Etiketler

, , , , , , , ,

Paris’e doğru geri sayımda ilerledikçe aniden Dickens’ın Büyük Umutlar’ı aklıma düştü. Nasıl düşmesin? Gün boyu aklım, sürekli, gidince şunu da yapayım, şuraya da gideyim, onu da göreyim, şu kitapları da alayım, filmlere abone olayım, müzikal varsa seyredeyim, vs… hep oralarda.

Beyin loblarımı klasik sağ sol işlevlerinden ayrı bir sınıflandırmaya soktum sanırsınız. Bir lob tamamıyla Fransız sanat ve kültürüne ayrılmış durumda. Diğer lob ise daha terre a terre, tek-gerçek-topraktır’ı hatırlatan bir deyim.

Şimdi yazarken fark ettim de aslında bu anlattığım işlevler normal bir beyinin çalışmasındaki sağ-sol ayrımını gösterir. Yoksa benimki bugüne kadar arızalıydı da şimdi mi düzene girdi? Acayip bir şüpheye düştüm şimdi. Derhal anılarımı yazmaya başlamalıyım. Hazır Proust’un ülkesine yeniden adım atacağım. Ya da farkındalık dediğin işte böyle bir şey olmalı. Bugün bunu iyice anladım.

Aklıma gelmişken belirteyim bol bol ikinci el kitap dükkanlarını gezeceğim. Kesin dönüş yapmadan satmak zorunda olduğum kendi kitaplarıma rastlarsam ne hoş olur yahu. Bulabilsem hepsini geri toplardım. Geçenlerde birinden bir mesaj aldıydım, anlatmıştım belki hatırlayan çıkar, birisi bir zamanlar bana ait olan Yer Altında Dünya Var kitabını bulup, üzerinde yazılı ismimden araştırma yapıp bana ulaşmıştı. Neyse yapılacaklar listesi uzun. Eklendikçe ekleniyor. Şimdi bir kaç adet Zap Book zulası da bunlara dahil oldu.

Bu arada belirtmekte fayda var. Bu bir turistik ziyaret değil. Kiki geçen sene, okul senesi demek istiyorum yoksa bal gibi bu sene, liseden mezun oldu. Paris’teki fen bilimleri hazırlık okullarından birine kabul edildi. Birincil amaç onu yerine yerleştirmek. Elimizde yurt, öğrenci evi vs gibisinden şeyler yok. Paris’te m2’ler çok pahalı. Bütçemiz geniş ya da bir sponsorumuz olsa gidip Ritz’de kırmızı halılı bir suite tutacağım, hayır çocuk rahat etsin yahu… Kendimi düşünüyorsam ne olayım.

Kıssadan hisse şunu söylemek istiyorum, eğer günlük tutarsam ki büyük ihtimal etrafta pek konuşacak kimse bulamayacağımdan kendimi yazıya vereceğim tutarım, işte o zaman şunları anlatacağım.

Cepte 10 Euro ile Paris’te 10 gün Hayatta Kalmanın Yolları.

Bu yazı dizisi çok tutulursa ikinci 10 gün için şunu planlıyorum;

Cepte 5 Euro ile Bir 10 Gün daha Paris’te Hayatta Kalmanın Yolları.

Eğlencelik isteyenlere;

Paris’te Seine nehri kıyısında nasıl taş kaydırılır?

Seine nehri üzerindeki köprülerden, özellikle de Pont Neuf köprüsünden, bu filmi de iyi hatırladım, gitmeden Pont Neuf Köprüsü Aşıkları’nı bir daha seyredeyim, hani havaya girme açısından, seyretmemişler için ipucu; bu film size; hayatta-her-şey-para-değildir’i çok hoş söyler, aşağı nasıl tükürülür?

O güzelim Fransız pastahane vitrinlerinin camına nasıl burun yapıştırılır?

Yağmur atıştırmaya başladığında en yakındaki Fnac’a (kitapçı) koşturulup, yerlere yayılarak nasıl BD (çizgi roman) okunur?

En ucuz marketlerden Fransız marka selpak mendiller alınarak nasıl Louis Vuitton’dan alışveriş etmişcesine mutlu olunur?

İşte tüm bunları 20 gün tekmili birden, devamlı, arada parça geçerek, renkli resimli anlatacağım.

Söz.

Reklamlar