Etiketler

, , ,

Yazlık konusunda anlatacak ne çok şeyim varmış, şaşırdım. Dün akşam üstü sahile inerken bir kaç sınıflama daha yaptım.

Yazlıkçılar, konsept bağlamında ikiye ayrılır; evciler ve çevreciler.

Evciler, adı üstünde doğuştan evcilik oyununa meraklı, yetenekli ve istikrarlı türlerdir. Evler bir sığınak, güven ortamı teşkil eder. Günleri, hayatları evin/ bahçenin içinde ve etrafında çizdikleri 1 km’lik alanda geçer. Kırk yılın başı ısrar üzerine olur da bu halkanın dışına çıkarlarsa bir an evvel geri dönmek için ellerinden geleni yaparlar. Bir şekilde tatil köyüne gittiklerinde kampüsün sınırları dışına çıkmadan haftayı tamamlar, çevre ve/veya tekne gezilerine rağbet etmezler.

Çevreciler, evcilerin tam tersine evin çatısı altına girmekte zorluk çekerler. Yazlık ev, onlar için transit bölgedir. Yaz başında bir telaş gelirler, bir bakarsın ertesi gün ayaklarının tozuyla kapıları kapayıp kaybolmuşlar. Bir iki gün sonra yine gelir bir gece kalır başka bir beldeye/tekneye göç ederler. Amaç, evin etrafındaki o 1 km’lik güven halkasına mümkün olduğunca ayak basmamaktır. Evcilik oyununa bayılan evciler, komşularına oturmaya gitmek için ne kadar hevesle beklerse beklesinler, çevrecilerin umurunda olmaz. Aslında onlara gerekli olan sadece bir başlangıç noktasıdır. Evlerini yazlık sitelerinden satın almalarının sebebi ise, yokluklarında Pronet firmasının sağlayacağı güvenliği site sakinlerinden ücretsiz sağlayabilmeleridir. Aslında yaz boyu kat ettikleri trajeye detaylı ve yakından bakılırsa, evcilerden çok daha fazla rutinci oldukları anlaşılır. Hatta bazıları bu işi bir haç seferi tadında bir ritüele bağlamıştır. Her şey baştan bellidir. Birinci hafta Şirince ve civarı, İkinci hafta Marmaris ve mavi yolculuk, üçüncü hafta Zeus’un izinde tapınaklar, milli değerler, dördüncü hafta Bodrum ve eğlence şeklinde 2 ay tamamlanana kadar sürer gider.

Nereden biliyorsun derseniz, bir iki sene çevreci takıldıktan sonra o yorgunluğa değmediğine karar verip evcilere saplama yaptık. Asıl hareket o yerleşik düzende…

Bir başka sınıflama da denize gidiş-geliş alışkanlıkları açısından yapılabilir; erkenciler, akşamcılar, orta kesim.

Erkenciler; sabah ezanıyla kalkıp sahil boyunca koşturan/yürüyen/bisiklete binen, sonra da Poseydon henüz köpürmeden serin ve çarşaf gibi denize girmeyi başarabilenlerdir. Genelde yaş ortalaması 50 ve 60 üstüdür. Diğer kesimler tek tük ve düzensiz fasılalarla görülür. Bana sorarsanız en keyifli zamanlar bu zamanlardır. Evreni derin bir sessizlik kaplamıştır. Büyük, derin maviyi teninde, içinde her yerinde her bir duyu organınla hissedersin.

Akşamcılar; akşam ezanına yakın bir zamanda Hardal’ın kedisi misali derin güzellik uykusundan uyanıp mahmur gözlerle sahile ancak intikal eden 16 yaş üstü gençlerdir. Gece boyu dans ederek her gün bir ayakkabı eskiten prens ve prensesler, işte bu grupta yer alır. Toplu olarak hareket ederler, birbirlerine yapışık yaşarlar. Kapalı devre yayın gibidirler. Ne yaptıkları, ne konuştukları, nelere gülüp eğlendikleri, neden itişip kakıştıkları anlaşılmaz. Poseydon’un çok kızgın olduğu günler haricinde akşam durgunluğundan yararlanarak aynı erkenciler gibi büyük, derin yalnız bu sefer koyu mavinin hakkını verirler. Kahvaltılarını kumsalda gün batımı eşliğinde alırlar. Onlar için hayat işte o andan itibaren başlar.

Orta kesim; adı üstünde ne erkenci ne akşamcı, arada derede kalmış, bir planı programı olmayan, 2 aylık yaz dönemini zamanın akışına bırakmış, ayarı olmayan iç saatlerinin keyfine göre denize gidip gelen, bazen hiç gitmeyen, orta yaş grubudur. Görüntü olarak hayattan bıkmış bir izlenim verseler de tatilin hakkını veren, evine dönerken kış boyu biriken gerginliği en iyi şekilde atan, diğer gruplar tarafından tembel hayvan benzetmesine maruz kalan türlerdir. Dahil oldukları orta sınıfı bir türlü kabullenemeyen ve sürekli erkenci ve/veya akşamcılara özenerek, ki genellikle grubun içinden çıkan bir veya bir kaç kişidir, tatili hem kendine hem herkese zehir ederek hiç usanmadan aileyi örgütlemeye çalışan bir alt grupları bulunur. Bu alt grubun, o, en az bir mensubu, tek tük istisnalar hariç, çok uluslu satış pazarlama şirketlerinde çalışır. Bana sorarsanız kapıtalist düzenin en büyük icraatlarından biri tüm dünyayı tek bir formata sokabileceğine kendi inanmasa da, büyük kitleleri inandırmış olmasıdır.

Şimdi kahvaltı zamanı.

Reklamlar