuç, bazı bazı on avuç, kendini yetişkin konumlayan insan topluluğu, her ne kadar Sineklerin Tanrısı’nda ıssız adaya düşerek birbirini yiyen çocukların misalinde klanlaşmalar, dövüşler olsa da, kriz durumlarında birbirlerinden başka dayanakları olmadığını bilir. Yazlık ilişkileri, memleket ilişkilerinden daha seviyelidir.

İkramlar, oturmalar, eğlence çoktur. Ege bölgesiyse “Hayır”lar çoktur.

Peki, Ege usulu “Hayır” nasıl yapılrı?

Ben de geçen sene öğrendim.

“Hayır”ı sen yapacaksan eğer, evin önüne bir tezgah açarsın. Bir çuval undan lokma hamuru yaparsın. Bir çuval şekerden şerbetini kaynatırsın. Fasulye sırığı ve Dev masalındaki Dev’e yemek hazırlayan Arap bacının kazanı büyüklüğünde bir tencere içerisinde 10 bidon yağ kızdırırsın. Sonra başlarsın kızartmaya. O lokmalar öyle bir kokar, öyle bir kokar ki yan beldelerdeki yazlıkçıları bile yerinden kaldırır.

O lokmalar kızarırkene yoldan geçenler, yan evlerde oturanlar, kokuyu duyanlar eline koca bir kap alıp, koşarak gelirler. Lokma tezgahının önünde kuyruğa girerler. Yağda kızaran lokmalar, önce şerbetli suyun içinde yüzerler, sonra biriken kuyrukta sırası gelenin uzattığı tasın içine damlaya damlaya yerleşirler. Üzerlerine isteğe göre pudra şekeri, tarçın veyahut erimiş çikolata sosu dökülür. Kabını dolduran koşarak evine gider ve afiyetle yer.

Kabı olmayanlara, ki genelde bunlar bütün gün denizde oynaşmış, yorulmuş, güneşten kıpkırmızı kesilmiş, plajdan ellerinde kollarında şemsiyeler, şişme yataklar, makarna tabir edilen renkli yüzme çubukları, per perişan görüntüde dönenler olur, işte şu tek kullanımlık kaplardan bile verilir. Bu işlem 1 çuval un bitene kadar 2-3 saat sürer. Hayır yapan kişi, o gün, bir çok kişinin hayır duasını alır. Yankısı uzun olur. Ertesi güne hatta ertesi yıla bile konuşulur.

Şimdi örneğin bir İstanbul’lu olarak en revaçta yazlık yeri Abant’tan yazlık satın almış olanlar, böyle bir hayır işini göremez, yerine benzerleriyle zaten bütün kış yapmış oldukları o hoş konuşmaları yapar.

Dün kumsalda bu bakış açısını pek sevdim. Sahil kargaşasından uzaktaymışım havası var. Ender de olsa bazı durumlarda tembellik işe yarıyor. Üşenmeyip yattığım yerden kalksaydım, bu fotoğrafı çekmeyi başaramayacaktım.

Bundan böyle hep bu yönde düşünmeye gayret etmeli. Sigara, alkol bağımlılığı nasıl bir illettir pek bilmem ama, tembellik bağımlılığının da pek yadsınır yanı yoktur. Bunu bilir bunu söylerim.

Reklamlar