Etiketler

, , , , , , , , ,

Yazlıkçılık büyük çapta bir evcilik oyunu. Yaşlısı genci, kadını, erkeği, çocuğu, ki çoğunluğu bu büyük oyunun içinde kendininkini kurar, oynar durur. Nedendir bilmem ev döşemek, evini yaptırmak, evini iyileştirmek, kek börek yapmak, misafir kabul etmek, misafirliğe gitmek, hatta düğün dernek düzenlemek başlıca uğraşlardan sayılır.

Raconundandır, uzun kıştan sonra yazlığa ilk defa gelineceğinde merak başlar.

Belediye izin vermez dedim ama Ayşe hanımlar dinlemediler terası kapattılar ya geçen sene, acaba ne oldu?

Belediye ne karışırmış ki, tapusu onların değil mi?

Yok canım. Olur mu öyle şey. Belirli bir düzen var, nizam var. Öyle her isteyen istediğini yaptıraydı… O-ho!

Bu belediye harçları yine arttırmış. Bak önümüze yol, a-ha ben diyeyim 5, sen de 10, senedir yapılacak. Her araba geçtiğinde toz toprak içinde kalıyoruz. Her gün teras yıka, sil, süpür, ayol buna can mı dayanır.

Yazlıkta toz toprak, pislik yetişkinlerin suyla oynamak üzere ağızlarına çiklet ettikleri en büyük bahanedir. Bir ikincisi de henüz gelememiş komşuların bahçelerini sulamak. Her şey toplum sağlığı, toplum iyiliği içindir, anlaşılacağı. Gerçek hayattaki gerçek kışlık evde, günlük iş-okul-ev-alışveriş koşuşturmaları esnasında bütün bunlara fırsat yoktur çünkü.

Fatma hanımlar bu seneye bütün beyaz eşyaları yenileyeceklerdi. Değmez o eve dedik ama dinletemedik. Rutubet bir senede pas eder hepsini.

Ne yapacaksın kardeş, başa gelen çekilir. Mecbur 2-3 senede bir yenilemek lazım. Darısı bizim başımıza. Biz bu sene şu çatıyı kapatıcaz diye çok masraf ettik. Seneye artık.

Hiç sorma. Biz de dış duvarlara taş döşedik.

Ay, çok güzel olmuş yahu. Nereden aldınız taşları?

Bilmem. Beyim bilir.

Zehra’nın kocası Eskişehir’den özel kiremit getirtmiş. Bak damları hiç akmıyormuş artık.

Sizin bahçe ne güzel olmuş. Eh, tabii siz yakınsınız.

Yok yahu, kışın hiç ilgilenemiyoruz. Ama Mart dedin mi, bizimkisini kapasan durmaz evde. İlla ki gelecek. Emekli olunca böyle meşgale oluyor kendisine.

Sizin ağaçlar da çok büyümüş. Bizim bahçede ağaç olmuyor. İlk geldiğimizde Şeftali diktiydik. 2. seneye kalmadı meyve verdi. sonra 3. sene bir geldik ki kurumuş gitmiş.

Kesin gözü kaldı birilerinin.

Aslen amacım evcilik oynayanları sınıflandırmakken, söyleşilere takıldım kaldım. Ancak yazlığa gelir gelmez yapılan ilk iş çevre durum değerlendirmesi yapmaktır. Usulüne göre gitmekte fayda var.

Evcilik oyununda iki tip vardır: Çaycılar ve Rakıcılar.

Çaycılar, adı üstünde çay partileri düzenlerler. Bir anlamda evcilik oynadıklarını da bilirler. Bu işi keyfiyle sürdürürler. Topluca eğlenir, Rahatlarlar.

Rakıcılar, adı üstünde rakı-balık partileri düzenlerler. Bir çeşit evcilik oyunudur ama farkında değildirler. Çaycıları ilkel bulurlar. Yine de ilişkiler seviyelidir. En nihayetinde dün de dediğim gibi süreli bir beraberlik bu. Sonrasında evli evine, köylü köyüne.

Çaycı olsun, rakıcı olsun herkesin ortak gündemi sabah kalkar kalkmaz denizin nasıl olduğunu merak etmektir.

Ahmet bey, erkencidir. Sabah ekmek almaya giderken gördüm, denizden dönüyordu, çer çöp doluymuş. Bir de dalga varmış ki sormayın. Yok, yok bugün gidilmez.

Bu gibi durumlarda havuzlu siteler kapılarını kapatır, keyfine bakar.

