Etiketler

, , , , , , , , , , ,

Uyanır uyanmaz 101 kitap projesini yeniden ele almak ve nedense Sineklerin Tanrısı ile devam etmek geçti, aklımdan. Rüyamda görmüş olmalıyım. Dün, akşam çökerken sahilde uzun uzun oturup, gitsek mi acaba diyerek adalara baktığımızı hatırlıyorum. Şimdi fotoğrafı seçince düşündüm de böylesine bir sabah için bundan iyi bir seçim olmazdı. Bu yazdıklarımı ileride okuyunca anlamlandırabilmek üzere bu sabahın ne özelliği olduğunu belirtmek lazım. Kurban Bayramının birinci günündeyiz. Hava Gri.

Sineklerin Tanrısı’nı ilk okuduğumda lise son sınıftaydım. Nasıl bu kadar iyi biliyorum? İnternet sağ olsun, çoğu zaman hafıza yerine geçiyor. Okuduğum baskının kapağı öylesine canlıydı ki kafamda, görürmez hemen tanıdım… Adam yayınları 1979.

Kitabın adı: Sineklerin Tanrısı

Yazarı: William Golding

Çevirmen: Mina Urgan

Baskı: 20. Baskı, Ocak 2012, İstanbul

Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları, Modern Klasikler Dizisi

İlk Basım Yılı: 1954

20. yüzyıl yazarlarından William Golding, yazarlığın yanı sıra oyunculuğu, denizciliği, müzisyenliği, öğretmenliği ve okul müdürlüğünü de tatmış bir kişi. İkinci dünya savaşı sırasında Kraliyet Donanması’nın bir parçası olarak hizmet yapmış. Dönüşünde öğretmenliğe ve yazmaya başlamış. Sineklerin Tanrısı ilk romanı. Okuduktan sonra şu soruyu sormuştum kendime, böylesine bir vahşeti, acımasızlığı bu kadar doğal bir üslüpla kim anlatabilir ki? Şimdi anlıyorum ki bunu ancak savaş görmüş bir kişi yapabilir. Golding, ilk kitabının elde ettiği ticari ve edebi başarının ardından öğretmenliği bırakır ve kendini tamamıyla yazıya adar. Sonraki kitaplarının, ki sadece Kule ve Çatal Dil’i okumuştum, o zamanlar ilki kadar ilgimi çekmediğini hatırlıyorum. 1983’te Nobel Edebiyat Ödülünü kazanan 1911 doğumlu İngiliz yazar Golding 1993 yılında hayata gözlerini kapatır.

Sayfa sayısı: 261

Arka Kapak Tanıtımı:

Sineklerin Tanrısı başlangıçta, ıssız bir adaya düşen çocukların serüvenlerini anlatan, küçükler için yazılmış bir öykü, R.M.Ballantyne’ın Mercan Adası’nın çağdaş bir uygulaması sanılabilir. Hatta Golding, kendine özgü buruk bir alaycılıkla, okuyucunun bu sanrısını pekiştirmek istercesine, Sineklerin Tanrısı’nın başlıca iki kişisine Mercan Adası’ndaki çocuklardan aldığı Ralph ve Jack adlarını verir. Mercan Adası’nda Ballantyne, oldukça duygusal ve biraz da bön bir iyimserlikle, gemileri battıktan sonra Pasifik Okyanusu’nda ıssız bir adaya sığınan üç ingiliz gencinin, Büyük Britanya uygarlığının oldukça başarılı bir küçük örneğini nasıl yeniden kurduklarını anlatır. Golding’in Sineklerin Tanrısı’nda da bir mercan adası ve İngiliz çocuklar vardır. Ama altı ile on iki yaş arasında olan bu çocuklar, gelecekteki atom savaşı sırasında, güvenilir bir yere götürülmek üzere bindikleri uçak bir saldırıya uğradığı için bu mercan adasına düşmüşlerdir. Ve bu mercan adasında olup bitenler, Ballantyne’ın romanında olup bitenlere hiç mi hiç benzememektedir…

Sineklerin Tanrısı’nda gördüğümüz ıssız ada da yeryüzü cennetlerinden biridir. Çocuklar da bu adanın, okudukları Mercan Adası’na çok benzediğini söylerler. Ne var ki, başlangıçta bunu hiç sezinlemediğimiz halde, atom çağının çocukları, bu güzelim adayı her açıdan bir cehenneme çevireceklerdir.

Mina Urgan.

İlk paragraf:

Denizkabuğundan Çıkan Ses

Sarı saçlı çocuk, kayadan indi, lagüne doğru yöneldi. Okul üniformasının ceketini çıkarmıştı. Elinde tuttuğu ceketin ucu yerlerde sürünüyordu. Ter içindeydi; kurşuni gömleği gövdesine, saçları alnına yapışmıştı. Vahşi ormanda açılan uzun yaranın izi sıcakta buğulanıyordu sanki. Sürüngen bitkilerle kırılmış ağaç gövdeleri arasında ağır ağır tırmanırken, bir kuş -kırmızılı sarılı hayalimsi bir kuş- cadılar gibi çığlık atıp, gökyüzüne doğru ışıl ışıl süzüldü. Başka bir ses yankıladı bu çığlığı.

Reklamlar