Havuzu olmayan sitelerse ikiye ayrılır. Bunlardan bir kısmı planda havuz öngörülmüşken türlü nedenlerden dolayı inşaatının yapılmadığı, yarım bırakıldığı, park alanına çevrildiği, vs, vs gibi sitelerdir, ki sosyal kargaşa açısından en tehlikelileri bunlardır. Her an ufukta savaş çığlıkları beklenir. Bu gibi sitelerde ev alanların bir kısmı havuz yanlısı bir kısmı ise değildir. Her sene yönetici seçimi toplantısında konu gündeme gelir, ancak hiç bir şekilde icraat çıkmaz. Tek yapılan icraat, denizin her kötü olduğu gün akşama kadar hayıflanılır, dedikodular, kesin çözümler üretilir, yeni potansiyel yönetici adayları bulunur, propaganda planları yapılır. Bazı bazı iş, evin satılması ve havuzlu bir siteden ve hatta hatta başka bir beldeden yeni ev alınması kararına kadar gider. Fakat sonuç çıkmaz. Seneye bir bakarsın yine aynı takım, aynı teçhizat yazlık başındadır. Hatta yeni seçilen yönetici de dönek çıkmış ve iktidarın büyüleyici çarklarına kapılmıştır. Havuzun yokluğuna söylenmek evcilik oyununun raconundandır. Hortum oyunları haliyle bu türden sitelerde en fazla oynanır.

Bir de planında havuzun öngörülmediği siteler vardır ki, bunların başı daha rahattır. Denizin hallerine aldırmadan, çer çöp, dalga bile olsa günlük kumsal gidiş-gelişlerini sektirmeden yaparlar.

Bir de coğrafi dağılım açısından sınıflandırma yaparsak, bu yörede 4 çeşit bulunur:

1- Asıl evi yakınlarda olup, evcilik oynamaya gelenler.
Her fırsatta gelirler. Dolayısıyla bu oyunun da hakkını vererek oynarlar. Her şeyleri tamdır. Belirli aralıklarla yenilenir. Hangi arada derede becerdikleri bir türlü anlaşılmaz. Bir gelirsiniz ki ev yepyeni, gıcır durumdadır. Herkesi tanırlar. Her şeyi bilirler. Kriz anında en güvenilir başvuru kaynaklarıdır. Bir çeşit ev sahibi, misafirperverdirler. Aynı zamanda beldenin fahri muhtarlarıdır. Sohbetlerine doyum olmaz.

2- Asıl evi beldeden 500-700 km uzakta olanlar.
Genellikle yurt içindeki uzak şehirlerden bu oyuna dahil olmaya gelenlerdir. Ankara, İstanbul plakalar çoğunluktadır. Çalışan ya da emekli kesim olmalarına göre değişen oranlarda evler tam kurulu ya da yarım kuruludur. Yine de her daim bir eksiklikler çıkar. Her sene yeni bir tadilat, yeni bir iyileştirme, bakım, eşya-bahçe yenileme telaşı en çok bu evlerde yaşanır. Bu sınıfın içinde mevcutları az da olsa sadece senede 15 gün gelebildiğinden dolayı eviyle hiç ilgilenmeyen bir alt-tür oluşmuştur. Bu türler evi genelde kendiliğinden yıkılana kadar kullanır, daha sonra satışa çıkarırlar. Birinci türle yakın ilişki içinde olanlar asla orijinalleri gibi olmasa da oldukça bilgi sahibidir. Bu alt-tür için muhtar yamağı yaftası uygundur. Birinci türle istese bile ilişki geliştiremeyenler, bilgiyi ikinci kaynaktan, yani birinci türle ilişkisi iyi olan benzerlerinden alırlar ki, genelde yarım yamalak, yalan yanlış bilgi sahibidirler. Yaptıkları dedikoduya güven olmaz. Haliyle dinleyicileri azdır.

3- Asıl evi yurt dışında olup, aslen memleketliler.
Her sene 1000 km’den fazla yolu arabayla teper gelirler. Konu komşunun gözü gelişlerindedir. Gelişleri de gidişleri gibi bayram anlayışıyla kutlanır. Arkalarından su dökülür. Bu sınıfa girenlerin evi de öyle her sene yenilenmez. İlk alındığı yıl, tam teşekküllü anahtar teslim anlayışıyla, en sağlamından kurulmuştur. Malzemeler ve/veya eşyalar yurt dışından özenle getirtilmiştir. Öyle her sene bakıma falan ihtiyaçları yoktur. Bir iki senede bir boya badana görürler. Bu evler beldenin yapı taşlarıdır. Referans noktalarıdır. Modaları geçer belki ama vintage statüsünden kurtarırlar.

4- Asıl evi yurt dışında olup, aslen de yabancı, genelde Avrupa’lılar. Dolayısıyla hak ettikleri, bize hayaller kurduran o meşhur, limitsiz görünen tatillerini geçirmek üzere uzun ve rahat kalabilecekleri ucuz ülkelere ihtiyaç duyduklarından, denizi ve güneşi sevdiklerinden buradadırlar. Evler, iç/dış, minimalist yaklaşımla dekore edilmiştir. Tam ve bütündür. İhtiyaç dışı çer çöp bulunmaz. Her-şeyin-başı-işlevdir felsefesi benimsenmiştir. Çoğunda ufak çapta bir Club Med anlayışı izlenir. 4 kişilik aileyse 4 bardak, 4 tabak ve 1 tencere vardır. Pek misafir kabul etmezler.

Bugünlük bu kadar yeter. Pek denize gireceğim geldi. Dün akşamdan bu yana sivrisineklerin istilasına uğramış durumdayız. Şu anda bile her yanımı soktular. Kaşıdım. Yara oldu. Gidip yaralarıma tuz basayım.

Reklamlar